▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀
She was brave and strong and broken all at once
-Anna Funder
▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀
Gece olmuştu. Soğuktan anlaşılıyordu. Adreanna üşümeye başlamıştı ama hala kalkıp battaniyelerden birini almamıştı. Hareket etmek istemiyordu. Titremeye başladığını hissediyordu. Bazıları birbiriyle konuşuyordu. Bazıları açlıktan yakınıyordu. Yemek vereceklerdi ama sığınaktı burası. Sınırlıydı her şey.
Selen hala gözlüğü ile uğraşıyordu ve dakika başı olan her şeyden herkesi haberdar ediyordu. Sabahtan beri 5 yeni patlama olmuştu ve henüz ölü sayısı belli değildi. Ya da paylaşmıyorlardı.
Sığınaktakiler uyumaya başlamıştı. Anisa battaniyesine sarılmış uyuyordu. Bir iki kişi arkadaşlarıyla birbirine sarılmış uyuyor ya da sohbet ediyordu ama bu durumda konuşmamak en iyisiydi. Su da sınırlıydı ne de olsa. Adreanna'nin de gözleri kapanıyordu ama her şeye rağmen uyumamaya çalışıyordu.
Üstünde bir gölge oluşunca başında bekleyen kişiye bakmak için kafasını kaldırdı. Hayatında ilk defa gördüğü biriydi. Çocuk kızın yanına oturdu ve elindeki battaniyeyi uzattı. Adreanna çatık kaşlarla ona bakıyordu. Battaniyeyi almadı. Çocuk battaniyeyi açıp üstüne atınca da şikayet etmedi.
"Adreanna değil mi?" dedi çocuk. Adreanna bu konuşmayı nasıl en kısa sürecek şekilde bitirebilirdi diye düşünmeye başladı. Cevap vermeden kafasıyla onayladı. "Normalde insanlar seninle tanışmaya çalışınca en azından nezaket olsun diye karşılık verirsin." dedi çocuk. Adreanna derin bir nefes aldı.
"Ne istiyorsun?" dedi sertçe. Çocuk gülümsedi. "Sadece tanışmak..." dedi. Adreanna doğruldu ve zoraki bir gülümseme taktı yüzüne. "Adreanna Levine, peki sen?" dedi dişlerinin arasından.
"Rave, Rave Lowe. Memnun oldum Adrea." dedi Rave. Adreanna kafasını hızlıca aşağı yukarı salladı ve yine köşesine yaslandı. Rave yanında oturmaya devam etti. İlla yüzüne Bas git! demesi mi gerekiyordu. İnsanlar aldığı sinyalleri dikkate alması gerekiyordu.
"Savaşın ortasındayız. Konuşmak ister misin?" Ve işte tekrar başlamıştı. Adreanna kılını kıpırdatmadan, "Hayır." dedi. Normalde bu kadar kaba olmazdı ama insanların bazı şeyleri kafasına sokmak için kaba olmak gerekiyordu.
Ve yine sessizlik. Umuyordu ki bu sonsuza kadar sürerdi. Savaş onu rahatsız etmiyordu. Onu rahatsız eden bir sürü insan ile kapalı bir alanda bulunmaktı. Ne Işık İmparatorluğunu ne de Gölge Topluluğunu severdi. Işıkları sevmemesinin birçok nedeni vardı zaten. Tarihin başından beri düşmanlardı bu da ona yetiyordu. Düşman olmadıkları tek zaman dilimi ilk ortaya çıktıkları zamandı. Belki de bir araya gelmeleri için başka bir yüzyıl ve başka bir kıyamet gerekiyordu. Gölge Topluluğunu sevmemesinin nedeni ona asla bir yararı olmamasıydı. Mesela Jeff... Ne kadar vatanseverdi. Büyük ihtimalle ülkesi için kendini feda bile ederdi. Büyük ihtimalle güzel bir çocukluğu ve ilgili ailesi olmuştu. Adreanna ise ailesini neredeyse hiç hatırlamıyordu. Bir abisi de vardı. Üçü beraber ortadan kaybolmuşlardı.
