İçeriğe geç

Karanlıkta İmkansız Bir Aşk

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Karanlıkta İmkansız Bir Aşk

Bölüm 10

Sessiz Gölge

10. Bölüm – Sessiz Gölge

1. Kısım

"İnsan bazen geleceğini, en sıradan görünen bir sohbetin içinde kurar."

Sonbahar, yetimhanenin bahçesine iyice yerleşmişti.

Rüzgâr artık eskisinden daha sert esiyor, avludaki yaşlı çınar ağacı her gün biraz daha yaprak döküyordu. Sarı ve turuncu yapraklar taş yolda dönerek ilerliyor, çocuklar da onları yakalamaya çalışıyordu.

Okuldan dönen çocuklar her zamanki gibi çantalarını odalarına bırakıp bahçeye indiler.

Müdür, elindeki eski kutuları göstererek gülümsedi.

"Hafta sonu küçük bir sonbahar şenliği yapacağız. Bahçeyi birlikte süsleyeceğiz."

Çocukların yüzü aydınlandı.

Yetimhanede böyle günler çok sık olmazdı.

Herkes küçük de olsa güzel bir şeyler yaşayabilmek için heyecanlanıyordu.

Nisan, renkli kâğıtlardan yaprak şekilleri kesmeye başladı.

Egemen ise ipin üzerine dizilecek süsleri taşımaya çalışıyordu.

Fakat kutu neredeyse kendisi kadar büyüktü.

Bir adım attı.

Sonra sendeledi.

Kutunun içindekiler yere saçıldı.

"Kaldırayım!"

Emir hemen koştu.

Birlikte bütün süsleri toplamaya başladılar.

Azra da eğilip yere düşen küçük kâğıtları tek tek aldı.

Egemen mahcup bir sesle,

"Ben yapamadım..."

dedi.

Emir gülümseyerek omzuna dokundu.

"Yapamadın değil."

"Tek başına yapmaya çalıştın."

Egemen başını kaldırdı.

"Farkı ne?"

Emir yerdeki son yaprağı kutuya koydu.

"Bazı yükler tek kişi için ağırdır."

"Birlikte taşırsan hafifler."

Azra, Emir'e baktı.

Onun bu kadar küçük yaşta böyle cümleler kurmasına şaşırıyordu.

Sanki kendisi de farkında olmadan insanların yükünü hafifletmeye çalışıyordu.

Öğleden sonra süslemeler tamamlanmıştı.

Çınar ağacının dallarına renkli kâğıtlar asılmış, eski bankların etrafına küçük fenerler yerleştirilmişti.

Çok gösterişli değildi.

Ama sıcacıktı.

Egemen hayranlıkla etrafına baktı.

"Burası hiç yetimhane gibi görünmüyor."

Nisan gülümsedi.

"Belki de ev gibi görünüyordur."

Azra bu cümleyi duyunca durdu.

"Ev..."

Bu kelime zihninde yankılandı.

Ev...

Nasıl bir yerdi?

Bir bina mıydı?

Yoksa insanın kendini güvende hissettiği yer mi?

Cevabını bilmiyordu.

Ama son günlerde, bu bahçede otururken içindeki yalnızlığın biraz azaldığını hissediyordu.

Belki de ilk kez...

Bir yere ait hissediyordu.

Akşamüstü hava serinleyince çocuklar bahçedeki banka oturdu.

Gökyüzü turuncuya dönmüş, güneş yavaş yavaş ağaçların arkasına saklanıyordu.

Bir süre kimse konuşmadı.

Sessizliği bu kez Emir bozdu.

"Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?"

Egemen hiç düşünmeden cevap verdi.

"Aşçı."

Nisan güldü.

"Neden?"

"Kimse aç kalmasın diye."

Nisan'ın gözleri doldu.

Kardeşi bunu söylerken çok ciddiydi.

Sanki küçücük yaşında açlığın ne demek olduğunu öğrenmişti.

"Sen?" diye sordu Emir.

Nisan gökyüzüne baktı.

"Doktor."

"Neden doktor?"

"Çünkü insanların canı acırken hiçbir şey yapamamak çok kötü."

Azra merakla sordu.

"Bunu nereden biliyorsun?"

Nisan cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.

"Bazen..."

"...Bir insanın elini tutmak yetmiyor."

Bu cümleden sonra sessizlik oldu.

Emir gözlerini Azra'ya çevirdi.

"Peki ya sen?"

Azra ilk başta cevap vermedi.

Toprağa düşen kuru bir yaprağı eline aldı.

Parmaklarının arasında yavaşça çevirdi.

Sonra usulca konuştu.

"İnsanların..."

Sustu.

"...Korkmadan yaşayabildiği bir dünya olsun isterdim."

Emir dikkatle dinliyordu.

"Belki..."

diye devam etti Azra.

"...Haksızlığa uğrayanları koruyan biri olurum."

Emir hafifçe gülümsedi.

"Olursun."

"Nereden biliyorsun?"

"Çünkü sen güçlü görünmeye çalışmıyorsun."

"Gerçekten güçlüsün."

