Gece yarısı...
Telefonun ekranında 00.00 yazıyordu.
Lina, yatağında oturmuş pencereye bakıyordu.
Aras'ın söylediği tek cümle durmadan zihninde dönüyordu.
"Bu gece pencereni açma."
Kendi kendine gülümsedi.
"Ben gerçekten tanımadığım bir çocuğu dinliyorum."
Tam o sırada odanın lambası bir kez titredi.
Sonra bir daha...
Sonra her şey sessizliğe gömüldü.
Ne araba sesi vardı.
Ne rüzgâr.
Ne de yağmur.
Sanki bütün şehir nefes almayı bırakmıştı.
Lina yavaşça pencereye yaklaştı.
Perdeyi iki parmağıyla araladı.
Kimse yoktu.
Derin bir nefes verdi.
"Galiba gerçekten saçmalıyorum."
Tam perdeyi kapatacağı sırada bahçedeki eski akçaağaç ağacının altında bir hareket gördü.
Bir genç...
Elleri cebindeydi.
Beyaz gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıvanmıştı.
Dağınık sarı saçları alnına düşüyordu.
Yeşil gözleri, karanlığın içinde bile seçiliyordu.
Lina istemsizce irkildi.
Genç başını kaldırıp doğrudan ona baktı.
Sonra gülümsedi.
Ne ürkütücüydü...
Ne de fazla sıcaktı.
Sadece garip bir şekilde tanıdık geliyordu.
Elini yavaşça kaldırıp selam verdi.
Lina birkaç saniye tereddüt etti.
Ardından istemsizce o da elini kaldırdı.
Genç hafifçe başını eğdi.
Dudakları kıpırdadı.
Lina sesi duymadı.
Ama ne dediğini anlayabildi.
"Korkma."
Kalbi hızlandı.
"Peki sen kimsin?" diye fısıldadı, kendisi bile neden konuştuğunu anlamadan.
Şaşırtıcı bir şekilde genç cevap verdi.
Sesi yüksek değildi.
Ama sanki odanın içinden geliyordu.
"Benim adım Sylan."
Lina pencereye biraz daha yaklaştı.
"Burada ne yapıyorsun?"
Sylan omuz silkti.
"Seni görmek istedim."
"Beni tanıyor musun?"
"Henüz değil."
"Öyleyse neden?"
Sylan bir an sustu.
Gözleri, Lina'nın yüzünde dolaştı.
"Sana ait olduğunu sandığın hayat..."
"...aslında sana ait değil."
Lina kaşlarını çattı.
"Bu ne demek?"
Sylan gülümsedi.
"Bugün cevap vermeyeceğim."
"Neden?"
"Çünkü bazı gerçekleri ilk gece öğrenmek insana ağır gelir."
Lina farkında olmadan bir adım daha yaklaştı.
"Bir daha gelecek misin?"
Sylan'ın gülümsemesi bu kez daha belirgindi.
"Eğer kader izin verirse."
Tam arkasını dönecekken durdu.
Cebinden küçük, gümüş renkli bir tüy çıkardı.
Hafifçe havaya bıraktı.
Tüy rüzgâr olmamasına rağmen yükseldi.
Pencerenin önüne kadar geldi.
Lina camı açmadan önce tüy, camın içinden geçer gibi odanın zeminine sessizce düştü.
Lina şaşkınlıkla geri çekildi.
"Bu... nasıl..."
Başını tekrar kaldırdığında...
Sylan gitmişti.
Ne bir ayak izi vardı.
Ne de onu nereye gittiğini gösterecek tek bir iz.
Yerde yalnızca o gümüş tüy duruyordu.
Lina eğilip tüyü eline aldı.
Dokunduğu anda tüyün üzerinde beliren tek kelimeyi fısıldadı.
"Blackwood..."
Ve ilk kez, bu okulun sadece bir okul olmadığını gerçekten hissetti.
Ertesi sabah Blackwood Akademisi her zamanki gibi görünüyordu.
Öğrenciler koridorlarda konuşuyor, derslere yetişmeye çalışıyor, eski okulun ihtişamlı salonlarında yürüyordu.
Ama Lina için hiçbir şey artık aynı değildi.
Dün gece gördüğü çocuk...
Sylan.
