18 Ocak 2025
"Zedia!"
"Zedia!"
Duyduğum seslerle açılan gri gözlerim,bilincimin de açılmasını sağlamıştı.
Başarmış mıydım? Etrafıma baktım,Teressa,Lydia,Seolvy,Krux,Grummer...
Oradalardı ve yaşıyorlardı. Yüzleri bir ruh kadar beyaz olsa da,gülümsemelerinden iyi oldukları anlaşılırdı. Sırtımda iyice yer edinen soğuk hissine dayanamayıp doğruldum. Teressa bana elini uzattı,ondan aldığım yardımla ayağa kalktım. Yere düşen kılıcımı aldım,ardından kılıcımı havaya kaldırdım ve şu sözleri söyledim;
"Ben,Zedia Norta olarak size söz veriyorum ki bundan sonra buraya tek bir kötü niyet giremeyecek ve huzur korunacak!"
Ardından beni alkışlayan elfler ve cüceler...
...
Günümüz
"Zedia!"
"Geliyorum Bayan Rocky!"
Hızlıca beyaz denecek kadar açık renkteki uzun saçlarımı gizledikten sonra kaldığım korkutucu ama aynı zamanda çekici odadan çıktım. Bay Rocky beni bekliyordu. Yüzü sert bir ifadeyle doğrudan bana bakıyordu.
"Sonunda teşrif ettiniz Zedia hanım."
Cezadan kaçmak için sevimli bir ifade takındım.
"Özür dilerim biraz geç kalkmışım."
"Neyse sorun yok,ayine yetişelim."
Bunu söylerken yüzü daha yumuşaktı,yumuşatma denemesi başarılı olmuştu.
"Tabi"
Bayan Rocky ile birlikte ayin salonuna ilerledik. Soğuk ve boş koridordan geçerken her seferinde tuhaf hissederdim. Sanki burada bir şey varmış gibi...
"Bayan Rocky"
"Buyur Zedia"
"Bu koridor neden tuhaf?"
Bunu sorduğumda sanki korkunç bir şey söylemişim gibi bana baktı.
"Sana öyle geliyor." diyerek geçiştirdi.
"Ama-"
"Ayine geç kalacağız."
Bunu söyledikten sonra hızla ilerledi. Bende ona yetiştim ancak tepkisi pek hoş olmadığı için konuyu kapatmaya karar verdim.
Salona geldiğimizde bulduğumuz bir yere oturduk. Başrahibenin ayini başlatmasını bekledik...
Ayin bittiğinde odalarımıza dağıldık. Odama geldiğimde aynanın karşısına oturdum ve başıma taktığım rahatsız,siyah beyaz başlığı çıkarıverdim. Aynaya bakarak uzun ve yumuşak saçlarımı taramaya başladım. O sırada kulaklarım gözüme çarptı. Her zaman bunu düşünmüştüm ve her gördüğümde düşünmeye devam ediyordum. Kulaklarım normal insan kulağı gibi değildi. Bunu birkaç kere revir doktorumuz Bayan Gracy'ye sormuştum fakat sadece fiziksel bir farklılık olduğunu söyleyince çok üstelememiştim. Aynı zamanda benim gözlerim griydi ve daha önce benden başka gri gözlü birisini görmemiştim. Belki de sadece nadir bir renktir,kim bilir? Saçlarımla işim bitince tahta sandalyemden kalktım ve üzerimdeki kıyafetler yerine rahat bir şeyler giymeye karar verdim. Kahverengi tahta dolabımı açtım ve siyah bol bir tişört ile gri bir eşofman aldım. Üzerimdeki kıyafeti çıkarttım,ardından dolaptan aldıklarımı giydim. Yatağıma oturup odama bir göz geçirdim. Odam fazla güneş almıyordu. Duvarlara bahçeden topladığım sarmaşık ve yaprakları birleştirerek oluşturduğum estetik görünümlü dekorları yapıştırmıştım. Okuduğum kitapları yerleştirdiğim kitaplık masamın hemen yanındaydı. Yatağım masanın karşısında ve büyük bir camın yanındaydı. Yatağımın sol tarafında komidinim, karşısında ise dolabım vardı. Aynı zamanda oda ışık almadığı için tavana ledler yerleştirmiştim. Odamın hoş olduğunu düşünüyordum. Aynı zamanda biraz karanlık olduğundan ürkütücü bir havası da vardı fikrimce. Ama ben sevdiğim için pek de dert edinmiyordum bunu. Yatağıma uzandım. Gözlerimi kapattım ve biraz dinlenmek için kendimi saldım.