Azra ilk kez bu sözü duyuyordu.

Kalbinin derinlerinde küçük bir sıcaklık hissetti.

Tam cevap verecekti ki...

Yetimhanenin demir kapısının önünden yavaşça siyah bir araba geçti.

Araç hiç durmadı.

Sadece birkaç saniyeliğine yavaşladı.

Sonra yoluna devam etti.

Dört çocuk bunu sıradan bir araba sandı.

Ama onları izleyen biri vardı.

Ve o kişi, gözlerini özellikle iki çocuğun üzerinden ayırmıyordu.

2. Kısım

"Bazı bakışlar sevgiyle izler. Bazıları ise hesap yapmak için..."

Akşam, sonbaharın serinliğiyle birlikte yavaş yavaş çökmüştü.

Bahçeye asılan küçük fenerler tek tek yanmış, sarı ışıkları taş yollara sıcak bir renk bırakmıştı.

Çocuklar yaptıkları süslemeleri hayranlıkla izliyordu.

Egemen, kollarını iki yana açıp dönmeye başladı.

"Çok güzel oldu!"

Emir gülerek onu durdurdu.

"Biraz daha dönersen başın dönecek."

"Hayır dönmez."

Sözünü bitiremeden sendeledi.

Dördü birden kahkahaya boğuldu.

Bu kahkahalar, yetimhanenin duvarlarına çarpıp gecenin sessizliğine karışıyordu.

Müdür, kapının önündeki sandalyeye oturmuş onları izliyordu.

Çocukların bu kadar uzun zaman sonra yeniden gülebildiğini görmek, onu da mutlu etmişti.

Tam o sırada uzaktan gelen motor sesi dikkatini çekti.

Az önce bahçenin önünden geçen siyah araç, bu kez sokağın sonunda durmuştu.

Farları kapalıydı.

Müdür birkaç saniye baktı.

"Herhâlde yolunu arıyor."

diye düşündü.

Sonra yeniden çocuklara döndü.

Araç ise yerinden kıpırdamıyordu.

Aracın içinde oturan adam, ön koltuğa bıraktığı dosyayı açtı.

İçinden eski bir fotoğraf çıkardı.

Fotoğrafın kenarları yıpranmıştı.

Yıllardır defalarca açılıp kapanmış gibiydi.

Adam uzun süre fotoğrafa baktı.

Sonra başını kaldırıp yetimhanenin bahçesine çevirdi.

Uzaktan dört çocuğu seçebiliyordu.

İki çocuk özellikle dikkatini çekiyordu.

Biri gri gözlü, siyah saçlı küçük kız...

Diğeri ise mavi gözlü kumral çocuk...

Adamın yüzünde hiçbir duygu okunmuyordu.

Sadece sessizce izliyordu.

Telefonu çaldı.

Ekrana baktı.

Arayan kişinin adı görünmüyordu.

Kısa bir an duraksadı.

Sonra telefonu açtı.

"Efendim."

Karşı taraftaki sesi okur duyamazdı.

Adam sadece dinledi.

Ardından sakin bir sesle konuştu.

"Henüz bir hareket yok."

...

"Hayır."

...

"Çocuklar güvende."

...

"Anlaşıldı."

Telefon kapandı.

Adam, fotoğrafı tekrar dosyanın içine yerleştirdi.

Motoru çalıştırdı.

Ama gitmeden önce son kez dikiz aynasından yetimhaneye baktı.

Sanki yıllardır aradığı bir parçayı bulmuş gibiydi.

O sırada bahçede...

Egemen yorulunca başını Emir'in omzuna yasladı.

"Bugün çok güzeldi."

Emir saçlarını karıştırdı.

"Daha güzelleri de olacak."

Azra gökyüzüne baktı.

İlk yıldız görünmüştü.

"Neye bakıyorsun?"

diye sordu Nisan.

Azra hafifçe gülümsedi.

"Bilmiyorum."

"Yıldızlar bana tanıdık geliyor."

"Sanki..."

"Sanki bir zamanlar biriyle birlikte saymışım."

Kelimeleri söyler söylemez yine o tanıdık baş ağrısı başladı.

Kısa bir görüntü...

Gece...

Bir çocuk sesi...

Sonra karanlık...

Azra gözlerini kapattı.

Emir bunu fark edip sessizce yanına yaklaştı.

"Yine mi?"

Azra sadece başını salladı.

"Geçecek."

dedi Emir.

"Bir gün hepsi geçecek."

Azra ona baktı.

"Nereden biliyorsun?"

Emir cevap vermeden gökyüzüne çevirdi gözlerini.

"Çünkü..."

"...Hatırlayamasak bile umut etmeyi unutmadık."

Azra'nın yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.

Belki gerçekten de umut etmek, hatırlamaktan önce geliyordu.

O gece dört çocuk aynı gökyüzünün altında uykuya daldı.

Fakat onları izleyen karanlık, her geçen gün biraz daha yaklaşıyordu.

Ve geçmiş...

Sessiz adımlarla geleceğe doğru yürümeye devam ediyordu.

10. Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.