Odamda boş boş oturup kitap okurken -en güzel aktivite- kapım çaldı “Gir!” Diye bağrınca muhafız girdi “Efendim Sis Ormanında bir şey bulduk.” Heyecanla ayağa kalktım “Tamam sen Diyara’da söyle orada buluşalım.” Başını sallayıp odadan çıktı. Çok heyecanlıydım çünkü orası bir efsaneydi. Efsaneye göre şatomuzun arkadında olan orman eskiden sisli deyildi. Arka taraftan sürekli düşmanlar saldırdığından dolayı geceleri çok gerici geçermiş. Ama saldırmaya çalışan düşmanlar garip bir şekilde ortadan kayboluyormuş. Hemde hiç iz bırakmadan. Hızlı ve heyecanlı bir şekilde üstüme kısa koyu turuncu bir elbise giyip arkama da kılıcımı takıp çıktım. Yaklaşık 5 dakka sonra Diyar yanıma geldi “Ne oldu neden beni buraya çağırdın?” Diyara karşımızda duran şeyi gösterdim. 5 tane adam ellerinde kılıç korkuyla bakıyordu. 1709 moda giyimindekerdi. Tek sorun ise taşlaşmış olmaları. Diyara döndüm “Galiba bunun ne olduğunu çözmemiz gerekecek.” Dedim. “Pekâlâ ben bu işte yokum.” Dedi. Ona alayca gülümseyerek ellerimi göğsümde birleştirdim. “Tamam o zaman bende Neva ile yaparım.” Bakışları durdu, bir kaç saniye sonra konuşmaya başladı “Aslında bu iş eylenceli olabilir.” Gözlerimi devirdim ve bir ses duyduk ikimizde. Yüksek bir sesdi, kılıcımı sırtımdan çıkarttım ve iki elimle sıkıca tutarak önüme aldım. Diyar’da sırtından ok ve yayını çıkarttı. İkimizde dikkat kesildik, bir filin burnunu ardından da ayaklarını gördük. Evet bir fill! Diyar okunu yaya takıp nişan almak için pozisyonunu aldı. “Daha deyil.” Dedim sessizce. Fil olduğu yerde durup oturunca üstünden biri indi. “Merhaba pransses.” Diye önümde eyildi adam “Siz kimsiniz?” Diye sordum sert ve meraklı bir sesle gardımı indirmeden. “Yeni sayılan bir krallık var biliyor musunuz bilmiyorum. Size bir mesajları var efendim.” Silahımı indirdim ama elimden bırakmadım. Diyar’da hâlâ adamı hedef almış, bir hatadında onu vurup öldürmek için bekliyordu. Elimi uzatıp gelen kağıdı aldım. Adam file geri binip uzaklaşırken Diyar “Ben anlamadım. Adam nereden geldi ve neden atla deyil fil ile geldi?” Okunu indirip elini çenesine götürdü. Bir süre düşündü. “Hatırladım Ivor krallığından gelmiş olmalı. Bilmiyorum çok da yeni sayılmaz. 1880’den beri kurulu ama bu bizim gibi 1405’den berili kurulu krallıklar için çok yeni sayılır.” Neredeyse 10 yıldır kurulu olan bu krallık bize neden bir mektub gönderdi ki? “Neyse ben Ateş ile konuşmaya gidiyorum.” Diyar ellerni cenine sokarken bende kılıcımı sırtıma tekrardan taktım
“Bende gelsem?”
“Olmaz.”
“Neden?”
“Neva orada.” Dedim Sis Ormanından çıkıp yürürken “Ne alaka?” Dedi Diyar benimle yürürken “Diyar, bilmiyorum zannetme, sen ondan hoşlanıyorsun. Diyar artık anlamak zorundasın. O evli ve kocası ile… mutlu deyil. Aslında oda senden hoşlanıyormuş gibi duruyor.” Diyar ağlamaklı bir ifade ile “Abla lütfen bak gerçekten çok yaklaşmam ona.” Biraz düşündüm “Peki tamam.” Diyince Diyar mutlulukla yürümeye başladı
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu.” Defi Diyar Neva’nın önünde eyilip elimi öperek. Canım kardeşim sözünü unutup -yine unuttu- Neva’yala flörtleşmeye başladı. Tam o sırada Neva’nın kocası Timur girince elimle sertçe masaya vurdum ve Diyar hemen Neva’dan uzaklaştı. “Merha Prensses.” Dedi ve Diyar’a döndü “Merhaba Diyar.” Timur dişlerini sıkıp konuşunca bende istemsizce sıktım. Sarı saçlı mır gözlü Timur, yine garip davranışlarıyla Şüphe topluyordu. “Ateş nerde? Benim onla konuşmam lazım.” Diye sorunca tüm dikkatler bana toplandı. “Odada seni bekliyor.” Başımı sallayıp yukarıya çıktım. Diyarı, orada Timur ile bırakmak hoşuma gitmesede yapmak zorundaydım “Ateş! Nerdesin?” Odaya kapıyı çalmadan girince Ateş’i üstünü deyiştirirken gördüm. Hemen gözlerimi kapattım. “Prensses, benle ne konuşacaksın?” Gözlerimi, kırmızı yanaklarımla açtım ve elimdeki mektubu ona uzattım “Yeni bir krallık, Ivor adı. Bana bunu gönderdiği için senle beraber açmak istedim.” Masaya doğru yürüyüp kağıdı açıp okumaya başkadık.
“Merhaba prensses, ben Armen. Uzaklarda olan Ivor krallığın kralıyım. Ve bu mektubu Ateş ile okumanı istiyorum. Bu bilmeceyi bulabilir misiniz?
Tam dibinizde yanınızda
Geceleri muhafız olsun kapınızda
Ölü mü olmak istersin diri mi?
Bilmem ama
Saklanmazsan ondan
Ölüm gelir sana
Ateş ilk sen
Bir hain var yanında
Koru kendini ve aileni
Yoksa acı olur kaderin
Prensses ikincisi sensin
Ateş’in ölümünü aldığını zaman
Kaç hemen oradan
Diyarı’da al götür
Yoksa Ateş gibi sende
Ölü bulunursun yerde.” Mektub bu kadardı. Ateş ile bakışlarımız kesişti “Bu hain kim?”