Onun bakışlarında tuhaf bir şey vardı. Sanki herkesten uzak durmaya çalışıyor ama aynı zamanda herkesi korumak istiyordu.
Lina kütüphaneye doğru yürürken bir sese çarptı.
“Yeni gelenlerin çoğu ilk haftasında kaybolur.”
Lina arkasını döndü.
Karşısında Aras vardı.
Yüzünde hafif alaycı ama meraklı bir ifade vardı.
“Kaybolmak mı?”
Aras omuz silkti.
“Blackwood normal bir okul değil. Buraya gelen herkesin bir sebebi vardır.”
Lina kaşlarını kaldırdı.
“Senin sebebin ne?”
Aras bir an sustu.
Sonra gülümsedi.
“Henüz bilmiyorum.”
Lina onun da bazı şeyleri sakladığını fark etti.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir hareketlilik oldu.
Öğrenciler sessizleşti.
Çünkü Sylan gelmişti.
Her zamanki gibi sakin yürüyordu.
sarı saçları ışığın altında parlıyordu. Yeşil gözlerinde ise o kendinden emin ifade vardı.
Sanki bütün okul ona baksa bile hiç umursamazdı.
Lina onu görünce istemsizce sustu.
Sylan bunu fark etti.
“Ne oldu? Konuşmayı ben gelince mi bıraktınız?”
Lina kaşını kaldırdı.
“Senin hakkında konuşuyorduk.”
Sylan gülümsedi.
“Umarım güzel şeylerdir.”
Aras araya girdi.
“Henüz karar vermedik.”
Sylan ona baktı.
“Beni değerlendirmeye mi başladınız?”
“Belki.”
Sylan hafifçe güldü.
“Cesurmuşsunuz.”
Lina kollarını bağladı.
“Sen hep böyle misin?”
“Nasıl?”
“Böyle... kendinden fazla emin.”
Sylan bir adım yaklaştı.
“Hayır.”
Lina şaşırdı.
“Değil misin?”
Sylan gülümsedi.
“Sadece çoğu zaman haklı çıkıyorum.”
Lina gözlerini devirdi.
“Gerçekten sinir bozucusun.”
“Bunu söyleyen ikinci kişi oldun.”
“İlki kimdi?”
Sylan birkaç saniye düşündü.
“Ben.”
Lina istemeden gülümsedi.
Ama Sylan'ın yüzündeki küçük değişimi fark etti.
Onun şaka yapan tarafının altında başka bir şey vardı.
Daha eski... Daha güçlü...
Sanki herkesin gördüğü Sylan ile kimsenin bilmediği Sylan arasında büyük bir fark vardı.
Tam o sırada okulun çanı çaldı.
Fakat bu ders saati için değildi.
Koridordaki bütün büyülü ışıklar aynı anda yanıp söndü.
Öğrenciler durdu.
Aras ciddileşti.
“Bu normal değil.”
Lina ona baktı.
“Ne oluyor?”
Sylan ilk kez gülümsemesini kaybetti.
Ama korkmuş değildi.
Sadece dikkat kesilmişti.
“Blackwood’un koruma büyüleri tepki verdi.”
Lina kaşlarını çattı.
“Neye?”
Sylan cevap vermeden önce okulun dışındaki karanlık bahçeye baktı.
Sonra tekrar Lina’ya döndü.
“Bunu öğrenmek istemeyebilirsin.”
Lina ona baktı.
“Bana bunu söyleyerek daha çok merak ettiriyorsun.”
Sylan'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
“Bunu fark ettim.”
Aras başını salladı.
“Sen gerçekten insanları sinirlendirmekten hoşlanıyorsun.”
Sylan sakince cevap verdi.
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Sadece gerçeği herkesin hazır olduğu anda söylemeyi seviyorum.”
Lina onun gözlerine baktı.
“Peki ben hazır mıyım?”
Sylan birkaç saniye sustu.
Sonra alçak sesle konuştu.
“Bunu henüz ben de bilmiyorum, Lina.”
Ve ilk kez...
Sylan'ın bakışlarında Lina'nın anlayamadığı bir şey gördü.
Endişe.
Ama onun için değil.
Kendi içinde taşıdığı bir şey için.
Bölüm sonu...