...
Gözlerimi açtığımda öğlen olmuştu. Doğruldum ve ayağa kalkarak aynanın önüne geçtim. Saçlarıma düzen vererek odadan çıktım. Yemekhaneye ilerledim ve tekrar o tuhaf hissettiren koridordan geçtim. Yemekhaneye vardım ve bir tabak alıp günün yemeklerinden koydum. Yemeğimi alıp camın yanındaki bir masaya geçtim. Yaz yağmuru yağıyordu. Ağustos ayıydı ve bu yağmur bir güzellik katıyordu içinde bulunduğumuz aya.
Yemeğimi yerken,birden Bayan Rocky içeri girdi ve hızla benim oturduğum masaya yaklaştı. Yüzündeki ifade pek iyiye işaret değildi.
"Zedia"
"Evet Bayan Rocky?"
"Bunu...nasıl söylesem bilemedim ama...ehh..."
"Ne oldu?"
Yüzü felaket haberleyecekmiş gibi bembeyaz haldeydi.
"Zedia...ailen...ailen bir suikastte...ortadan kayboldu...öldüler demiyorum! Ama...kaçırıldılar...kardeşinse...kardeşininse cesedi bulunmuş."
Yüzüm bir anda kasılıp gerildi ve elimdeki kaşığı masaya düşürdüm.
"Ne?"
"Biliyorum zor ama...olan bu,üzgünüm."
O başını öne eğdi,bende bir süre bekledim.
"...Peki,bildirdiğiniz için...teşekkürler..."
Gözlerimin dolduğunu hissettim ve ayağa kalktım. Nasıl olabilirdi? Neyin suikastıydı bu? Adımlarım beni odama sürüklüyordu. Bende zaten oraya gitmek istiyordum. Bir anda gözlerimdeki yaşlar dökülmeye başladı. Bende koştum. Koşarak odama girdim ve kapıyı kapatıp yere çöktüm. Ailem ortada yoktu,bana her gün mektup yazan kardeşim ise...o ise ölüydü. Gözlerimden gelen yaşlar ısınmıştı sanki,bir anda kaynayacak ve beni de yakacak gibiydi. O an öyle olmasını istedim. Sadece onların yanına gitmek ve onlara sarılmak istedim. Ya annem ve babam da ölmüşse? O zaman ne olacaktı? Hepsini kaybetmiş olacaktım. Zaten kaybetmiş gibiydim. Belki de ölmüş olmaları daha iyi olurdu...en azından nerede olduklarını bilirdim...Ama şimdi,şuan,yerlerini ve yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyordum ve muhtemelen bir daha görüşemeyecektik,bu benim bilinmezim olacaktı...
Korkmuştum ve üzgündüm. Kendimi zar zor yatağıma attım ancak ağlamam dinmemişti. Neden ağladığımı bilmiyordum,bu zamanı geriye alacak mıydı? Gözyaşları değiştirecek miydi bu mereti? Hayır,hayır gözyaşları işe yaramazdı fakat aynı zamanda da asla durmazdı. Asıl meret gözyaşlarıydı. Asıl meret belki de duyguların kendisiydi. Hissetmeseydim,onları sevmezdim ve üzülmem gerekmezdi...
