İçeriğe geç

Karanlık sokaklar (türkçe/turkish)

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Karanlık sokaklar (türkçe/turkish)

Bölüm 2

Av ve Avcı

Gözlerimi tekrar açtığımda, başucumda Erva'yı gördüm. Burası onun eviydi. Ben onun evindeydim. Erva oldukça endişeli görünüyordu. "Kanka iyi misin? Uykunda bayağı çığlık atıyordun! " dedi. 'Uyku mu?' diye düşündüm, sonra dönüp Erva'ya "İyiyim. Yaşadığım olaylar beni etkilemiş olmalı. Kabus gördüm." dedim. Erva" İyi o zaman, ben kahvaltıyı hazırlıyorum." diyerek odadan çıktı.

Üstümü giyinip odadan çıktım ve mutfağa gittim. Bir yandan kahvaltı edip bir yandan da sohbet ediyorduk. O sabah gayet normal geçti. Akşama doğru Arkadaşlarımız Esra ve Fatmanur'u çağırdık. Kızlar gecesi yapmayı planlıyorduk. Fatmanur ve Esra geldiler. Film izledik, sohbet ettik derken zaman hızla geçti ve uykumuz geldi. Mışıl mışıl uyurken sol koluma ve sol bacağıma saplanan acıyla, panik içinde uyandım. Hızlıca kendimi kontrol ettim, bir sorun yoktu. Tekrar uyumak için yatağıma uzandığımda düştüğümü hissettim. Sanki sonu olmayan bir deliğe düşüyordum. İlk başta rüya olduğunu sandım fakat değildi, ben gerçekten düşüyordum!

Sonsuz gibi görünse de deliğin bir sonu vardı. Biraz zaman geçtikten sonra bir ormanın ortasına düştüğümü fark ettim. Güneş ışığı parlaktı ve gözlerimi kamaştırıyordu. Ağaçların arasından gelen hışırtı sesi dikkatimi dağıttı. Kafamı o yöne çevirdim. Bir şey yavaşça bana doğru geliyordu. Avcının yüzü, yaklaştıkça daha net ve korkunç hale geliyordu. O yaklaştıkça parlak gün ışığı yerini iç karartıcı ay ışığına bırakıyor, bitkiler solmaya başlıyordu. Panik bütün bedenimi bir sarmaşık gibi sarmıştı. Kaçmak için ormanın derinliklerine dalmıştım. Fakat avcı, avını bırakmaya hiç de niyetli değildi...

Koştukça kayboluyor, kayboldukça panikliyordum. Düştüğüm bu çaresiz durumdan kurtulmaya çalışıyordum ümitsizce. Koşmaktan ayaklarım kan içinde kalmıştı, gözyaşlarım yağmur olup yanaklarımdan akıyordu. Çürümeye başlamış bir ceset gibi, vücudumun parçaları kopup gidiyordu. En sonunda kurtulamayacağımı anlayarak kendimi, avcının kollarına attım...

Floresan lambanın parlak ışığı gözlerimi kamaştırdı. Kafamı kaldırmaya çalıştım fakat hareket edemiyordum. Anne ve babamın endişe dolu seslerini duydum. Hastanede miydim? Yaşananlar bir rüya mıydı? Hayır, değildi. Rüya olsaydı, kopan kolum ve bacağım yerinde olurdu. Biraz dinlendim ve artık hareket edebiliyordum. Annem ve babama bana ne olduğunu sorduğumda "Biz nerden bilelim kızım? Arkadaşların aradı, sokakta koştuğunu, deli gibi çığlık attığını söylediler." diye cevap verdiler. Kolum ve bacağımın nasıl koptuğunu sordum. "Kendin ilk önce kızmış yağ dökerek yakmış, ve sonra da bir balta kullanarak kesmişsin." dediler. Duyduklarıma inanamadım... Ne yağı, ne baltası? Ben neden kendime böyle bir şey yapayım? Delirdim mi ben? Delirmiş olmalıyım. Tek açıklaması bu.

Beni akıl hastanesine kapattılar. Benim gibi özel vakalar hep ayrı odalarda kalıyordu. Hangi özel vakalar mı ? Anlatayım:

-Bütün ailesini elektrikli testere kullanarak öldüren genç bir kadın.

-Peygamber olduğunu söyleyen yaşlı bir ada.

-Kendi parmaklarını koparıp yaptığı çorbanın içine atan ve o çorbayı tüm ailesine yediren yaşlı bir kadın.

Ve bunlar gibi olan bir sürü hasta.

Yemek saati gelip yemekhaneye indiğimde bir hastanın, aşçının suratına yemek fırlattığı için gardiyanlar tarafından götürüldüğünü gördüm. Kendi yemeğimi alıp bir masaya oturdum. Yemek yerken gözüme bir adam takıldı. Bu adam babama kardeş gibi benziyordu. Ona baktığımı fark ettiğinde yüzümü çevirip yemeğe devam ettim. Daha sonra odam çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.