"Dükkanda adama haddini nasıl da bildirdin!" Teressa cıvıldayarak konuşuyordu. Gülümsedim.
"Her kadın aynı tepkiyi vermeli,beş paralık erkekler yüzünden değerimizi düşürmeyelim." dedim.
"Haklısın."
Önümüze dönüp ilerlemeye devam ettik. Elimdeki beyaz elbiseyi yanda gördüğüm çöpe attım. Muhtemelen artık kıyafet değiştirmeye zamanım olmayacaktı. Hızlıca ailemi bulmalı ve geri dönmeliydim. Elimden geldiğince dinlenmeyecektim. Kim bilir? Belki de ailem şu an çok acı çekiyordu. Hatta belki ölmüşlerdi ve ben gittiğimde çok geç olacaktı. Ancak bu ihtimali aklıma getirmemeliydim. Onların hayatta olduğuna dair bir hissim vardı. Onları bulacaktım ve buradan gidecektim. Bu dünyadan kimseyle gerçek bir bağ kurmasam iyi olacaktı,yoksa zor bir vedayla karşı karşıya kalırdım. Teressa bana sadece rehber olarak eşlik ediyordu. Gerçek bir dostluk değildi. Yalnızca yol arkadaşlığı.
"Zedia bu taraftan!"
Sesin geldiği yöne baktığımda Teressa'nın sağ taraftaki atların yanına gittiğini gördüm. Onun yanına gittim. At satın alacaktı. Evet bu bizi hızlandırırdı. Gülümsedim ve seke seke satıcının yanına giden Teressa ile aynı hizaya geldim.
"Pardon iki at istiyoruz!" dedi sevecen bir tavırla.
Satıcı adam ikimize de bir baktı. Ardından sessizce ahıra yöneldi. Bizde peşinden gittik. Satıcı biri kahverengi,diğeri beyaz olan tertemiz iki at çıkardı ve bize dönüp sorarcasına baktı. Teressa bana baktı.
"Bunlar iyi mi sence?" dedi.
"İyi görünüyorlar." diyerek yanıtladım.
Teressa başını salladı ve elinde iki para torbası daha belirdi. Satıcı atların dizginlerini bize uzattı. Ben dizginleri tutarken Teressa adama ödemeyi yaptı. Kahverengi atın dizginini Teressa'ya uzattım. Bende beyaz atı aldım. Ata binmeyi az da olsa biliyordum. Tapınaktan çıktığım ve ailemin yanına gittiğim bazı günler ailem bizi at çiftliğine götürürdü. O yüzden yapmadığım bir şey değildi. Dikkatli adımlarla atın sırtına bindim. Teressa'ya baktım. Çoktan atın üzerindeydi. Birlikte atlarla ilerlemeye başladık. Dar alandan çıkınca aniden atı sertçe kamçıladım ve hızlandım.
"Sınırdan çıkana kadar yarışalım o zaman sevgili rehberim!" diyerek Teressa'ya meydan okudum. Teressa bunu duyunca çocuksu bir telaşa kapıldı. Atını hızlandırdı.
"Benden önce başladın ama!"
"Öneriyi ilk yapan avantajlıdır!"
"Görürsün sen avantajı!"
Olması gerekenden hızlı şekilde benimle aynı hizaya gelen Teressa'ya baktım. Kanat çırparak güç alıyordu.
"Haksızlık ama bu!" dedim hırsla.
"Şuan eşitiz Kar Prenses!" bunu söylerken eğleniyor gibi sırıttı.
"Kar prenses de neymiş öyle?" dedim tek kaşımı kaldırarak.
"Beyaz saçların kış mevsimini andırıyordu bende sana bu ismi taktım."
"İyiymiş!" dedim atımı daha sert kamçılarken. Onun önüne geçmiştim. Ancak çok uzun sürmeden Teressa beni geçti. Bu sefer kanat çırpmanın yanında bir de atını kamçılıyordu. Dönüp yüzündeki kocaman sırıtışla bana baktı. Ardından önüne döndü. Bende atımı kamçıladım. Bu yarış rekabetli ve uzun soluklu olacaktı.
...
Teressa ileride durdu. Bende son anda yanına yetiştim. Sınıra gelmiştik ve kazanan Teressa'ydı. Derin bir nefes verdim.
"Tebrikler." dedim doğanın vücut bulmuş hali olan enerji topuna.
"Sende iyiydin,bende seni tebrik ederim." dedi bana bakarak.
Yavaşça ikimiz de sınırdan geçtik. Burası Euroupo'dan çok farklı görünüyordu. Kurumuş bitkiler,yıkık ağaçlar ve buz gibi esen bir rüzgar hakimdi etrafa. Bomboş bir arazi gibiydi. Gerokia kurak ve cansız bir ülkeydi. Kıyameti andırıyordu bakınca. İlerledikçe hava bile değişiyor,kızıl,kahverengi ve sarı renklerine bürünüyordu.