...
Aniden gözlerimi açtığım gibi doğruldum. Nefes nefeseydim ve gözlerimden hâlâ sıcak gözyaşları akıyordu. Gördüğüm kâbusun görüntüleri kafamdan çıkmıyordu. Yerde yatan kardeşimin bedeni ve bedenden ayrılmış kafası...her yer onun kanına bulanmış...ailem korku içindeyken bir meçhul onların kellelerini de alıyor...
Yanımdaki camı açıp nefes almaya çalıştım. Ağlamam o kadar şiddetlenmişti ki nefes almakta zorlanıyordum. Ne yapmalıydım bu acıdan kurtulmak için? Belki de o camdan atlasam...her şey çözülürdü? Bende onların yanına giderdim...
Ve tekrar karanlık...
Gözlerimi açtığımda revirin bembeyaz temiz tavanıyla karşılaştım. Bana ne olmuştu? Hiçbir şey hatırlamıyordum. En son...en son bir rüya,hayır,bir kâbus görmüştüm. Sonrasının hayal meyal farkında gibiydim. Başımı kaldırmak istedim fakat boyun çevremdeki korkunç ağrı buna izin vermemişti. Bu sebepten sadece göz geçirmekle yetinebildim. Ayağa kalkamazdım çünkü her tarafıma yüzlerce defa bıçak saplanmış gibi hissediyordum. Sadece gözlerimi kapatıp neyi beklediğimi bilmeden beklemeye başladım.
Bir süre sonra odaya giren Bayan Gracy'nin sesiyle hareketlendim-daha doğrusu denedim. Bayan Gracy yanıma geldi.
"Ah,uyanmışsın Zedia!" dedi gülümseyerek.
"Evet...ama,bana ne oldu Bayan Gracy? Her şey zihnimde...o kadar bulanık ki..."
"Tatlım gerçekten bir şey hatırlamıyor musun?"
Biraz durakladım ve zihnimi kolaçan ettim.
"Hemde hiçbir şey."
Üzgün bir şekilde bana baktı.
"Bilinçsizce intihara kalkıştın."
Bunu söylemesiyle gözlerim açılabileceği kadar açılmıştı.
"Nasıl...peki hasarım nedir? Kafamı kaldıramadığım bakamıyorum."
"Ensen biraz sarsılmış olsa gerek,kemiğin kırılmadığı için sevinmelisin. Bir de sağ kolun çıkmıştı,üzerine düşmüşsün. Bir süre alçıda kalacak."
"Anladım,teşekkürler. Peki ne kadar burada kalacağım?"
"Durumuna bağlı,şimdi biraz dinlen olur mu? Bende sana şu serumu takayım,daha hızlı iyileşirsin."
"Peki."
Gözlerimi kapattım. Bayan Gracy'nin serumu takıp gidişini hissettim. Birkaç dakika öyle bekledim ve yavaş yavaş kendimi uykunun hiçliğine bıraktım.
...
Ne kadar uyuduğumu bilmez halde açtığım gözlerim karşımdaki ışıkla kamaştı. Bu ışık güneşten geliyordu,hayır,en son orta yataklardan herhangi birindeydim...şimdi ise güneş alan bir cam kenarındaydım. Yerimi değiştirmişlerdi. Hareket etmeyi denedim. Evet,artık canım o kadar yanmıyordu. Ne kadar zamandır uyuyordum gerçekten? Hiçbir fikrim yoktu. Doğrulmayı denedim. Evet,doğrulmakta sorun yaşamadım. Arkama yaslanıp pencereden baktım. Öğlen saatleri olmalıydı. Biraz hava almak isteyip pencereyi açtım. Giren temiz havayı sanki dünyanın en güzel parfümüymüşçesine içime çektim çünkü uzun süredir havayla aram yokmuş gibi hissetmiştim. Ben bunu yaparken yanımda ayak sesleri duydum. Gelen kişiyi görmek için o tarafa döndüm. Beklendiği gibi Bayan Gracy idi gelen kişi. Oldukça mutlu olmuştu.