"Hep Venedia'da mıydın?" dedi Rave. Venedia yaşadıkları şehrin yani Gölge Topluluğunun en büyük şehirlerinden birinin ismiydi. Dünyada bazı şehirlerin ismi değişmişti. Dünya popülasyonu azalmıştı zaten. 500 yıl öncesinin yarısıydı neredeyse. Şehirler de seyrekleşmeye başlamıştı. Avrupa ve Kuzey Amerika'ya Gölgeler, Asya ve Güney Amerika'ya ise Işıklar yerleşmişti. Afrika'da iklim yüzünden pek kimse yaşamıyordu. Ama Gölgelere ait topraklardı. "Evet, doğma büyüme buralıyım. Dışarı bir adım bile atmadım."
"Ben İstanbul'dan geliyorum." dedi Rave. Adreanna istemeden de olsa kafasını kaldırdı. Hep Venedia'nın dışını merak etmişti. "Sınırda mıydın?" dedi Adreanna. Rave kafasıyla onayladı. "Nasıldı orası?" dedi.
Genç oğlan, kız konuşmaya başlayınca gülümsedi. "Savaş olduğu için hep tetikte olman gerekiyor ama çok güzel bir yer. Baya şehirleşmiş bir yer. Her türden kültür var. Dünyanın göbeği. Çoğu insan çok karmaşık olduğunu söylüyor. Haklılar ama öyle de olması gerekiyor. Yüzyıllar öncesi gibi değil. Daha düzenli bir yer olmuş. Kesinlikle bir gün görmen gerek." dedi Rave.
Kız pürdikkat onu dinliyordu. Kendisi bile şaşırmıştı. "Keşke." dedi sessizce. Oralara gitmesi için paraya ihtiyacı vardı ama sahip olmadığı ve olamayacağı bir şey varsa o da paraydı. Yine sessizlik oluştu bu sefer bütün odada.
Kim ne düşünüyordu kimse bilmiyordu. Bazıları ailesini görüp göremeyeceğini, bazıları sadece buradan çıkmak istiyordu. Bazıları çoktan rüyaların ya da kabusların arasında kaybolmuştu. Bütün bu düşünceleri bir ses dağıttı.
İçeri giren öğretmen sessizce "Uyumayanlar yemek yemek için gelebilir. Tek sıra halinde ve sakince lütfen." dedi. Kimsenin koşturmaya hali yoktu zaten. Herkes acıkmıştı hızlıca kalktılar. Bazıları uyuyan arkadaşlarını uyandırdı.
Rave ayağa kalktı ve Adreanna'ye baktı. "Geliyor musun yoksa yemeği da ayağına mı getirmem gerekiyor?" dedi alayla karışık. Adreanna bunu alaya almadı. "Kimse senden bir şey getirmeni istemedi." dedi homurdanarak. Rave'nin gülüşü silindi.
"Haklısın. Ama inat etme de yemek ye." dedi elini uzatarak. Adreanna ele baktı sonra yüzünü Rave'ye çevirdi. Gerçekten düşünüyor muydu? Niye böyle bir şey için düşünüyordu ki? İlk defa karar vermekte zorlanıyordu. Bir yanı sonunda birine tekrar güvenmek istiyor insanlarla iletişime geçmek istiyordu, bir yanı ise 12 senedir yaptığı gibi kendi başının çaresine bakmaya devam etmesi gerektiğini söylüyordu.
Adreanna, Rave'nin yüzüne bakınca yepyeni bir hisle tanıştı. Bazıları buna güven diyordu. O ise hayal kırıklığının ilk adımı diyordu. Ama yine de zırhını bir kenara koydu ve ya hayatının en iyi şeyini ya da en büyük hatasını yaparak o eli tuttu. Ondan güç alarak ayağa kalktı. Kalktığı gibi bıraktı elini ve ikisi de tek kelime etmeden koridora çıktılar.
