
fotoğraf - stefan ve lara
Stefandan
Güneş yavaş yavaş şehri aydınlatırken çatıda oturuyordum. Soğuk rüzgar saçlarımı savuruyor, ellerimle dizlerimi kavramıştım. Şehrin gürültüsü aşağıda hafif bir uğultu gibi, ama kafamda kendi sesim vardı; düşüncelerim yankılanıyordu.
Lara hiçbir şeyden habersiz,” diye düşündüm. Arkadaşları, ailesi… her şey onun için normal ve güvenli gözüküyor. Oysa ben dün gece bir geç saatlere kadar uğraştım. Koruması olduğum adamlar, mafyanın gölgesi, gece kulübü işlerinin pis kokusu… hepsi içimde bir ağırlık. Lara bunlardan habersiz. Bunu asla bilmemeli.
Ellere bulaşan işler, kirli para, tehditler… her biri benim hayatımın bir parçası ama Lara’ya ulaşmamalı. Onun masumiyetini korumak istiyorum. Geceleri çalışmak, suçun içindeki işleri yönetmek; hepsi onun güvenliği için. Ama bunu hiçbir zaman anlayamaz, hiç bilmemeli.
Başımı dizlerime yasladım, gözlerimi kapattım. Lara’nın yüzü gözümün önüne geldi; gülüşü, telaşı, bütün hayatın ciddiyeti ondan uzak. İçimde hem koruma hem suçluluk hissi… ve bu çelişki ağır bir yük gibi. Kimse bilmiyor, Lara dahil. Kimsenin bilmemesi için her şeyi yapacağım. hepsi lara ve ailem için.
Camdan içeri girip üstümü çıkardım. boxerla kalıp kendımı yatağa attım uyku beni çağırdı.
Lovedan:
Sabah gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey baş ağrısı oldu. Yemin ederim bu evin havası bile bana ağır geliyor. Yatağın kenarında yarım kalmış kahve kutusu, yerde saçılmış tişörtler… Evet, tipik ben.
Ayağa kalkıp aynaya baktım. “Günaydın güzellik… hâlâ yaşıyorsun, bu da bir şey,” dedim kendi kendime.
Mutfaktan gelen tıkırtılar dikkatimi çekti. Lara yine erken kalkmış olmalı. O kızın düzeni beni hem çıldırtıyor hem de kıskandırıyor. Ben sabahları kendime gelemiyorum, o ise sanki gün doğmadan ayağa dikiliyor.
Salona çıktığımda Lara mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Saçlarını toplamış, ciddi bir suratla ekmek kesiyordu. Gözlerimi ovuşturup arkasından yaklaştım, kollarımı omuzlarına doladım.
“İşte benim küçük prensesim çalışıyor… Ablasına da kahve yok mu yani?”
Lara başını çevirmeden, “Love, daha sabahın körü… lütfen bugün kavga etmeyelim,” dedi.
Omzuma yaslandım, kahkaha attım. “Kavga mı? Ben mi? Asla! Sadece sabah enerjimi senin üzerinde atıyorum.”
Lara bana ters ters baktı. O bakışını çok iyi bilirim, ‘senin yüzünden saçlarımı yolacağım’ bakışı. Ama ben aldırış etmeden tezgâhtan ekmek parçasını kaptım.
“Bu arada,” dedim ağzım doluyken, “dün gece kızlarla görüntülü konuşurken dedikoduları bana sakladınız. Bugün her şeyi anlatacaksınız. Yoksa okula ben gelip Stefan’a selam veririm.”
Lara’nın yüzündeki şaşkınlığı görünce kahkahayı bastım. İşte, sabahları onu sinir etmek benim en sevdiğim kahvaltı menüsü.Üçümüz de güldük. Birkaç saniye gerçekten normal bir hayat yaşıyor gibiydim. Annem kapıda bize gülüyordu .Mutfağın kokusu, kahkahalar… içimi ısıtıyordu. Ama o anda telefonum titredi.
Cebimde gizlice açtım. Ekranda yine ondan gelen mesaj vardı:
“Bu gece parti var. Geliyorsun. Eksik kalma. Mal orada. Gelmezsen, arkadaşlarının isimlerini saymaya başlarım.”
Gözlerim karardı. Yutkundum. Onlara belli etmemek için kahkahama kahkaha ekledim, ama içimde fırtına koptu. O pislik beni uyuşturucu partisine çağırıyordu. Gitmek istemiyordum… ama gitmezsem, Lara’yı ve diğerlerini tehlikeye atabilirdim.
Kendi kendime mırıldandım:— “Bir gece daha… sadece bir gece daha dayanacağım.”
Ama içimde bir ses fısıldıyordu: Bu sefer çıkamayabilirsin, Love.