"Tanrıya şükür uyanmışsın Zedia! Tanrım tam 2 gündür uyuyordun ve anlamsız cümleler sayıklıyordun!"
Bunu söylemesi beni şaşırtmış olacak ki kaşlarım havaya kalktı.
"Ne? İki gün?! Sayıklamak?! Nasıl?"
"Bizde anlamadık ama bu belki de iyileşme sürecin için gereklidir,hem yüzüne renk gelmiş. Kolun da iyileşti hem,istediğin zaman revirden ayrılabilirsin canım."
"Anladım teşekkür ederim" diyerek gülümsedim. O da bana karşılık gülümsedi ve yanımdan ayrıldı.
Üstümdeki kar kadar beyaz örtüyü kaldırarak ayağa kalktım. Uzun süredir yürümemiş gibi hissediyordum,öyleydi gerçi. Yavaş adımlarla revirden çıktım. Yemekhaneye gitmeyi acayip istiyordum şuan,malûm acıkmıştım. Yemekhaneye doğru ilerlerken yine o tuhaf koridora geldim ve duraksadım. Duvara baktım. Kiremit rengi duvara çizilmiş bazı şeyler vardı. Açık bir kapı resmi çizilmişti,yanında ise bir porsuk çizimi vardı. Porsuğun yanındaysa bir Frig şapkası. Ayrıca resimlerin altında anlamadığım harfler vardı. Bu tapınak oldukça eskiydi,bu yüzden de bu çizimler ve yazılar normal karşılanabilirdi ama benim içimde bir tuhaflık hissi uyandırıyordu. Anlam vermeyi deniyordum.
"Zedia? Tanrım revirden çıkmışsın!"
İrkilerek sesin geldiği yöne baktım. Bu Bayan Rocky'ydi ve sevincini belli etmemeye çalışsa da gülümsüyordu.
"Ah,Bayan Rocky telaşlandırdığım için üzgünüm. Ben...pek kendimde değildim ve biliyorsunuz,bahtsız bir olay öğrendim. Mahzur görün lütfen."
"Sorun değil Zedia,neye bakıyordun dalgın dalgın?"
"Buradaki çizimleri ve anlamadığım yazıları inceliyordum."
"Ilgini çekti demek!"
"Evet,kesinlikle çekti."
"Benimle gel."
Bunu söyleyen Bayan Rocky ilerlemeye başladı. Bende peşinden gittim. Ona nereye gittiğimizi soramazdım,çünkü söylemeyeceğini biliyordum. Sabırlı olmamı söyleyecek,zaten göreceğimi belirtip içimdeki merakı daha da alevlendirecekti sadece.
Bayan Rocky bir merdivenden aşağı indi,daha önce tapınağın gitmediğim bölümüydü burası. Merdivenin sonunda etrafa baktığımda,burası bir kütüphaneydi.
"Vay canına,ben burayı depo ya da onun gibi bir şey sanıyordum."
"Görmeden hüküm vermenin yanlış olduğunu öğrenmiş oldun."
Bayan Rocky köşedeki rafın önüne giderek bir kitap aramaya başladı. Bende bir sandalyeye oturup onu izledim. Bir kaç dakika sonrasında Bayan Rocky elinde eski görünümlü ve biraz da toz tutmuş kalın bir kitapla yanıma geldi. Kitabı bana uzattı.
"Al bakalım,araştırabilirsin. Galiba zamanı geldi."
"Neyin zamanı?"
"Biraz araştır ve kendin bul."
"Huh? Pekâlâ,yapacağım."
"Ben yukarı çıkıyorum,yapmam gerekenler var. Görüşürüz!"
"Peki Bayan Rocky,kitap için teşekkür ederim,görüşürüz!"