Herkes bir anda çıktığı için kalabalıktı. Bir uğultu vardı ama gürültü denemeyecek kadar azdı. Herkes o kadar yorgundu ki konuşmaya mecali kalmamıştı. Sıra ağır ağır ilerliyor, yemeğini alan çıkıyor odaya giriyordu. Sonunda sıra onlara gelmişti. Küçük bir kase vermişlerdi. Adreanna tiksintiyle baktı. Bunlar doyuruculuğu yüksek maliyeti az ve 20 yıllık saklanabilen gıdalardandı. Tadı var gibiydi ama asla gerçek yemeklerin yerini tutamazdı.
İstemese de karnı guruldamasın diye aldı bir tane. Sonra odaya döndü. Rave de onu takip etmişti. Kendi yerinde oturduğunda o da yine yanına oturdu. Adreanna kendini zorlayarak kaseden birkaç şey tıktı ağzına. Bir zamanlar umut vaat eden bir teknolojiydi bu sentetik gıda. Ancak şimdi böyle kriz anlarında kullanılıyordu çünkü nüfuz düşüp sonradan dünya tekrar yaşanmaya daha müsait bir yere geldiği için yiyecek üretmek daha kolaylaştı. Bu sefer insanlar daha iyi yönetti bu tür işleri. Böylece tadı tuzu olmayan bu sentetik gıdaları yemekten herkes vazgeçti.
"Hey, hey!" dedi bir ses ve odadaki herkes sese döndü. Selen sesleniyordu. Hala gözlüğünden bir şeylere bakıyordu. "Işık İmparatorluğu Prensi bir duyuru yapacakmış." dedi heyecanla. Herkes ona yaklaştı. "Bekleyin, yansıtacağım." dedi birçok kişinin izlemek istediğini görünce. Gözlüğüyle birkaç şeye daha dokundu ve görüntü duvara yansıdı.
Herkes dikkatini ona verdi. Ekranda pek de yaşlı olmayan hatta 20'lerine bile yeni girmiş bir adam duruyordu. Bu Prens Lucien'dı. İsmi bile Işık demekti. Adreanna tiksintiyle yüzünü ekşitti. Önce böyle bir yemek şimdi bu. Odada Prense karşı çirkin nidalar dolaştı. Rave'ye baktı. O da kaşları çatık kararlı bir şekilde kıpırdanıp Lucien'e bakıyordu. O da hoşlanmıyordu.
"Herkese merhaba," diye başladı o kararlı pürüzsüz ve insanları etkilemek için yaratılmış kusursuz sesiyle. "savaş hakkında konuşmamız gerekirse, bu savaş yeni başlamadı yüzyıllardır devam ediyor, bizim devam ettirme amacımız ise Gölge Topluluğunun bizden bir şey çalmış olmasıdır." dediğinde odada bir uğultu başladı.
Ne çalmıştı ki? Silah mı? Verin gitsin zaten binlercesi onlarda vardı hatta çok daha iyileri. Hazine'yi mi çalmışlardı? O zaman sıkıntı vardı ama Adreanna içinden eğer bu doğruysa helal olsun demeyi ihmal etmedi. Işıklardan nefret etmesinin birçok sebebi vardı zaten.
Odada konuşmalar yükselmeye başlayınca, "Kesin sesinizi!" dedi Adreanna sonunda. Herkes bir anda sustu, önce ona baktı, sonra yayına döndüler.
"Çaldıkları şey kesinlikle Işık İmparatorluğuna aittir ve asla paha biçilemez. Karanlık Işığı bize verin biz de saldırıları durduralım. Karar sizin." dedi se yayın bitti.
"Bu neydi böyle? Karanlık Işık ne oğlum? Dalga mı geçiyor bu şerefsiz?" dedi Jeff. Selen yansıtmayı kapatmadan arama motoruna girdi ve karanlık ışık yazdı. Çıkan şeylere baktı herkes ama tam anlamlı hiçbir şey yoktu asla.
Karanlık Işık adında birkaç ürün vardı. Gölgeler için yapılmıştı ve satamadıkları için aptalca isimlendirmişlerdi. Kimse okuyamıyordu bile. Selen hızla geçiyordu ama okuyormuş gibi de görünüyordu. Kız cidden teknoloji ustasıydı. En sonunda bir sekmeye girdi.
