İçeriğe geç

Karanlık oyun

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Karanlık oyun

Bölüm 2

~Bize birşey olmaz sanmıştım~Ş.F

“Hayatın bize sunduğu fırsatlar, çoğu zaman farkında varmadan geçip gider. İnsan, gençken her şeyin mümkün olduğunu sanır ;dünya ona bir hazine sandığı gibi görünür ama zamanla, o sandığın içindeki parıltıların çoğu soluklaşır. Yine de her şeye rağmen, bir şeyler öğreniriz; en azından, neyi kaybettiğimizi anlarız.”

Cümleler zihninde yandığında kendimce doğruladım bunları, gençtim evet ama yine de, şu an bile farkındaydım her şeyin tozpembe olduğundan.

Kitabı öyle bağlı kalmıştım ki,Vücudum hareketsiz kaldığından ağrımaya başlamıştı.Uzun süredir buradaydım ve bu sürede uzun uzun kitap okumuştum.Kitap o kadar sarmıştı ki saatlerin nasıl geçtiğini anlamamıştım bile.Yerimden doğrulmak üzereyken bana seslenen bir ses işittim;

“Aden,kızım gezi kağıdını getir bakalım,üç saatir seni arıyoruz yahu!”

Bulunduğum yerden kapıya ilerledim ve aşağı indim.Dursun hoca önümdeydi,cebimden kişilerin yazılı olduğu gezi kağıdını çıkartıp onu uzattım.

“Buyrun hocam.”Kağıdı elimden alırken gözü elimdeki kitaba takılmıştı.

“Demek otobüste kitap okuyordun ha,bak işte şimdi gözüme girdin.” Moruğa bak sanki senin gözüne girmek için okuyordum kitabı.

“Estafrullah hocam”

**büyük umutlar kitabından bir alıntı**

Verdiğim kağıdı daha iyi görmek için gözlüğünü gözüne yakınlaştırıp uzaklaştırıyordu.Biraz daha bunu yapmaya devam ederse mikroskop getirecektim.

“Koskoca sınıftan sadece 13 kişi mi katılıyor,pes yani gerçekten pes!”

Sanki sayıyı ben ayarlamıştım,birde gelip bana çemkiriyordu.

“Bu isimlerin yarısından fazlası da zorla geldi hocam düşünün yani,ama merak etmeyin diğer sınıfların öğrenci sayısı oldukça fazla,yani sayımız fazla olacak.”

Sözlerimi takmadan kolundaki saate baktı ve telaşlı gözlerle bana döndü,

“Aman aman! Geç kalacağız topla arkadaşlarını.”

Ağlamak istiyordum hemde hüngür hüngür.

Sınıf arkadaşlarımın hepsini bulup otobüse zorla sokmuştum ama bulana kadarda canım çıkmıştı.Biri markette,biri tuvalette,biri yangın merdiveninde.

En sonunda bende oturabilmiştim.Otobüs çalıştıktan kısa bir süre sonra sızlanmalar başlamıştı bile;

“Gideceğimiz yer ne kadar uzaklıkta,her an kusabilirimde?”

“Sen ne zaman yemek yedin dayko.”

“Otobüse binmeden önce.”

“O zaman geberene kadar kus dayko.”

Bunu diyen toprağa sadece ölümcül bakışlar atmıştım çünkü haklıydı.Bu çocuk her seferinde böyle yapıyordu ve yanında getirdiği poşete de bol bol kusuyordu.

Bu ufak konuşmadan sonra ortam sessizleşmişti.Havada hafif karardığı için üzerimize uyku çökmüştü.Yoksa otobüs düğün yerine dönerdi,bu da Allahın hikmeti. Allahım sana şükürler olsun.

Bende hem sessizlikten istifade hemde uyuyacağımdan ötürü müzik dinlemeye karar vermiştim. Çantamdam mp3 çalarımı çıkartıp kablolu kulaklığı kulağıma takmıştım.

Mp3 çalar eskide kalmıştı ancak ben yinede seviyordum bu aletten müzik dinlemeyi,çünkü bana göre müziğin ruhunu en iyi bu alet iletiyordu.

<<3

Uykumun en huzurlu ve güzel yerinden bir tartışma sesi ile uyanmıştım. Ne olduğunu henüz anlamış değildim. Sahi kim,neyi tartışıyordu.

Otobüs koltuğunda iki büklüm uyumaktan yine sırtım ağrımıştı. Zorlukla iki büklüm kaldığım yerden kalkarken etrafa göz gezdirdim. Herkes hâla yatıyordu. Tartışanı anlamak için yerimde hafif kaltığımda dursun hocayı gördüm.

