▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀
Hiçbir şey için kendini yeterli hissedemeyenlere,
Bize,
▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀▀
Dünyanın sonu gelmek üzereydi. Açlığın da obezitenin yaşandığı bir dünya vardı. Savaşlar, ekonomik krizler, salgınlar ve dahası vardı. Dünyanın sona ereceğine herkes emindi. Ama yine de insanoğlu çıkarlarından ve açgözlülüğünden vazgeçmiyordu. Her şeye rağmen karşı tarafa savaş açmaya devam ediyordu. Bir parça daha toprak alıp daha güçlü olmak için milyonlarca insanı feda ediyorlardı. Salgınlardan ölenlere aldırmıyordu baştakiler. Halklarının gözünü boyuyor yas tutarmış gibi yapıyor sonra savaş alanına daha çok kurbanlık gönderiyordu. Savaşlar için ölenler gerçekten onurlu muydu? Yoksa çoğu sadece baştaki güç kazansın diye kullanılan kurbanlıklar mıydı? Dünya milyarlarca yıl yaşıyordu ama bunun cevabı asla kesinliğe ulaşamadı.
Ve sonra kıyamet gerçekleşti.
Ama kimsenin düşündüğü bir kıyamet değildi bu. Bir bilim adamı biyolojik bir silah geliştirmişti. Ancak sonucu onun bile tahmin edemediği şeylere yol açmıştı. Başlarda fark edilmedi. Hatta işe yaramadığı düşünüldü. Bunun varlığı ancak 10 sene sonra fark edildi. 3. Dünya Savaşı devam ederken. Dünyanın neredeyse hepsi bunun nereden geldiğini bilmiyordu. Salgın dediler. Salgın ilk 10 sene içinde 100 kişiyi öldürmüştü sadece hepsi o 10 sene içinde doğmuştu. Hiçbir bilim adamı bunu açıklayamamıştı. Sonradan o on sene içinde doğan ve yaşayan kişiler ile ölen kişileri karşılaştırdılar. DNA'larında hepsinde ortak olan bir gen vardı ve bu gen 10 sene önce doğan kimsede yoktu. Önlerindeki 10 sene de yeni doğanları gözlem altına aldılar. Bunca karmaşa bile savaşı durdurmaya yetmedi. O 10 senede salgından 10.000 savaştan 40.000 kişi ölmüştü yaklaşık. İnsanlar her şeyden korkmaya başlamıştı. Çocuklarının ölüp ölmeyeceklerini bilmiyorlardı. Hatta mutasyonla doğanların ve hayatta kalanların çocukları nasıl olacak onu bile kestiremiyorlardı. Toplam 40 yıl geçtiğinde artık dünya nüfusunun çoğu salgın genine sahipti. Ve bir ülkede orta yaşlardı bir gencin mutasyondan kaynaklandığı düşünülen bir yeteneği keşfedildi. Işığı yönetebiliyordu. Gölgeleri yok edebiliyor ışığı arttırabiliyordu. Çocuğu hemen incelemeye aldılar. Bir cevap çıkmadı. Bu olaydan 10 yıl sonra dünyanın diğer tarafında aynı şey tekrar yaşandı.
Ve bundan sadece 6 ay sonra başka bir yetenek keşfedildi. Karanlığı manipüle etmek. İnsanlar korkmaya başlamıştı. Ne olacaklarını bilmiyorlardı. Bu keşfedilen üç çocuktan bir daha haber alınamayınca aileler endişelendi. Ya çocuklarında da bundan olursa ve onlardan koparırlarsa...
100 yıl geçmişti. 3. Dünya Savaşı yeni bitmişti. Dünyayı mutasyonlular yönetiyordu. Artık normal bir şeydi yani. Ve artık pek ölmüyorlardı. Son 50 yılda başka ışık ve gölge manipülasyonu yapabilen çıkmamıştı ya da aileleri tarafından saklanılmıştı. Ki öyleydi. Kendi cemiyetlerini kurmuşlardı ve devletten saklanıyorlardı. Yaklaşık 50 yıl sonra bir baskın yapmak üzere karanlıkta saklanıyorlardı. Çünkü eğer tek tek çıkarsalar aynı şekilde tek tek öleceklerini biliyorlardı. Çünkü insanlar kendilerinden farklı olanlardan korkardı. Bu hep böyle olmuştu ve hep de böyle olacaktı.