Karanlık Işık 2267 yılında Doğu'da ortaya çıkan bir madendir. Sadece bir kere karşılaşılmıştı başka bir örneği yoktu. Bir Işık ya da Gölge bunu elinde tuttuğu sürece güçlerini inanılmaz derecede arttırır. Hayal edemeyeceği kadar tehlikeli olur. Bir silah haline gelir ancak her taraf için tehlikelidir. Işık üzerinde kullanıldığında bir parmak şıklatmayla karşısındakini kör edebilir ya da biraz daha zorlarsa ışık ısıya dönüşür, yakıp kül edebilirdi. Bir Gölgede kullanılırsa ne yapacağı henüz test edilmemiş ancak dünyayı sonsuz bir karanlığa bile sürükleyebileceği ön görülmüştür. Işıklar bunu buldukları anda el koymuşlar. Yıllar boyu Gölgelerin haberi bile olmamıştır. Bazılar acilen yok edilmesi gerektiğini savunmuş bazıları onu silah haline getirilmesini bazıları ise çoğaltılmasını istemiştir.
Herkes yazıyı okurken yine sessizlik oldu. "Yani aslında tam olarak onların değil. Yani çalınmasında bir sorun yok gibi." dedi Anisa. Birkaç ses onu onayladı. "Bu tür şeyler kim bulursa onundur değil miydi?" dedi Rave de. Kafalar bu sefer ona döndü. "Evet, eğer kafan yüzyıllar öncesinde kaldıysa. Bu tür silahların uluslararası kabul edilmesi gerekir. Bence geri vermeyelim. İyi olmuş." dedi Selen de.
"Eh nerede bilmiyoruz ama kimde olmadığını biliyoruz." dedi daha önce konuşmamış olan bir çocuk Adreanna'e baktı. Arkadaşları da onunla birlikte güldü. Adreanna sadece derince iç çekti. Başına çok gelmişti takmıyordu artık.
"Kes sesini! İnsanları aşağılamana gerek yok. Biz senin beyinsizliğini öne çıkarmıyoruz mesela." dedi Selen kızıl saçlarını sallayarak. Selen ve Adreanna bir an göz göze geldiler. İkisinin de ifadesinden bir şey çıkmıyordu. Selen de zaten onu korumak için değil karşıdakini susturmak için söylemişti bunu. Bakışları ayrıldı. Karşıdakiler de sustu.
Oda yine sessizliğe gömüldü. Bu seferki baya uzun sürecekti. Rave Adreanna'ye bakıp fısıldadı. "Ne demek istedi?" dedi anlamamış bir şekilde. Adreanna güldü. Çok ses çıkarmamak için kendini susmaya zorladı. Rave ona uzaylıymış gibi baktı. "Gerçekten bilmiyorsun. Oha, bunu bilmeyen tek kişi sensin bu okulda." dedi kafasını yana yatırarak.
"Peki, beni bu bilgiyle aydınlatır mısın?" dedi Rave kısık bir sesle. Adreanna'nin yüzü yine düştü. "Aslında birilerinin bilmemesi hoştu. Gerçi çok mantıklı bilmediğin için benimle iletişim kurmaya çalıştın. Nasıl düşünemedim ki?" dedi kendi kendine kıkırdayarak. Sonra da geri yattı. Artık yorulmaya başlamıştı ve uykusu gelmişti.
"Peki, o zaman bilmesem de olur." dedi Rave. Adreanna kafasını kaldırdı ve ona kaşlarını çatarak baktı. Gerçekten umursamıyor gibiydi. O kadar iyi oyuncu kimse olamazdı. "Yani üstelemeyecek misin?" dedi kuşkuyla.
"Hayır, insanların bilmesini istemediğin bir şeyi varsa, bilmek istemem." dedi. Adreanna cidden şaşırmıştı. Çünkü ilk defa bu kadar iyi bir insanlar karşılaşmıştı. Bir an anlatıp anlatmamak arasında gidip geldi. Ve daha sonra hep uyguladığı sözü geldi aklına. Eğer bir şeyi söylemek için iki kez düşünüyorsan, söyleme.
