İçeriğe geç

Karanlıktaki Tek Işık

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Karanlıktaki Tek Işık

Bölüm 11

BEKLENMEDİK PATRON

Güneşin yüzüme vurmasıyla uyandım. Odam aydınlanmıştı. Bayağı uzun süredir uyuyor olmalıydım. Bugün işim olduğunu bile tamamen unutmuştum.

Gözlerimi ovuşturarak yatakta doğruldum.

"Hayır ya, lanete gelsin! Geç kaldım."

Sehpanın üzerindeki telefonumu elime alıp saate baktım.

Ama o kadar da geç değildi.

Aksine, daha tam bir saatim vardı.

"Gerçekten şaka gibi... Böyle rüyanın da içine ederim. Delireceğim ya."

Onun beni kaçırmasıyla ilgili gördüğüm rüya aklımdan çıkmıyordu.

Böyle bir rüya mı olurdu ya?

Bunu düşünürken elim istemsizce kolumdaki ağrıya gitti.

Kolumu sıvadım, ardından üzerimdeki bornozu çıkarıp kıyafetlerimi giymeye başladım.

Tam o sırada aynanın karşısına geçtim.

Koluma baktığımda küçük bir morluk gördüm.

Bir anda kafamda bir ışık çaktı.

"Bir dakika... Bir dakika... Hayır! Bunlar olamaz. Bunlar sadece bir rüyaydı. Gerçek olamaz."

Saçlarımı karıştırıp aynaya biraz daha yaklaştım.

Morluk, sanki iğne batırılmış gibi duruyordu.

"Buna inanamıyorum... Gerçekten inanamıyorum. Bir de bornozun üzerinden vurmuş... Manyak! Kafayı yiyeceğim."

Aklımı kaybetmek üzereydim.

Nasıl bir şeyin içine düştüğümü bile anlayamıyordum.

Ama artık umursamak istemiyordum.

Çünkü umursadıkça daha fazla kafama takıyordum.

Başımı iki yana sallayıp kıyafetlerimi tamamen giydim.

Aşağı indiğimde annemi masanın başında ilaçlarını içerken gördüm.

Yanına gidip yanağından öptüm.

"İlaçların bitmesine çok az kalmış ama merak etme. Hepsini halledeceğim."

Annemin sıcak gülümsemesi içimi ısıttı.

"Oğlum, yemek yeseydin."

Başımı salladım.

"Anne, sen biliyorsun ki ben sabahları yemek yemem."

Annem ayağa kalktı ve kulağımdan tuttu.

"Ama bir kez olsun sabahları yemek yemelisin."

Gülümseyerek elini tuttum ve bir adım geri çekildim.

"Anne ya... Kulağımı acıttın."

Gerçekten de kıpkırmızı olmuştu.

Elindeki gücü anlatamam.

Küçük bir gülüşle yerine oturdu.

Ben de kapıya doğru yürüdüm.

"Oğlum, dikkatli ol lütfen."

Annemin her evden çıkışımda bana dikkatli olmamı söylemesi ve arkamdan dua etmesi gerçekten paha biçilemezdi.

Ayakkabılarımı giydim.

Kapıyı yavaşça kapatıp dışarıdan kilitledim.

Zaten içeriden açılabilen bir kilit sistemi vardı.

Merdivenlerden aşağı inmeye başladım.

Hâlâ aklım gece yaşananlardaydı.

Tam inerken, iğnenin etkisinden miydi bilmiyorum ama başım döndü.

Bir an gözlerim karardı.

"Lanet olsun."

diye sessizce mırıldandım.

Ama kısa sürdüğü için pek umursamadım.

Aşağı inip motorumu çalıştırmaya çalıştım.

Ama ne şans...

Motor çalışmıyordu.

Bu motoru gerçekten çok seviyordum.

Gerçi şaşırmamak gerekiyordu.