Sofraya geçtiğimizde annem "artık dışarı yok lütfen hiç aileye yakışmayan biri oldun neden " dedi. Alaycı bir gülümseme ile
"Lisede… onu sevmiştim. Gerçekten sevmiştim. Hani öyle çocukça bir heves değil, iliklerime kadar hissediyordum. Onun kahkahası, bana dokunuşu… bir süreliğine bu dünyada iyi bir şeylere inanmamı sağlamıştı. Adı hâlâ dilimin ucunda ama söylemeye bile cesaretim yok. Çünkü o isim bile mezar taşının soğukluğunu hatırlatıyor.”
Dudaklarımı ısırdım, gözlerim bulanıklaştı.
“O gün… kaza günü. Araba çarpıştığında, ben sadece birkaç metre ötedeydim. Cam kırıklarının çığlığı, metalin bükülüşü… o görüntü gözümün önünden gitmedi. Koştum ama elimden hiçbir şey gelmedi. Onu oracıkta kaybettim. Benim en güzel yanım, o enkazın içinde can verdi.”
İçimden bir kahkaha patladı, acıdan doğan alaycı bir kahkaha.
“Sonra işte… her şey değişti. İnsanlar bana acıyarak baktı. Öğretmenler, arkadaşlar, hatta annem… herkes. Ve ben o bakışların içinde boğuldum. Çünkü biliyordum — içimdeki öfke, o günkü kaybın ardından daha da büyüdü. Onun yokluğunu bahane edip kendimi karanlığa bıraktım. İçki, uyuşturucu, gece kulüpleri… herkes ‘Love kendini kaybetti’ dedi. Doğruydu. Ama ben aslında çoktan kaybolmuştum. Kazayla birlikte gömülmüştüm.”
Nefesim kesildi bir an.
“İşte bu yüzden oldum. Çünkü o gün bir seçim yapmıştım: ya acıyı taşıyacaktım ya da acıya teslim olacaktım. Ben teslim oldum. İyi bir insan olmayı bıraktım. Ve şunu itiraf etmeliyim ki… bazen bundan pişman bile değilim. Çünkü iyi olmak, bana sadece sevdiklerimi kaybettirdi.”
Lara ayağa kalkıp bana sarıldı ağlayarak sadece durdum. Kalkıp odama yürüdüm.
Laradan:
Birden kalkıp odasına doğru yürürken. "love seni her şeyden çok seviyorum her şey geçicek" diye söylendim duraksadı ve odasına girdi.
Annem de kalkıp odasına gitti asla yanımda bir damla gözyaşı dökmeden yıllarca..
Eşofmanım ve askılı bluz üstüne kapşonluyu geçirdim. fermuarını çekip dışarı cıktım. Hızlı adımlarla stefan'ın evine doğru yürüdüm çok uzak değildi. Yürürken esen hafif soğuk rüzgar, dolan gözlerimi yakıyordu.
Kapıyı çalmaya başladım açan yoktu daha hızlı çaldım stefanın'ın annesi açtı. " kızım."
Biraz ayak üstü laflayıp yukarı cıktım
Odasına koşarak girdiğim için biraz irkilmişti hemen yatağa diz çöküp onu öpmeye başladım duraksamıstı ama anında karşılık verdi.
Öpüşürken kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Dudaklarımla Stefan’ın dudakları birleştiğinde, tüm stresim ve kaygılarım bir an için kayboldu. Ellerimi boynuna doladım, o da belimi sardı; nefeslerimiz birbirine karıştı.
Bir an durup gözlerine baktım. Titreyen bir sesle, “Seni seviyorum, Stefan,” dedim.
O gözlerindeki güven ve sıcaklıkla bana baktı, gülümsedi ve fısıldadı:
— “Ben hep seninleyim, Lara. Nerede olursan ol, ne yaşarsan yaşa, hep yanında olacağım.”
O an, kollarının içinde kendimi tamamen bırakmak istedim. Bütün korkularımı, stresimi ve içimdeki karışıklığı unutup sadece Stefan’ı hissetmek… onu her zerremle hissetmek istedim.Stefan’ın elleri bedenimde dolaştıkça, içimde bir sıcaklık yükseliyor, kalbim deli gibi çarpıyordu. Kendimi tamamen bırakmak istiyordum ama bir parça da kaçınmak istiyordum; bu kadar yakınlık hem korkutucu hem de büyüleyiciydi.
O an fark ettim ki, ilk kez birine bu kadar yakın olmak, arzuyu ve zevki bir arada hissettirmek böyle yoğun oluyordu. Her nefes alışımız, her dokunuşumuz, içimde bir tür elektrik patlaması yaratıyor, bütün bedenimi sarıyordu.
