İçeriğe geç

Karanlık Köşe

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Karanlık Köşe

Bölüm 1

4 ay önce

Hayat nedir bilir misiniz? Ben bilirim. Hayat bir insana acı çektiren aynı zamanda mucizeler yaşatan şeydir. Bir kelime iki hece beş harf bir şeydir ama her şeydirde “Anne baba?” Diye fısıldadım. Karşı krallığın kralı anne ve babamı esir tutmuştu. Ve şimdi gözlerimin önündelerdi. Annemin sarı saçları darmadağın, sarı gözleri kan çanağına dönmüş. Ağızından derin nefesler alıp veriyor. Ellerinde halatlar vardı elleri bağlanmıştı. Boynundanda bağlanmıştı. Babamda annemden farksız değildi, siyah saçları gözünün önüne düşmüştü siyah gözleri hâlâ cesaretle bakıyordu. Altlarında bir tahta vardı çekilirse asılı kalırlardı. Nefessiz kalıp ölürlerdi. Gardiyan yanıma geldi “Prenses ne oluyor?” Ona döndüm “KILICIMI GETİR!” Diye bağırdım. gardiyan koşarak krallığa gitti, bende kırmızı elbisemi tutup hafifçe kaldırıp koşmaya başladım. Ormandan çıkıp köye gelince şatonun yanındaki idam sokağına girince bazı köylülerin heyecanla ve hüzünle izlediklerini gördüm. O sırada kafamdaki altın tacım yere düştü ama umursamadım. “ANNE BABA!” Dedim, yan tarafımdan bir alkış sesi duydum. O tarafa döndüm “Prenses gelmiş. Sende mi bu şenliği izlemeye geldin?” Yüzündeki pis sırıtışla bana bakıyordu. Yeşil gözleriyle ve siyah saçlarıyla o kadar çok babasına benziyordu ki ondan nefret etmem için bir nedendi bu. “ATEŞ! Anlaşmamız vardı hani birbirimizin krallığına karşı olmayacaktık?” Gülümsedi ellerini cebine soktu “Anlaşmalar bozulmak için yapılır prenses.” O sırada gardiyan geldi. Önümde eğilip kılıcı bana uzattı. Gözlerimi Ateş’den ayırmadan kılıcı aldım. “Eğer onları öldürürsen, büyük bir savaş başlatırım.” Dedim. Yüzündeki gülüş söndü “Ne oldu Kral?” Gözlerimi kısıp tek kaşımı hava kaldırdım ve sırrıttım. Ona doğru yaklaşırken kılıcım toprağa sürtüyordu. Yanına geldim, eğildim, yüzlerimizin arasında bir karışlık mesafe kaldı “Korktun mu?” Kaşlarını çattı. “Onları asarak beni yıkabileceğini mi düşündün? Yanılıyorsun, kraliçe ben olurum. Beni tanırsın, eğer ben kraliçe olursam yıkımınız olur.” Yutkundu başını kaldırdı, o sırada arkasından annesi Loya koşarak geldi. “Oğlum ne yapıyorsun anlaşmamız var.” Taranmış koyu kahve rengi saçları rüzgarda savruluyordu. Mavi gözleri şok içinde bir bana bir elimdeki kılıca baktı. “Büyük savaş başlatıyorum anne.” Dedi birden, kaşlarımı çattım. Arkadan ikiz kız kardeşleri geldi. Neva elimdeki kılıcı görünce Ateşin kolunu tutup çekti ve kulağına “Ne yapıyorsun sen?” Dedi siyah saşları ve mavi gözleriyle hem annesine hem de babasına benziyordu. Dolgun dudağına dişini geçirdi “Prensese karşı gelmemeliyiz. Aynı zamanda onunda bize karşı gelmemesi gerek. Bunu biliyorsun.” Onu baştan aşağa süzdüm üstünde koyu pembe dar bir elbise vardı. Leva yani diyer ikiz kardeşin, ön tutamı sarı devamı siyah bir saçı vardı, bir gözü siyah diyer gözü savaş esnasında yaşanan bir olaydan dolayı gri renkliydi kaşından başlayıp alt göz kapahına doğru giden bir iz vardı kırmızı dolgun dudakları, sarı bir elbise giymişti. “Sizin oğlunuz annem ve babamı yani kraliçe ve kralı asmak, idam etmek istiyormuş!” Dedim kılıcı omzuma koyarak. “Neden prenses?” Diye bir ses geldi arkadan. Ateş’in babası yani eski kral geldi, yeşil gözleri ve siyah saçları vardı. Ateş’in kime çektiği belliydi. “Bilmiyorum Eflah.” Dedim sadece adı ile seslenerek. Bu adamın bile bir adı varken neden benim yoktu? 25 yaşındayım ve hâlâ adım yok. “MUHAFIZLAR ÇEKİN TAHTAYI!” Diye bağrınca Ateş, hemen annemle babama döndüm. Tam tahtayı çekerken “DURUN!” Diye bağırdım. Muhafızlar durdu “Size emrediyorum, biraz beklemenizi.” Ateş’e döndüm “Neden onları İdam etmek istiyorsun?” Dedim meraklı ve soğuk bir sesle, “Nedenini bugün değil ama bir gün öğreniceksin.” Dedi Ateş. Omzumdaki kılıcı yere attım. Nasıl yani? Benim anne ve babamı aynı zamanda kral ve kraliçeyi öldürmek istiyor ve bunun nedeninide söğlemiyor muydu. Muhafızlar altaki tahtayı çekti ve annem ile babam acı çekmeye başladı. Yüzleri kıpkırmızıydı. Babamın gözleri yukarıya doğru kayınca annem zorda olsa “Arda, aşkım gelicem yanına. Bekle.” Dedi. Ve haraketsiz kaldı. Cesetleri rüzgardan dolayı hafifce sağ sola sallanıyordu. Yutkundum kalbim acıdı ama bakışların üzerimde olduğunu bildiğim için dik durmaya devam ettim. “Yakabilir miyim cesetlerini?” Dedi Ateş meraklı bir şekilde “Hayır dersen anlarım.” Gözümün önünden onlarla ilgili tüm anılarım geçti. Bir damla yaş düştü gözümden. Bunu sadece Ateş gördü çünkü onun nefesi kesildi. “Yak cesetlerini.” Gözümü devirdim ve ormana kendi krallığımın, kardeşim Diyar’ın yananı gitmek için yürüdüm. Son duyduğum şeyler ise köylülerin “Ben olsam güçlü kalamazdım, ne kadar da güçlü bir prenses.” Dediklerini duydum. Ben güçlüyüm evet ama bu bir yıkımımım olamayacağı anlamına gelmez…

Bölüm sonu

1 yorum