Şoför ile tartışıyordu.Sebebi anlamaya çalışırken duyulan seslerini dinlemeye koyuldum.

“Neden o yoldan gitmiyoruz, bana mantıklı bir açıklama yap!”

“Hocam diyorum ya,orası çok daha farklı bir yola götürüyor bizi.”

“Bu mantıklı bi açıklama değil,ben biliyorum bu yolu,kestirmeden götürüyor. Gir bu yola yoksa seni o şöför koltuğundan atarım ve arabayı kendim kullanırım.”

“Peki hocam.”

Tartışmaları şoförün onaylaması ile son bulmuştu. Dursun arada söyleniyordu ama şöför ona kulak asmıyordu. Yani şoför mü daha iyi bilecekti yoksa kendisimi.

Konuşmalarından anladığım kadarıyla asıl yol kapalıydı. Umarım kaybolmazdık. Şahsen ders çalışacağım zamanı ormanda yaratıklardan kaçarak harcamak istemiyordum.

Normal saate göre çoktan varmamız gerekiyordu ancak bi türlü varamamıştık.Ve etraf oldukça karanlıktı.

Düşüncülerim arasında kalmışken telefona hiç bakmadığım aklıma gelmişti. Annem bu saate kadar illaki mesaj atmıştı. Umarım mesajına bakmadım diye kafasında onlarca senaryo kurmamıştı.

Telefonu elime aldığımda mesaj attığını görmüştüm.Mesajına tıklayıp şifremi girdiğimde hızlıca ona cevap yazdım.Varıp varmadığımızı soruyordu.

“Hayır anneciğim yoldayız ama birazdan varırız.”

Anında cevap verdi.

“Tamam canım,haberleşiriz.”

Mesajına kalp ifadesini bıraktıktan sonra telefonu tekrar çantama sıkıştırdım.

Tekrardan uyumaya çalışıyordum ama aklım bir anda anneme takılmıştı.Sahi evde tekti, ya birşey..Yok canım ne olacaktı.

Zihnim bir anda eski anları gözümün önüne getirmişti.Yine mi hayır..

O ben yok iken rahat edebilecekmiydi.Ya tekrar birşey olursa,her evden uzaklaştığımda bunu düşünmek canımı çok sıkıyordu.

Düşüncelerim derinleştikçe ağlama isteğim artıyordu. Gözlerim dolmuştu.Hayır burada olmazdı. Nereden aklıma gelmişti ki şimdi. Kendimi boğmak istiyordum.Ağlamamak için direniyordum ama bu daha çok ağlamama sebep oluyordu.

Tanıdık bir sesle vücudum irkildi. Çaprazımda oturan deha ağladığımı fark etmişti. Kahretsin Kahretsin.. Kahre kahretsin.

“İyimisin aden?”

Ne diyecektim ,asla söylemezdim ona ama konuşmak isterken daha çok ağlama isteği geliyordu. Aklıma gelen ilk yalanı uydurdum;“Kusmam geliyordu bi kötü oldum” “İstersen dursun moruğuna söyliyeyim arabayı durdursun iki dakika.” “Hayır,teşekkür ederim geçiyor hafiften zaten.” “E daykonun poşet stoğundan poşet veriyim?” Niçin uzatıyordu,konuşmak istemiyordum işte. “Gerçekten gerek yok.” “Eminmisin?” “Evet.”Onu başımdan atabilmiştim ama hâla bakışları üzerimdeydi.Ara ara gözleri beni kontrol ediyordu.Yalanıma inanmamıştı sanki.

Kamp binasına varmıştık. Otobüsten ilk ben inmiştim.Çünkü itiş kalkış olacaktı biliyordum. Buna maruz kalamazdım. Valizimi almak için bagaja doğru ilerledim. Şoför valizleri zaten indiriyordu. Valizim büyük değildi orta boydu,normalde valiz getirmeyi bile planlamıyordum ama uzun süreli kalacağımız için annem zorla getirtirmişti.Valizimi alıp otobüs kapısının önüne geçtim ve diğerlerini bekledim.

Herkes inmişti ama kimse benim yanıma geçip beklememişti. Hepsi binaya doğru ilerlemişti.Otobüsten en son inen dursun hoca yanıma geldi ve arkalarından seslendi.Bu adamın sesini niye çıkarttırıyolardı ki,bende burda beklemeye meraklı değildim ama üç saat onun aşağılamasını dinleyemezdim.

“Koğuş dur!” Başladı bizim mesai.

“Hocam kurban olayım uzun uzun konuşmayın direk girelim işte.”