"Acaba burada dinlenip öyle mi devam etsek? Atlarımız çok yoruldu fazla dayanamazlar. Biraz daha şehre girip orada dinlenmek istersek de olmaz çünkü goblinlere güvenemeyiz. Bunlar kötü niyetli varlıklar."
Teressa'ya baktım. Ne kadar dinlenmek istemesem de haklıydı. Burada dinlenmeliydik.
"Haklısın,dinlenelim." dedim atımdan inerek. O da uçarak havalandı ve yere kondu. Böyle inmek ona daha zahmetsiz geliyordu sanırım. Atım ben onu saldığım gibi yere oturdu. Tabi oturacaktı,onu bir ülkeden diğer ülkeye aşırı hızlı şekilde koşturmuştum. Yaklaşık iki buçuk saat durmadan koşmuştu. Bunu yapabilmesi de dayanıklı bir at olduğunu gösteriyordu. Dayanıklıydı ve fırtınalar kadar hızlıydı.
"Repugnans" dedim atıma bakarak.
"Ne?" diye sordu Teressa.
"Atımın adını Repugnans koyacağım,yaklaşık iki buçuk saat koştu değil mi? Dayanıklı bir at. Bu yüzden ona latincede dayanıklı anlamına gelen Repugnans adını verdim."
"Anladım." dedi gözleri ışıldayarak. Hoşuna gitmiş gibiydi.
"Bende atıma isim koymalıyım." bunu söylerken düşünceliydi. Onun atına baktım. Kahverengi tüyleri ve tüylerinden daha koyu renkte bir yelesi vardı. Gözleri meydan okur gibiydi. İddialı ve cesur bir ata benziyordu.
"Merida nasıl?" derken gözlerim Teressa'yı buldu. "Çok cesur ve güçlü bir prensesin adı."
Teressa beğenmiş gibi gülümsedi.
"Güzel!"
Teressa da bende yere,atlarımızın yanına oturduk. Arkamda duran Repugnans'a yaslandım. Teressa ise yere uzanmayı tercih etti. Gözlerimi dinlendirmek amacıyla kapattım. Ve karanlığa gömüldüm.
...
Duyduğum sesli çığlık gözlerimi açmamın sebebiydi. Doğruldum ve etrafıma baktım. Teressa bir kayalığın hemen altında yere yatmış,kayalığın üzerinde ise eğilip ona bakan garip birisi vardı. Elimi kılıcıma attım.
"Uzak dur ondan!"
Beni duyan Teressa ve garip meçhul bana baktı. Meçhul kişi kayadan atlayıp yere oturdu. Bu karşımdaki adamın kızıl saçları vardı. Saçları en baş kısmında açık bir turuncu ile başlıyor ve altlara doğru koyulaşıyordu. Sağ gözünde korsanların taktığı türden bir göz bandı vardı,sol gözü ise gümüş rengindeydi. Gri kanatları ve siyah bir kuyruğu vardı. O da uzun kulaklara sahipti,ve şu ana kadar görmediğim şeylerden biri,boynuzları vardı. Kıyafeti ise kalın bir zırhtı. Zırhın karın kısmında demirden dikenler vardı. Sağ kolu siyah kalın kumaşla kapatılmışken sol kolu açıktı ve kolunun iç bölgesinde bir kılıç dövmesi vardı. Vücudunda ilgi çekici olan şeylerden birisi de yapılı olmasıydı. Kollarıyla birini kolayca boğabilirdi. Sırtında ise iki kılıç kabzası görünüyordu.
"Ne o leydim? Ah,kusura bakmayın kendimi tanıtmamak benim hatam! Ben Grummer Sunshine,peki ya siz?"
Konuşurken flört eder gibi bir ses tonu vardı ve bu rahatsız ediciydi.
"Birazdan ecelin olabilirim." dedim hiddetle. Aniden bir kahkaha patlattı. Almayı beklediğim tepki bu değildi.
"Sen mi ecelim olacaksın? Ben istemeden kimse beni öldüremez leydim,hayallerinizi yıktığım için üzgünüm." O rahatsız edici kahkasını tekrar patlattı. Teressa ise bu sırada şoktan sıyrılıp yanıma geldi.
"Zedia onunla uğraşmayalım,o bir ifrit."
"İfrit nedir?" sorumla bana tuhaf tuhaf baktı. Cidden bilmediğimi anladığında söze başladı.
"Bir goblin,başka bir bedenle birleştiğinde o ifrit olur. Ancak çoğu zaman bedenin sahibi kontrol etmez bedeni. Kendi bedenini kontrol edenler de vardır ancak bu durumun pek emsali yoktur."