Ve baskında başarılı da oldular. Dünyanın dört bir yanında saklanan Işıklar ve Gölgeler -kendilerine böyle diyorlardı- baskına katılmışlardı. Baskın darbeye döndü ve bir yıl içinde dünya sistemi çöktü. Artık Avrupa, Asya ve ülkeler yoktu. Ayrım yoktu. Devletler çökmüştü. Ama insanoğlunun açgözlülüğü bitmemişti. Baskının önde gelenleri geçici bir şekilde başa geçti.
Işıklar ve Gölgeler arasında bir anlaşmazlık başladı. Dünya tekrar ikiye bölündü. Bir yarısı Gölgeler bir yarısı Işıklarındı. Dünyadaki bütün sistem bir anda çökmüştü. Başlarda saf kaos vardı. Dünyanın her yerinden insan birbirine girmişti. Kültürler, alışkanlıklar birbirine karışmıştı. Sonradan insanlar bu değişime alışmaya başladı. Yeni nesiller yeni değerler edinmeye başladı. Artık ülkeler ve değerleri yoktu. Dünya değerleri vardı. Işıklar ve Gölgeler...
En azından 2523 yılında tarih dersinde anlatılanlar bunlardı. Dünya değişmişti ama değişmeyen bir şey varsa o da öğrenciler ve derslerini asla sevmeyişiydi.
"Lütfen kopya çekebileceğiniz bir şey kalmasın. Herkes gözlüklerindeki bütün uygulamaları kapatsın. Hepinizin nerede dolaştığını görebiliyorum. Eğer tespit edersem sicilinize işlenecek. Birkaç saniye sonra sınavınıza başlayabilirsiniz." dedi gözetmen uyararak. Telefon kullanan pek kalmamıştı. Hala hologramlı son model birkaç tane vardı ama çoğunda artık lens ve gözlük vardı. Onlar zaten hesap makinesi, fotoğraf makinası ve sosyal medya yerine geçiyordu.
Sınavlarda oradan yapılıyordu. Artık kağıt neredeyse üretilmiyordu çünkü ağaçlar da savaşın ilk zamanlarında hayli azalmıştı. Son zamanlar nüfus düştüğü için dünyanın çoğu yerinde yeşillenme tekrar artmıştı. Eğer teknoloji gelişmeseydi hayatta kalmak imkansız olabilirdi. Ki bu daha komikti çünkü eğer teknoloji gelişmeseydi belki de hayatta kalma mücadelesine gerek bile kalmazdı.
Herkes önüne eğildi ve gözlüklerinde görünene ama başkasının göremediği soruları yazmaya koyuldu. Daha beş dakika geçmeden öğrencilerden biri sınavı bitirdi. Gözetmen sınavı teslim aldı onun gözlüğünden. Genç kız tam ayağa kalkıyordu ki gözetmen seslendi.
"Adreanna Levine?" dedi gözetmen. Kız ifadesizce adama baktı. "Sınavını vermek istediğinden emin misin? Boş gözüküyor." dedi. Kız bezmiş gibi bakmaya devam etti. Gözetmen de inatla bakınca cevaplaması gerektiğini anladı.
"Evet." dedi. "Ayrıca arkada bir soru yaptım." dedi bilmiş bir şekilde. Gözetmen kağıdı inceledi. Yapmıştı bir soruyu. "Seni sınıfta bırakabilir. Birkaç cümle daha kurmak istemez misin?" dedi. Sesi kısıktı. Diğerlerini rahatsız etmek istemiyordu ama Adreanna'nin öyle bir amacı yoktu. Normal ses tonuyla konuşmaya devam etti.
"Matematik ve fen yapıyorum. Gölge sınavlarından zaten muafım yani geçerim bir şekilde." dedi biraz sinirle. "Üslubunuza dikkat edin Bayan Levine. Ailenizle konuşmamız gerekebilir." dedi gözetmen. Adreanna sesli bir şekilde kıkırdadı. "Onları bulursanız bana da haber verebilirsiniz." dedi ve tekrar arkasına bakmamak üzere sınıftan çıktı ve kapıyı arkasından vurdu. Şu eğitimler zorunlu olmasaydı asla hiçbirine gitmezdi.