“Gelin buraya hem sayım yapacağız hemde önemli birşey söyleyeceğim.”

Ne sayımı ya topu topu 13 kişiydik.

Oflayarak hepsi yanıma doğru gelmişti. Dursun hoca tekrar gür bir sesle bağırdı.

“Sağ baştan say.” En sağda ben olduğum için saymaya başladım.

“Bir”

“İki”

“13 son”

Tekrar konuştu;

“Şimdi diyeceğim şeye geçiyorum,buraya geliceğimiz asıl yol kapalıydı ve biz buraya farklı farklı yollardan girerek geldik ama diğer sınıflar o yolları bilemediği için yolda kaldılar. Şimdi şoför beyle onları almaya gideceğiz.”

Yani burada görev bana kalıyordu.

“Sınıf başkanınız size sahip çıkacak ve onun sözünden çıkmayacaksınız. Yerleştikten sonra hep bir arada bir yerde oturacaksınız. Herkes ayrı yerlerde beklemesin.” Bana döndü ve onaylamamı bekledi;

“Tamamdır hocam.”

Sözümü dinleyeceklerini düşünmüyordum ama yinede kendi onurum için uğraşacaktım.

İçeriye doğru ilerlerken binanın garipliği gözüme çarptı. Binanın asıl resmini görmemiştik ama hocaların anlattıklarından biraz farklı bir mimariye sahipti. Bu düşündüğümü herkes fark etmiş olacakki;

“Bize binanın bu kadar büyük olacağından bahsetmişlermiydi,yoksa ben mi hatırlamıyorum.”

“Bende hatırlamıyorum Çağatay. Hatta binanın mimarisi bile farklı geldi bana.”

“Kesin o dursun bizi yanlış yere getirdi ,bu adama niye güvendiyoruz ki biz.” Deha her yerde Dursun nefretini konuşturuyordu.

Son bi kez kapının dışına baktığımda otobüs hareketlenmişti.

Dursun hocada gittiğine göre sorumluluk bendeydi. Hemen emirler yaptırmaya başlamıştım. Çünkü sert olmazsam beni dinlemiceklerdi.

“Herkes yerleşiyor ve giriş kattaki koltuklara geliyor! Ayrıca herkes kendi oda arkadaşıyla kalacak. Değiştirmek yok tamam mı?”

Hepsi tek bir ağızdan “tamam” dedi.

Benim oda arkadaşım lavinyaydı. En iyi onunla anlaşıyordum. İyi bir insandı aynı zamanda iyi bir arkadaştı.

Beraber odaya çıkıyorduk. Odalarımız belliydi zaten, karışmasın kimse kavga etmesin diye odaları numaralandırmışlardı. Bizim numaramız “3” tü.

Odaya girdiğimizde bizi ilk yataklar karşılıyordu ve yatağa yapışık ders çalışma masası,kitaplık,gardırop. İki ayrı yatakda da düzen bu şekildeydi. Odada genellikle ahşap bi hava hakimdi. Normalde ahşap ürünleri sevmezdim ama odada güzel bir yerleşim olduğu için göze batmıyordu.

Hemen koşarak cam kenarını kaptım. Lavinya ilk başta neden koştuğumu anlamamıştı ama farkedince başından kaynar sular dökülmüş gibi kalmıştı.

“Üf ya! Çok fenasın.”

“Geçende sen kapmıştın,mızıkçılık yapma şimdi.” Oflayarakda olsa diğer yatağa eşyalarını yerleştirmeye başlamıştı.

Valizimi direk yatağın kenarına bıraktıktan sonra çantamıda sırtımdan çıkartıp masanın üstüne koydum ve işini bitirmesini beklediğim lavinyayı izlemeye koyuldum. Önce valizini açtı. Temel malzemelerini gardıropuna yerleştirdi ve Test kitaplarının hepsini sırt çantasından çıkartıp düzenli bir şekilde dizdi. Ona bu kadar eziyet eden eşyalara bu kadar özenli davranması acı bir şeydi. Ben bunu asla yapmazdım. Test kitaplarıma,kalemlerime,masama hiçbir şekilde özenli davranmazdım. Çünkü tüm hayatımdaki stres kaynağım onlardı ve asla özeni haketmiyolardı.