Titreyen nefesimle fısıldadım: “Şimdi… seni istiyorum.” Stefan duraksadı ve "istiyor musun?" Soruyu kabul edemem sevgilim kafamla oynaylayıp öpmeye devam ettim. Bi engel yoktur artık bedenlerimiz birbirine değiyordu kıyafet sıfırdı. Nefes nefeseydik içime girerken çığlıklarıma engel olamamıştım. Arzu,acıdan,korku garip hisler. O da bende bırbırımızı deli gibi istiyorduk belliydi i*lemelerimiz birbirine karışmıştı.
&
Evde akşam ki univrersite partisi için kıyafet denerken,bi yandan yaşadığım büyülü anı düşünüyordum. Onu seviyordum. Dayanamayıp kızları aradım görüntülü bi şekilde kıyafet göstermek için
Baksanıza!” dedim, telefonumu aynaya doğru çevirip elbiseyi gösterdim. “Bu mu daha iyi, yoksa siyah olan mı?”
“Sen ne giysen olur, yeter ki yüzündeki o ifadeyi silme,” dedi Avril, göz kırparak.
Caroline hemen atıldı: “Kesin bir şey olmuş, bak bak o gözler var ya… anlat kızım, çabuk anlat!”
Gülmekten kendimi alamadım. Sesim titreyerek:
“Biz… şey… Stefan’la… dün gece… yani… birlikte olduk.”
Kızların gözleri aynı anda büyüdü, ekran bir anda çığlıklarla doldu. Avril yastığını fırlatıyormuş gibi ekrana yaklaştı: “Ciddi misin sen?”
Caroline kahkahalarla: “Ben demiştim, bu bakış başka bakış!”
Tam o sırada kapım aniden açıldı. Love, yüzünde anlam veremediğim bir gerginlikle içeri girdi. Gözleri bir an telefona, sonra bana kaydı.
“Elinden düşür şu telefonu,” dedi sert bir sesle.
Ne yapacağımı bilemedim, ekrandaki kızlar bir anda sessizleşmişti. Love gözlerini kısmış, bana bakıyordu. İçimde bir panik hissettim;
Telefonu kapatır kapatmaz, Love’ın sert sesi odamı doldurdu. Kalbim sıkıştı, yüzüme bakışı sanki beni suçlu ilan etmiş gibiydi.
“Bu kadar kendini kaptırmanı istemiyorum Lara!” dediğinde nefesim kesildi.
Gözlerimi yere indirdim. İçimde hem öfke hem de suçluluk vardı. Sessiz kalamazdım.
“Love… ben sadece mutlu olmak istiyorum,” dedim alçak bir sesle. “Biliyorum, belki sana göre hata yapıyorum ama… o bana iyi geliyor. Yanında kendimi değerli hissediyorum.”
Love sinirle kaşlarını çattı, bir adım bana yaklaştı. “İyi geliyor mu? Daha dün tanıdığın bir his uğruna bütün hayatını riske mi atacaksın? Lara, sen her şeyini bu kadar kolay veremezsin!”
Başımı kaldırdım, gözlerim doluyordu. “Ben her şeyimi vermiyorum. Sadece… sevmek istiyorum. Ve sevilmek. Bundan neden bu kadar korkuyorsun?”
Love ellerini iki yana açtı, sesinde öfkeyle karışık çaresizlik vardı:
“Çünkü biliyorum! Çünkü insanların nasıl olabileceğini, her şeyini aldıktan sonra geriye seni ne hale getirebileceğini biliyorum. Sen benim kardeşimsin, seni bu girdaba bırakmam!”
Kalbim daha da ağırlaştı. Onun beni korumak istediğini biliyordum ama bu baskı nefesimi kesiyordu. Dudaklarım titreyerek sadece şunu söyleyebildim:
“Ben seni anlıyorum Love… ama lütfen, bana da güven. Ben senin küçük kızın değilim artık.”
O an odada yalnızca ikimizin nefesi duyuluyordu; ikimiz de bir şey söylemeden birbirimize bakıyorduk.
1saat sonra Görüntülü arama:
: “Baloya ne giyeceksin? Ben kırmızıyla siyah arasında kaldım, seninkine göre seçicem.”
Stefan kısa bir an sustu. Gözlerini yere dikti, derin bir nefes aldı.
: “Lara… gelemiyorum.”
Lara’nın yüzündeki tebessüm bir anda dondu.
: “Ne? Nasıl yani… sen olmadan ben ne yaparım?”
Stefan’ın sesi yumuşadı ama kararlıydı.
: “Biliyorum, çok istiyordun. Ben de… Ama işler karıştı, gitmem lazım. Lütfen kızma. Yine de orada ol, tadını çıkar. Senin için en güzel gece olacak.”