"Büyümü kullanamıyorum." dedi bir anda. Lanet olsun! Niye böyle yapıyordu ki? "Anlatmak zorunda değilsin." dedi Rave. Adreanna omuz silkti. "Herkes biliyor. Bir şey fark etmez. Gerçekten..." dedi ve devam etti. "Gücünü pek kullanmayan ya da diğerlerinden daha güçsüz olan Gölgeler var ama ben direkt kullanamıyorum. Mutasyonum var sadece beceremiyorum." dedi.
"İnsanlar da ailemin beni bu yüzden terk ettiğini düşünüyor." dedi yere bakarak. Rave ise ona bakıyordu dehşete düşmüş bir ifade ile. "Ailen nerede?" dedi endişeyle. Adreanna omuz silkti. "Gittiler. Kim bilir neredeler?" dedi.
Rave biraz sessiz kaldı. Sonra "Üzgünüm-" derken Adreanna hızla ona döndü kızgın bir ifade ile. "Sakın!" dedi sessizce ama kızgınca. "Bana acıma. Dalga geçmeni tercih ederim ama sakın bana acıma. Bu yüzden insanlara bir şeyler anlatmıyorum. Hayatımın üzücü olduğunu düşünüyorlar. Ve bana acıyorlar sanki ihtiyacım var." diye homurdandı ve kollarını bağladı.
"Peki, bir daha olmaz." dedi Rave arkasına yaslanarak. Adreanna esnedi. "Uykun varsa, uyumalısın. Herhangi bir şey olursa seslenirim." dedi Rave. Kız göz devirdi.
"Niye hala buradasın? Gerçekten gitmen için olabildiğince işaret verdim. Niye görmüyorsun?" dedi Adreanna. Bu sefer Rave omuz silkti. "Görüyorum. Görmezden geliyorum." dedi rahatça. Bu Adreanna'yi daha da delirtti.
"Çok sinir bozucusunuz. İnsanlardan nefret ediyorum." dedi kendi kendine. Rave kafasını iki yana salladı. "Bence etmiyorsun." dedi. Adreanna ona baktı. Neyden bahsediyordu bu aptal? "Oha nasıl anladın?" dedi alayla ve sinirle. Dedi biraz fazla çıkmıştı ki son anda geri adım attı.
"Bence insanlardan korkuyorsun. Eğer birine bağlanırsan ailen gibi gideceklermiş gibi hissediyorsun." dedi ciddi bir şekilde. Adreanna iğrenç bir şey görmüş gibi Rave'ye bakıyordu. En kötü yanı bir parçası doğruydu ama sadece bir parçası. Eğer gerçeği bilseydi kim bilir ne derdi. Sonra ağır ağır konuştu.
"Sen, benim hakkımda bir bok bilmiyorsun. Haddini aşma. Siktir git." diye tısladı. Sinirden gözü dönmüştü. İşte bundan korkuyordu. Sinirlenmekten ve olmadık yerde ve zamanda patlamaktan.
Rave ne yapacağını bilmiyormuş gibi duruyordu. Adreanna ve biraz kaydı ve köşeye sokuldu. Hırkasının cebini yokladı. Kulaklığı yoktu. Şarkı dinleyemeyecek miydi? Sakinleşmek için şarkıya ihtiyacı vardı. Yapacak bir şey bulamayınca içinden mırıldanmaya başladı ve sözlere odaklanarak kendini yatıştırmaya çalıştı. Battaniyesiyle üstünü örttü ve uyumamaya çalışarak duvarı izledi. Toplum içinde uyumayı sevmezdi geceleri de sevmezdi. İyi gecelerinde sadece kabus görür ter içinde uyanırdı.
Kötü gecelerinde gece sayamayacağı kadar çok çığlıklar içinde uyanırdı bazen de uyandırılırdı. Ama kabussuz bir gecesi bile geçmezdi. Bu gecenin de iyi mi kötü mü olacağını bilmek istemiyordu bu nedenle kendini düşüncelerle oyalamaya çalışıyordu ama göz kapakları savaşı kaybediyordu.
Gözlerinin yavaşça kapandığını ve engel olamadığını fark etti sonunda.