Lavinya’da tam olarak hazır olduğunda odadan çıkmıştık. Lavinya’ya aşağı inmesini söylemiştim. Bense diğerlerini kontrol etmeye gidiyordum. Dehanın odası dışında tüm odalar boşalmıştı. O tek başına kalıyordu çünkü herkes ikişer ikişer ayrılrığında o bir kişi kalmıştı. Zavallı çocuk. Kendisi bundan memnun olduğunu söylüyordu ama yinede yalnızlık kötü birşeydi. İllaki bundan rahatsızdı. Sosyal bir çocuktu çünkü.“Hadi deha birazdan gelirler. Dursun hoca bizi bir arada görmezse azarlar.” “Silkerim o Dursunu.” Kendince bi sansür şekliydi. Hayatından küfürü çıkaramadığı için bu şekilde kullanmayı tercih ediyordu. Özellikle de kızların yanında.Kapının önünde çıkmasını beklerken bir anda hızlıca önümden geçti. Boyundan ötürü ve simsiyah giyindiğinden dolayı korkutmuştu beni. Gerçekten çok uzundu,benim boyum uzun olmasına rağmen bile çok geliyordu bana.

Dehaın arkasından bende koltukların oraya gitmiştim. Herkes koltuklarda oturuyordu ve ses bile çıkarmıyorlardı. Evet sayın seyirciler şu an tarihi bir ana şahitlik ediyoruz.Ama ben oturur oturmaz şikayete başlamışlardı bile;“Nerede kaldı bu Dursun hoca ve cariyereri uykum geliyor ya.” Evet baya geç kalmışlardı. Saatde epey geç oluyordu. “Evet saat baya geç olmuş durun arıyayim.”Telefonu cebimden çıkartıp dursun hocayı aramaya çalıştım ama hat düşmüyodu. Şebeke yoktu.“Şebeke yok”

“Nasıl yok?” Hepsi şebekenin olup olmadığını kontrol etmek için telefonlarına baktıklar. Yüz ifadelerinden anladığım kadarıyla kimsede şebeke yoktu. “Bence burada çekmiyor bi dışarda deneyelim.” Çağatay ve toprak dışarı kontrol etmeye gitmişlerdi. Ama geldikten sonra dışarıda da çekmediğini anlamıştık. “Ne yapacağız şimdi başkan,bi çare bul” “Beklemekten başka bir çaremiz yok.” “Nasıl yok,uykum geliyor benim ben beklemek istemiyorum kimseyi.” “Beklemek zorundayız lidya, şurada uyuyuver.” “Uyuyamam boynum tutulur,hemen çözüm bul yoksa odama giderim.” O boynun kopsun inşallah. “Malesef burada bir arada durmak zorundayız lidya,hepimiz yorgunuz yapacak birşey yok.” “Ben anlamam efendim çözüm bul dedim sana.” Ben bu kızın mızmızlamalarını çekmek zorundamıydım. Anne değildim ben. “Kes artık lidya,kızın başka yapacak birşeyi yok. Karşında annen yok. Git bu mızmızlamalarını ona yap. Çemkirmeyide kes başım ağrıyor.” Yürü be deha. “Sen bana nasıl çemkirme dersin be!” Lidya ayağı kalkmıştı.Bir anda dehanın üzerine doğru yürüyeme başlamıştı. Bir şey yapacağından değil ama yine de sözlü çatışmaya engel olmak adına ayağı kalkıp lidyanın önüne geçtim. “Özür dile benden deha yoksa seni mahvederim!” Deha onu dinlemiyordu bile. Dğierleri neden sesini çıkarmıyordu onu anlamıyordum. Kavgamı istiyorlardı illa. Lidya dehanın ondan özür dilemeyeceğini anladığı için sinirli bir şekilde yerine geri döndü. Ama dönerken söylenmeye devam ediyordu. Oturduğu yerden dehaya “Torbacı.”diye bağırdı. Hayır hayır. Deha lidyanın bu sözünden sonra yerinde duramadı hızlıca ayağı kalktı ve lidyanın üzerine doğru yürümeye başladı. “Ne dedin sen!” Erkekler yerinden hızlıca kalkıp dehaya engel olmaya çalıştılar. Ama Deha onların tutmasını umarsamyordu ve lidyanın üstüne yürümeye devam ediyordu. Lidya da korkusuz bir şekilde Dehaya gaz vermeye devam ediyordu. “Torbacı dedim işte yalanmı.” Deha dahada sinirlenmişti. Dehayı tutamayacağım için lidyayı tutmaya karar vermiştim. Onu buradan uzaklaştırmalıydım yoksa herşey daha kötü olacaktı

