"Sayın Savcım, miras davasının Savcısını buldum." bu kızı cidden seviyorum. "Kimmiş bakalım?" uzun zamandır baktığım dava bitecekti. Yani neredeyse. "Savcım çok uzaklarda aramaya gerek yokmuş." dedi ve hafifçe kıkırdadı. "Uzatmadan söylesene Helin." diye kızdığımda hemen dimdik durup boğazını temizledi. "Savcım, Hilal Savcım bakıyormuş davaya."
Ne? Bu dünyadaki bilmem kaç savcıdan buna mı düşmüş dava?
"Şaka. Değil mi? Bir Nisan falanda değil ama güleyim bari." dedim zorla gülerken. "Savcım, yani savcım bakıyormuş." dediğin de onun yüzüne bir on beş saniye kadar baktım ve "Helin isim kullanalım. Lütfen." Helin utanmış bir şekilde sırıttı ve "Savcım başka bir isteğiniz veya arzunuz yoksa veya herhangi bir ihtiyaç-" uzatmasına hiç gerek olmadığından "Teşekkür ederim Helin. " dedim ve Helin dışarıya çıkmasını bekledim. " O kadarda sevinmiştim hal bu ki.
Çok sevinmemek daha iyi çünkü son sevinen çok mutlu olur. En ihtiyacım olan kişi beni sırtımdan vuran bir caniydi ve bir özre bile gerek duymadan hasta ziyaretime gelip hastanede birkaç savcıyla beraber benim yüzüme bakabilmişti.
O sırada kapım tıkladı. "Girebilirsin." dedim ve arkamı döndüm. Tam olarak bir yıldır bu odanın yüzüne bakmayan Hilal savcı tam da benim ihtiyacımın olduğu gün yanıma uğruyor. Sevinmeyeceğim. Ona güvenemezsin İnci! Şimdi somurt ve asla gülme. Dedi içimden gelen ses. Doğru söylüyordu.
"Hangi rüzgar attı sizi buraya." diye sordum kaşlarımı hafifçe büzerken. "Ankara rüzgarı değil." dedi ve dudağını araladı. Ankara Rüzgarı en sevdiğimiz şarkı. Şarkıydı.
Pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı
İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına
İçli sesin ah ne kadar açtı gönül yasımı
Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına
"Sevindim. Bir şey içer misiniz?" diye sordum ve onu beklemeden numarayı tuşlayıp aradım.
"Kemal amca bana bir kahve bir çay getirir misin?"
Hilal konuşmaya başlayacakken "Kahve sade olsun." dedim. Onu tanıyordum. Ama bu çok eskidendi.
"Tamamdır sayın savcım." dedi ve ardından telefonu kapattım.
"Hilal savcım nasılsınız?"
"İyiyim İnci Savcım sizi sormalı, depresyon falan geçirdiniz diye düşünüyorum tek arkadaşınız sizi sattı." Bir insan işte bu kadar yüzsüz olabilirdi. İnsan birine laf sokmak için kendini gömmezdi.
"Savcım siz demediniz mi ben duygusuzum bu gibi şeyler beni etkilemez" dedim ve hafifçe gülümsedim.
"Siz ne için geldiniz?" diye sordum. Hilal biraz sıkılarak "Mira Keskin nerede, buldunuz mu?" diye sordu. "Az kaldı, sizde bu kadar özel bir dava almışsınız son zamanlarda saygınlığınız çok düştü?" daha da düşebilirdi Hilal benim sayemde kurtuldun sen ve hala teşekkür etmedin!” diye sordum sırıtarak. Kendime çok sinir oldum. Bir daha bunu demeyeceğim. "Ben alacağımı aldım." dedi ve dışarıya yöneldi. "Durun daha kahvenizi içmediniz. Kapım çaldı. "Gir. Bak kahvelerde geldi." dedim.
"Çayları koyayım Savcım." dediğinde hemen "Masaya koy” dedim ve elimle göstererek anlatımımı güçlendirdim. "Savcım siz ne yaptınız miras kime verilecek." diye sordum. "İyi ki senden hızlıyım o zaman." dedi ve anlatmaya başladı. "Normalde çocuklara ve eşine mirasın yüzde ellisi verilir. Kadın vesayetinde kız kardeşi olmak üzere tüm aile üyeleri yazıyor. Kadının çocuğu olmadığı için eşine verilmesi gerekir. Yani adam dava açacak. Ama Mira Keskin nerede bulanamadığından şu an kimseye verilemez." dedi.
"Sağ olun savcım." dedim çayımı yudumlarken. Ama o an kafama dank etti. "Kadının bir abisi bir kız kardeşi var ama orada neden özellikle kız olan demiş ve kadının imzasında minik uyuşmazlıklar var yani Mira Keskin daha genç olduğundan vesiyet yazmamış olabilir ve biri onun yerine vesayet yazmış olabilir. Bu vesayet de özellikle kız kardeşinden bahsettiğinden kardeşi onu öldürmüş olabilir." dedim gözlerim fal taşı gibi açıkken. Hilal'de en az benim kadar şaşırmıştı. "Bu çok mantıklı." dedi. "Teşekkür ederim İnci Savcım iyi günler.” Dedi ve çıktı. Bunların tekrar ifadesini alamam gerek. Defterimde yeni bir sayfa açtım ve Şüpheliler diye başlık attım.
ŞÜPHELİLER
-KIZ KARDEŞİ
-EŞİ
-ERKEK KARDEŞİ
O an gözüme Mira’nın annesinin ifadesi çarpınca okumaya geçtim.