Bayan Rocky merdivenlerden yukarı çıktı. Kafamı çevirip verdiği kitaba baktım. "Eski Diller ve Sembolizm Sözlüğü" yazıyordu. Kitabın kapağını açtım. Önsözü geçtim ve beni karşılayan şey gerçekten bir sözlük oldu. İncelemeye başladım. Semboller kısmıydı burası. Belki de o duvardaki kapı,porsuk ve şapkaya bakmalıydım. Sözlükte aramaya başladım.
...
Bir kaç dakika sonra sembollerin ve o yazının anlamını öğrenmiştim.
Kapı=Geçiş,yeni bir hayat
Porsuk=Ölümsüzlük ve yeniden doğuş
Frig Şapkası=Özgürlük
Şeklinde bir şeyler vardı. Yazı ise
"Αυτή η πόρτα ανοίγει μόνο σε όσους είναι διαφορετικοί, Πρέπει να ξέρετε τι πρέπει να πείτε. Θέλω να δω αυτόν τον άλλο κόσμο"
Yani
"Bu kapı yalnızca farklı olanlara açılır,
Bilmelisin söylemen gereken;
Görmek isterim o diğer Dünyayı"ymış anlamı. Ayrıca yazının dili yunancaymış. Peki bu yazının anlamı nedir ki? Kapı yalnızca farklı olanlara açılır derken bahsettiği kapı hangi kapı olabilir? Ya da o semboller,geçiş,yeniden doğuş ve özgürlük ne anlama gelir? Geçiş kapısı...geçiş kapısı...geçiş kapısı mı? Bu cümle neden kafamda tekrar etti? Ya o koridorda gizli bir kapı varsa ve bu kapı da bir tür şifreyle açılıyorsa? Bu biraz uçuk bir fikir farkındayım ancak denemeye değerdir herhalde?
Ayağa kalktım ve kitabı bir sehpaya bırakıp o koridora gittim. Sembol ve yazıların olduğu yerin önüne geldim. Not aldığım kâğıda baktım.
"Bu kapı yalnızca farklı olanlara açılır,
Bilmelisin söylemen gereken;
Görmek isterim öbür Dünyayı..."
Hissettiğim ani bir sarsıntı ile irkilip etrafa baktım. Önümde beyaz bir ışık vardı. Işığa doğru baktığımda gözlerime inanamadım. Gerçekten duvar ikiye ayrılıp bir kapı oluşturmuştu! Bu nasıl bir şeydi böyle? Ne tepki vereceğimi bilemez haldeydim. Korkmuş aynı zamanda heyecanlanmıştım. İçeride ne vardı?
"Zedia!"
Dönüp sesin sahibi olan Bayan Rocky'ye baktım. Bana anlayamadığım,farklı bir ifadeyle bakıyordu.
"Ah,bunu çözdün demek,bu kadar hızlı olmasını beklemiyordum."
Garipseyerek ona baktım.
"Uhm,sadece şu şiir gibi şeyi okudum ve açıldı. Pek anladığım söylenemez."
"Tatlım,sana bir şey söylemeliyim."
"Nedir?"
"Ailen,bu kapının ardında bir yerlerde olabilir."
Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"Nasıl?"
"Bak buranın içi farklı bir evren,büyülü bir yer ve bizim dünyamızdan çok farklı."
Kafam tümden karman çormandı ve şok geçiriyor gibiydim.
"Kafam çok bulanık..."
"Biliyorum tatlım ama lütfen sakin ol,istersen biraz kendine geldikten sonra düşün. Şimdilik odana gidip biraz sakinleş."
"Peki."
Bayan Rocky yanıma gelip sırtımı sıvazladı.
"Ben,odama gideyim."
Bayan Rocky gülümsedi ve gidebileceğimi söyledi. Odama doğru yol aldım. Odama gelince kendimi yatağıma attım ve uyuyakaldım.