Lidya bunu bilerek yaptı emindim. Daha öncede aralarında sürtüşme olmuştu. Yüksek ihtimalle bu konu ile alakalıydı. Deha ile daha önce torbacı dedikoduları çıkmıştı ama ben inanmamıştım. Şuan anlıyorum ki bu dedikodular doğruydu. Eminimki lidya olayı en derinine kadar biliyordu bu yüzden de kavgayı çıkardı. Lidyanın koluna girip oturduğu yerden kalksın diye onu çekiştiriyordum.Gelmemekte ısrar ediyordu ama biraz daha burada oturursa Deha ona zarar verecekti bundan korkuyordum. “Gel işte lidya ne için uzatıyorsun?” “Gelmek istemıyorum uzatma işte.” “Burada kalmaya devam edersen sana zarar verecek gel lütfen.” “Hele bi denesin!,ayrıca diretmeyide bırak senin yüzünden delirdi zaten.” Sinirli bir şekilde kolumu itti. Ne diyordu bu sarı keçi,ne diye kendine toz konurmamakta direniyordu. “Ben hiç birşey yapmadım senin yüzünden sinirlendi.” Deha birazda olsa sakinleşmişti ama kötü kötü bakıyordu lidyaya tekrar saldırması an meselesiydi. “Yalan söyleme senin işini becerememenden dolayı oldu işte.” Bu sarı keçiye karşılık vermezsem aynısını yapmaya devam edecekti. Çizgiyi aşmaya başlamıştı zaten. Kendimi ezdirmeyecektim. Sinirli bir şekilde ayağı kalktım. Amacım lafımı sokup gitmekti. Uzun süreli münakaşaya giremezdim. “Yetti ama! Şımarıklığın,kendini bir şey sanman. Çekemem seni anlıyomusun çekemem!” Sınıf başkanıyım diye her şeyi alttan alıyordum ama bu kızın bu hareketlerini asla alamazdım. “Şımarık ha,seni mahvederim kızım!”Üstüme doğru yürümeye başladı. Üzerime doğru geldiğinden geriye doğru çekilmiştim ama o havaya kaldırdığı iki eliyle beni güçlükle ittirdi. Yere düşmüştüm. Bunu beklemiyordum gerçekten,dobra bi insandı bana her türlü karşılığı verirdi ama bana vurmaya kalkışmasını aklım almıyordu. Şiddet canlısı bi insan asla değildim ama arada olamayacağım anlamına gelmiyordu .Okulun ilk senelerinden beri bu kızı çekiyordum zaten artık bunu yapmayacaktım. Ona karşılığı bana yaptığı gibi verdim. Ayağı kalktım ve onu güçlükle yere ittirdim. Suratında ona karşılık vermemin şoku vardı. Kendi kaşınmıştı ben yeterince direnmiştim. Kavganın iki taraflı kızıştığını gören herkes engellemeye çalışıyordu. Erkekler bile dehayı tutmayı bırakmış bizi ayırmaya gelmişti. Çünkü lidya üzerime yürümeyi bırakmıyordu.Çığlık çığlığa bir sürü hakaret saydırıyordu,ama sesi anlaşılmıyordu. Dehada az önceki yerine oturmuş bizi izliyordu. Lavinya beni korumak için lidyaya vurmaya kalkmıştı ama erkekler buna izin vermemişti. Lidya ona vurmaya kalmamızı henüz hazmedememişti.Ocaktaki sıcak su gibi fokurduyordu. Ortalık iyice karışmıştı. Okul hayatım boyunca tek bir kere kavga etmiştim. O ise bana tramva olmuştu zaten. Şimdi ki kavgayı yapacağımı önceden duysam asla inanmazdım,çünkü birine karışmamak için büyük bir yemin etmiştim. Ama bu gece bu yeminim son bulmuştu. Lidya da fırsattan istifade tekrar bana yönelmişti. Üzerime doğru yürüyüp elini kaldırmıştı.Tokat atacağından dolayı refleks olarak kafamı kenara yatırmıştım ama beklediğim tokat gelmemişti. Kafamı kaldırıp niye vurmadı diye bakarken,kulağımı sızlatan bir bildirim sesi duydum. Bildirim sesi olduğu belliydi ama fazlasıyla yüksek sesliydi tırmalayıcı bir sesti. Ayırca bu ses hepimizin telefonlarından kısa aralıklarla teker teker geliyordu. Herkes telefonlarını eline alıp gelen bildirimi kontrol ediyordu.Bende arka cebimde duran telefonu elime aldım ve açtım. Şifremi girdiğim an gözümü kocaman harflerle yazılmış bir yazı karşıladı. Yanımda duran kişinin telefonuna baktığımda onda da o yazı vardı. Bakışlarımı kendi telefonuma çevirip seslice yazıyı okudum; “OYUNA HOŞ GELDİNİZ.”

"Kader, onları bir kafese hapsetmişti; özgürlük, sadece öğrendikleri gerçeğin ağırlığıyla ölçülen bir hayaldi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.