Yıllardır kullanıyordum ve doğru düzgün tamire götürmemiştim.

"Hadi ama bebeğim... Lütfen. Zaten kaç gündür olaylar üst üste geliyor."

Bir kez denedim.

İki kez denedim.

Üçüncü denemede sonunda çalıştı.

Yola çıkmadan önce telefonuma baktım.

Patronum mesaj atmıştı.

Mümkün olduğunca çabuk gelmemi söylüyor ve bugün çalışacağım barın konumunu gönderiyordu.

Hemen yola çıktım.

Yaklaşık yirmi dakika sonra vardım.

Bayağı uzak bir yoldu ama elimden geldiğince hızlı gelmeye çalışmıştım.

İçeri girerken arkadaşlarımı göreceğimi düşünüyordum.

Fakat kapıyı açar açmaz hiç tanımadığım insanlarla karşılaştım.

Üzerimi düzelttim.

Kostümümün üzerindeki görünmez tozları silker gibi yaptım.

Sonra kısa adımlarla içeri ilerledim.

Aslında böyle ortamlarda hiç gergin olmazdım.

Ama bugün...

Sanki birazdan bir şeyler patlayacakmış gibi garip bir gerginlik vardı içimde.

Patronumu aramaya başladım.

Her yeri inceledim.

Ama onu göremeyince telefonumu çıkarıp aradım.

"Alo patron, sizi arıyorum. Acaba neredesiniz?"

"Oğlum, bu gece patronun ben olmayacağım. Orada bir başkası var. Bu gece senin patronun o olacak."

"Ama patron... Ben senden başka kimsenin çırağı olmak istemiyorum."

"Oğlum, hadi fazla konuşmadan işine başla. Bu gece ben yokum. Lütfen daha dikkatli olmaya çalış."

"Patron, ben her zaman dikkatliyimdir."

"Tamam, hadi çabuk ol."

Yüzüme telefonu kapatması gerçekten sinirime dokunmuştu.

Ama bunu da fazla umursamadan diğerlerinin yanına gittim.

Herkes dimdik duruyordu.

Kendilerinden emin gibi görünüyorlardı.

Aslında...

Dik durmuyorlar, korkularını belli etmemeye çalışıyorlardı.

Yanlarına gidip birinin karşısında durdum.

"Selam. Bana yardımcı olur musun? Ben burada yeniyim. Patronum bu gece yok."

Hiçbir cevap vermedi.

Tek bir hareket bile yapmadı.

Tam o sırada arkamdan birinin omzuma dokunduğunu hissettim.

Arkamı dönünce beni tanıyormuş gibi gülümseyen bir çocuk gördüm.

"Galiba sen de benim gibi kayboldun. Ya da patronun seni bugün yalnız bıraktı."

Gülümsemesine şaşırarak ben de karşılık verdim.

"Şey... İkinci seçeneği seçebiliyor muyum?"

Gülerek başını salladı.

"Evet. Ben de o seçenekteyim."

"Her neyse... Bugünü atlatalım da bitsin."

"Evet, haklısın."

Sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdim.

"Bu arada ben Ege."

"Ege mi? Buralı değilsin galiba."

"Evet. Ben Türkiye'den geldim."

"Vay be... Hep orada olmak istemişimdir."

"Bir gün beklerim. Misafirlere kapımız her zaman açıktır."

"Bu arada ben Alexander."

"Güzel isim, Alex."

Dudağımı büzdüm.

"Alexander demeni tercih ederim."

"Ah, tabii ki."

Yüzündeki gülümseme bir an bile kaybolmadı.

Tam o sırada yanımıza biri geldi.

Sıraya dizilmemiz gerektiğini söyledi.

Sıraya geçerken içeri girecek kişinin bu gecenin patronu olacağını duyunca elimi sıktım.

Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.

Bu...

Thomas'tı.

_______________

Ah be Alex büyük hayalerin var

Bölüm sonu

1 yorum