Yağmur, New York sokaklarını gri bir sisin içine gömmüştü.
Şehrin gökdelenleri bulutların arasında kaybolurken, siyah bir araba Blackwood Academy'nin demir kapısından içeri girdi.
Okul... normal bir okul değildi.
Dışarıdan bakıldığında ülkenin en prestijli liselerinden biriydi.
İçeride ise kimsenin bilmediği sırlar yaşıyordu.
Lina, kulaklığını çıkarıp derin bir nefes aldı
"Yeni okul..." diye fısıldadı.
"Yeni insanlar..."
"Umarım yeni sorunlar olmaz."
Şoför gülümsedi.
"Baban olsaydı yine 'başını belaya sokma' derdi."
Lina hafifçe güldü.
Ben mi belaya giriyorum?
Belalar seni buluyor
Arabanın kapısı açıldı.
Yağmur damlaları siyah montunun üzerine düşerken başını kaldırdı.
Blackwood Academy...
Taştan yapılmış dev bina, eski bir şatoyu andırıyordu.
Yüzlerce öğrenci bahçede sohbet ediyor, gülüyor koşuşturuyordu.
Kimse onu tanımıyordu.
Tam istediği gibi.
"Affedersiniz!"
Bir kız koşarak önüne geldi.
Kestane rengi saçları omuzlarına dökülüyordu.
"Sen yeni öğrencisin değil mi?"
Evet
"Ben Maya."
"Lina."
Maya elini uzattı.
"İlk günlerde yalnız kalmak berbattır. İstersen beraber gezebiliriz."
Lina gülümsedi.
"Memnun olurum."
İkili okulun koridorlarında yürürken Maya neredeyse nefes almadan konuşuyordu.
"Şurası laboratuvar."
"Orası spor salonu."
"En üst kat yasak."
"Neden?"
"Bilmiyorum."
"Kimse çıkmıyor."
Lina başını kaldırdı.
En üst kattaki uzun koridorun sonunda biri duruyordu.
Simsiyah üniforma...
Elleri cebinde...
Keskin bakışlar...
Sadece ona bakıyordu.
Kalabalığın içinde tek kıpırdamayan kişi oydu.
"Kim o?"
Maya'nın yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
"Nereye bakıyorsun?"
"Şuraya."
Maya döndü.
Koridor boştu.
"Lina..."
"Orada biri vardı."
"Yoktu."
İlk ders edebiyattı.
Öğretmen sınıfa girerken herkes yerine geçti.
Kapı yeniden açıldı.
İçeri uzun boylu bir erkek girdi.
Sınıf bir anda sessizleşti.
Öğretmen bile konuşmayı bıraktı.
"Yine geç kaldın Aras."
"Alıştınız."
Sesi sakindi.
Ne özür diliyor ne açıklama yapıyordu.
Sınıfın en arka sırasına geçti.
Lina istemsizce
dönüp baktı.
Aynı çocuk.
Çatıda gördüğü kişi.
Koridorda gördüğü kişi.
Şimdi de sınıfındaydı.
Aras başını kaldırdı.
Göz göze geldiler.
Bir saniye...
İki saniye...
Üç...
Aras gözlerini hiç kaçırmadı.
Sanki onu yıllardır tanıyormuş gibi bakıyordu.
Lina rahatsız olup önüne döndü.
"Ne garip çocuk..."
diye mırıldandı.
Arka sıradan çok hafif bir ses geldi.
"Ben de aynı şeyi senin için düşündüm."
Ders bittiğinde Maya koluna girdi.
"Hadi kantine."
Tam yürümeye başlayacaklardı ki biri omzuna çarptı.
Lina dengesini kaybedince güçlü bir el belinden tuttu.
Düşmesine izin vermedi.
Aras.
İkisi birkaç saniye birbirine çok yakındı.
Lina onun gözlerinde tuhaf bir şey fark etti.
Sanki gözbebeklerinin içinde siyah dumanlar dolaşıyordu.
Aras hemen geri çekildi.
"Yürürken önüne bak."
Lina kaşlarını çattı.
"Sen çarptın."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Denk gelmiştir."
"Denk gelmedi."
Aras hafifçe gülümsedi.
İlk kez...
Ama o gülümseme sıcak değildi.
"Dersin bitince doğrudan evine git."
Lina sinirlendi.
"Sen bana neden sürekli emir veriyorsun?"
"Çünkü başka seçeneğim yok."
"Tanımıyorum bile seni."
"Tanımaman daha güvenli."
"Saçmalıyorsun."
Aras yüzünü ona biraz daha yaklaştırdı.
Sesini alçalttı.
"Bu gece saat tam on ikide sakın pencereni açma."
Lina istemsizce yutkundu.
"Neden?"
"Çünkü biri seni çağıracak."
"Kim?"
"Sesini annen gibi çıkaracak."
Lina'nın yüzü bembeyaz oldu.
"Annem yıllar önce öldü..."
Aras'ın gözleri ilk kez yumuşadı.
"Biliyorum."
"Bunu nereden biliyorsun?"
Aras cevap vermedi.
Arkasını dönüp yürüdü.
Kalabalığın içinde birkaç adım attı...
Ve gözden kayboldu.
Sanki hiç orada olmamıştı.
Lina nefesini tuttu.
Kalbi ilk kez korkudan değil...
Anlayamadığı bir his yüzünden hızla atıyordu.
Çünkü o çocuk sadece onu tanımıyordu.
Onun hakkında, kimsenin bilmemesi gereken şeyleri de biliyordu.
Bölüm sonu...