Ailesini 5 yaşından beri görmemişti. Herkes ailesi tarafından terk edildiğini söylüyordu. Çünkü Adreanna farklıydı. Diğer Gölgeler gibi değildi. Çünkü onların değişiyle Gölge değildi. Işık da değildi. Hiçbir şey değildi. Normaldi. Mutasyonu yoktu. Asla test yaptırmamıştı. Şu yaşına kadar sadece beceremediğini öne sürerekten testlerden kaçmıştı. Gerçeği kimse bilmiyordu. Zaten Gölge yeteneğini beceremeyen çok kişi vardı bu nedenle göze çarpmıyordu.
5 yaşından beri yetimhanede kalıyordu. Olabildiğince konuşmazdı. Sinirlenmek istemiyordu sadece. Asosyal ya da gizemli takılmak için değildi. Genelde müzik dinlerdi. Sakinleşmek için. Çocukluğundan beri öfke sorunları olduğunu biliyordu. Bunun önüne de ancak böyle geçebiliyordu.
Dışarı çıktı temiz hava almak için. Hava soğumaya başlamıştı bile. Ama soğuk Gölge'leri rahatsız etmezdi zaten. Genelde hep kapkara bulutlar olurdu tepelerinde. Işıkların yaşadığı yere hiç gitmemişti. Nasıl bir yerdi bilmiyordu. Daha mı sakindi daha mı renkliydi bilmiyordu.
Binanın arkasına gitti. Yangın merdivenlerinden çatıya tırmandı. Bine çok ustaca yapılmıştı çatısı da sanki tam oturmak ve insanları gözetlemek için yapılmıştı. Adreanna oturdu ve sokakta gezinen insanları izledi. Ailelerinin ellerini çekiştirip bir oyuncak ya da başka bir şey isteyen küçük çocuklar... Arkadaşlarıyla gezinen gençler... Alışverişe çıkan yaşlılar...
Her çeşit insan vardı. Sonra Adreanna'in gözüne bir silüet takıldı. Tam inceleyemedi ama adam ile göz göze geldiler. Sonra bir anda adam görünmez oldu.
Bir Işık'tı. Işıklar güneş ışığını manipüle edebildikleri için ışınları kendilerine değdirmeden yansıta biliyorlar böylece insan gözü tarafından görünmüyorlardı. Adreanna'in yüreği sıkıştı. Hemen gözlüğünü taktı ve merdivenlere yöneldi. Gözlüğüyle kalabalığı taradı ama kimse yoktu.
Sonra sağır oldu. Gördüğü tek şey duman ve ateşti. Bir bomba mıydı? Algılayamıyordu. Kulağı çınlıyordu. Ve geri düşmüştü. Gözlerini açmaya çalıştı. Gözlüğünün bir camı çatlamıştı. Açılsana dedi içinden. Gözlük görüntüyü zor da olsa geri getirdi.
Adreanna ayağa kalkmaya zorladı kendini. Ama başı döndüğü için geri düştü tekrar. Kaçışan insanlar vardı. Sanıyordu ki çığlık atıyorlardı ama hiçbirini duymuyordu. Etrafa bakındı. Bombayı patlatan ya da patlamaya sebep olan kişiyi arıyordu.
Sonra kolunda bir baskı hissetti ve arkasını döndü. Yüzünde nasıl bir ifade vardı bilmiyordu ama kolundan tutan öğretmen onu görünce endişeli bir şekilde baktı. Öğretmen dudaklarını oynattı. Adreanna ne dediği hakkında bir fikri yoktu. Konuşmaya çalıştı. Sesi gidiyor muydu anlayamadı.
"Bir Işık." demeyi başardı. Ya da o öyle düşünüyordu çünkü öğretmen onu içeri sürüklüyordu. Kız kendini berbat hissediyordu. Ayakları tutmuyor. Öğretmenin zorlamasıyla birini diğerinin önüne zorla atabiliyordu. Kulakları hala çınlıyordu. Korkmaya başlamıştı. Korkmamalıydı. Korktuğunda veya sinirlenince güzel şeyler olmuyordu.
Öğretmen onları binanın içine sürükledi ve merdivenlere yöneldi. Alt kata sürükledi Adreanna'yi. Daha önce hiç buraya inememişlerdi. Yasaktı ve şifreliydi. Sığınak gibi bir şey olduğu düşünülüyordu. Öğretmen kolunu bıraktı. Adreanna dengesini kaybetti ama yere düşmeden tekrar dengesini kurdu. