İstanbul'un kalabalık caddelerinden birinde yürürken, gecenin serinliği içimi ürpertiyordu. Arkadaşlarımdan ayrılıp eve dönmeye karar verdiğimde bu sokakların bu kadar ürkütücü olacağını düşünmemiştim. Işıklar sönük, sokaklar ürkütücü ve sessizdi. Adımlarımı hızlandırdım ama nedense sanki biri beni takip ediyormuş gibi hissettim.
Birden, arkamda beliren birkaç gölge gördüm ve yüreğim ağzıma geldi. Tam hızlanarak uzaklaşmak isterken, bir el bileğimden sertçe tuttu ve beni duvara yasladı. Üç adam etrafımı sardığında, kalbim deli gibi çarpıyordu. Panik içinde nefes almaya çalışıyordum. Bir çıkış yolu bulabilecek miydim?
"Hey, nereye böyle aceleyle?" dedi adam alaycı bir sesle. Çaresizlik içindeydim, ama o an bir başka ses duyuldu; daha derin, daha sert bir ses…
"Kızı bırakın."
Başımı çevirdiğimde, karanlığın içinde bir siluet gördüm. Siyah deri ceket giymiş, gözleri ürkütücü bir ciddiyetle parlayan bir adam bize doğru yaklaşıyordu. O anda kalbim farklı bir sebepten hızlandı. Adamın varlığı bir güven hissi veriyordu, ama aynı zamanda içimde tarif edemediğim bir korku da vardı.
Adamlar bir adım geri çekildi, sanki o tanınan biriymiş gibi… Biri, "Bu senin meselen değil, Mert," dedi.
Mert mi? İsmi yankılandı zihnimde. Bu ismin etrafında bir tehlike olduğu belliydi, ama tam olarak anlayamıyordum.
Adamın dudakları kısık bir gülümsemeyle büküldü. "Öyle mi?" dedi soğuk bir ses tonuyla. Mert’in yaklaşmasıyla, adamlar birer birer geri çekildi ve karanlıkta kayboldular.
Kurtulmuştum. Ama bu adamla yalnız kalmak, düşündüğümden daha ürkütücüydü.
Mert yanımda durduğunda, gözlerindeki soğuk bakış beni bir süre susturdu. "Bu saatte burada ne işin var?" diye sordu, gözlerinde bir merak, sesinde alayla.
"Kayboldum," dedim güçlükle nefes alarak. “Teşekkür ederim.”
Mert, gözlerini benden ayırmadan bakmaya devam etti. Beni inceliyor gibiydi. "Bu sokaklar, senin gibi birine göre değil," dedi sonra, o ürkütücü gülümsemesini saklamadan.
Bileğimi tuttu ve beni, sanki tehlikeden daha da uzağa çekmek ister gibi güvenli bir yola yönlendirdi. Yanında yürürken kalbim hem korkuyla hem de garip bir heyecanla çarpıyordu. Yanında hissettiğim bu güven mi yoksa çekim miydi, anlamıyordum. Ama tek bildiğim, bu adamın karanlık bir yanının olduğuydu… ve bu karanlık, beni içine çekiyordu.