Başımı salladım ve kılıcımı iyice kavradım.
"Hey leydiler,bu kadar sert olmayın ama! Beni bir goblin kontrol etmiyor ki? Kontrolü ele alan bir elfim ben!"
Bir yandan dalga geçen bir yandan flört eden sesi onu ciddiye almamı ve ona inanmamı daha da zorlaştırıyordu.
"Eğer anlatmama izin verirseniz hem sizin hem de benim yararıma olabilir." bunu söylerken ise iddialıydı. Kılıcımı kınından çıkarıp ona doğrulttum.
"Anlat,beş dakikan var." dedim soğuk bir ifadeyle. Grummer iç çekti ve lafa başladı.
"Dünyayı dolaşmaya karar vermiş masum bir elftim leydilerim,bu ülkeye geldiğimdeyse bir goblinle karşılaştım. Önce bana sıcak yaklaştı,bende sıcakkanlıyımdır. Arkadaş olduğumuzu düşünmüştüm ancak o benim bedenime girdi. İç dünyada bir savaş verdik ve galip geldim. Şimdi ise bu ülkeden başka bir yere gidebileceğimi düşünmüyorum. Burada tıkıldım kaldım. Başka yerlerde benden herkes nefret eder."
Gözlerine baktım. Üzgün gibiydi. Yalan söylemiş gibi bakmıyordu ancak tedbirli olmakta fayda vardı. "Sana nasıl inanabiliriz?" diye sordum şüpheci ses tonumla.
"Dişlerine bak Zedia." seslenen Teressa'ydı.
"Neden ki?"
"İfritlerde eğer kontrol goblindeyse dişleri sivri olur ancak ele geçirdiği bedendeyse normal dişleri vardır." Grummer'a baktım.
"Dişlerini göster." dedim kılıcı boğazına daha da yakın tutarak. Grummer sırıttı. Dişlerini gözlerimi kısarak inceledim. Sivri dişi yoktu.
"Sanırım kontrol gerçekten bedenin sahibinde." dedim ve kılıcımı geri kınına koydum.
"Size söylemiştim leydiler,şimdi bana güveniyor musunuz?"
"Tabiki güvenmiyoruz!" diye cırladı Teressa. Haklıydı da,rastgele herkese güvenemezdik.
"Ama neden?" dedi Grummer,sesi üzgün çıkmıştı.
"Rasgele herkese güvenecek değiliz sonuçta!"
Grummer benim çıkışmamla bana döndü. "İyi tamam ama söz size güven kazandıracağım."
"Göreceğiz."
Teressa bana baktı. "Zedia artık yola koyulalım atlar yeterince dinlendi."
Teressa'yı başımla onayladım. Grummer bize baktı.
"Nereye leydiler?"
"Bulmamız gereken şeyler var Grummer,boş değiliz maalesef ve kaybedecek vaktimiz de yok."
"Bende sizinle gelebilirim,hem size iyi bir koruma sağlarım. Ben olsam bu topraklarda o halde dolaşmazdım. Muhtemelen aşağı şehirde çok minnoş bir kaos vardır. Burada herkes uyum içinde yaşamaz leydiler,burada herkes kavgalıdır. Birisine zarar vermek gayet normal karşılanır burada. Bu da beni yanınızda dolandırmanız için iyi bir sebep."
"Sınırda ayrılacak mısın?"
"Tabiki hayır leydim,beni yanınızda gezdirerek aynı zamanda bana yardım edeceksiniz. Dünyayı dolaşmak istiyordum ancak burada tıkandım. Sizin gibi saygın hanımefendiler beni yanında bulundurursa hayalimi gerçekleştirmem daha kolay olacaktır. Yani siz bana yardım edeceksiniz.ben de size,kabul mü?"
Teressa'ya baktım ve ona yaklaşıp Grummer'ın duymayacağı bir ses tonunda konuştum.
"Ne diyorsun? Bana faydalı bir anlaşma gibi geldi." Teressa da aynı ses tonuyla yanıt verdi.
"Yine de o bir ifrit,ya birden kontrolü kaptırırsa?"
"O zaman öldürürüz." sesim net çıkmıştı. Teressa biraz düşündü ve başını salladı. Grummer'a döndüm.
"Gelebilirsin ancak kontrolü kaptırdığın gibi kellene veda edersin."
"Tabi leydilerim,kabul."
"İyi"
Grummer sırıtarak ayağa kalktı. Bizde Teressa ile atlarımıza yöneldik. Onları hazır edip üstlerine atladık. Grummer ise kanatlarını çırparak havalandı.
"Ben sizi havadan takip ederim." dedi mutlu bir şekilde. Kafamı kaldırıp ona baktım. Onaylar şekilde başımı salladım. Teressa ile aynı anda atları sürmeye başladık.