Lara’nın gözleri doldu, ama inatla başını salladı.
: “Ben dansı seninle hayal etmiştim…”
Stefan derin bir iç çekti.
: “Biliyorum. Ama inan bana, kalbim orada olacak.”.
Stefan'dan
Kulübün kapısından içeri adımımı attığım an boğazıma keskin bir duman doldu. Hava alkol, sigara ve daha beteri… kokainin keskin kokusuyla ağırlaşmıştı. Müzik uğuldayarak beynimin içine saplanıyordu, kalabalık insan yığını birbirine sürtünürken gözlerim hep bir köşeye takılıyordu.
Burada işler her zamanki gibiydi: pis, karanlık, aşağılık. Adamların eğlence diye gördüğü şey, başkalarının çöküşüydü. Kadınlar uyuşturucuya alıştırılmış, sahnenin arkasında paketler dönüyor, kirli paralar el değiştiriyordu.
Bugün sıradan bir gece değildi. Patron, yani şehrin en büyük baronlarından biri, adamlarını toplamıştı. Bir çeşit “toplantı”… Ama neyi konuşacaklarını çok iyi biliyordum: yeni dağıtım ağları, yeni kurbanlar.
Gergindim. Her adımımda daha fazla bataklığa saplanıyor gibiydim. Yine de yüzümü ifadesiz tuttum, güçlü görünmeliydim.
Tam masanın yanına vardığımda gözüm birine takıldı. Kalbim aniden sıkıştı.
Sandalyede oturan, patronun yanında duran kişi… Love’tu.
Göz göze geldiğimiz an zaman dondu. Onun gözlerinde hem şaşkınlık hem suçluluk vardı. Dudakları titredi, ama tek kelime etmedi. Ben de bakışlarımı kaçırmadım. İçimdeki öfke ve merak aynı anda kabardı: “Ne işin var senin burada Love?”
Gözlerim Love’a kilitlenmişti… ama o an patronun bakışlarının da bizi süzdüğünü fark ettim. Soğuk, şüphe dolu gözlerle önce bana, sonra Love’a baktı.
Kalbim hızlandı, boğazım kurudu. Bu adam en ufak tereddütte karşısındakini yok edecek biri. Burada en küçük hatanın bile bedeli ölüm olurdu.
Ama bozuntuya veremezdim. Kaşlarımı çatmadan, yüzümde ifadesiz bir maskeyle, sanki gözlerim bir yabancıya kaymış gibi durdum. Hemen bakışlarımı başka tarafa çevirdim, masadaki şişelere, yere düşmüş izmaritlere… hiçbir şey olmamış gibi
Patron aniden elini kaldırdı. Yanımdaki koruma omzuma sertçe dokundu ve beni masaya doğru yönlendirdi. Direnemezdim. Adımlarım ağırlaştı ama yüzümde hiçbir şey belli etmeyerek, sanki buraya aitmişim gibi oturdum.
Patron dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle bana baktı.
“Gençsin… ama cesursun. Sokakta herkes adını fısıldıyor.”
İçimden bir buz parçası kayıp geçti. Beni övüyor muydu, yoksa oyun mu oynuyordu? Bu adamlarda övgü bile tuzak gibiydi.
Ardından gözlerini Love’a çevirdi. Yanındaki başka bir adamı göstererek, sesi daha da ağırlaştı:
“yarın gece teslimat yapılacak. Mal temiz gidecek. Love, sen başında duracaksın. Yanına bu adamı alacaksın…”
Bir an sustu, gözlerini tekrar bana çevirdi. O an anladım.
“…ve Stefan. Sen de bizimle olacaksın. Güvenebileceğim birine ihtiyacım var.”
İçimden kocs bi 'has*iktr' geçti.
Bir süre sonra:
Kalabalığın arasında, dans edenlerin gürültüsünün içinde Love yanımdaydı. Gözleri sertti, kendi suçunu taşıyor gibiydi.
İçimden tekrar tekrar geçiyordu: “Lara’dan uzak dur, Stefan… Onu bu pisliğe bulaştırma.” Ama bunu asla Lara’ya söyleyemezdim.
Love bana bakınca, sessizce, tek bir kelimeyle her şeyi anlattığını hissettim. İçimden fısıldadım, sanki sadece Love duyacakmış gibi:
"Senden bile korurum…"
O da başını hafifçe salladı. Kalabalık farkında değildi. Ama aramızdaki sessizlik, sözcüklere gerek bırakmadan her şeyi anlatıyordu: suçlarımızın farkındaydık, tehlikelerimizi biliyorduk.
BÖLÜM SONU .
NASIL BULDUNUZ?

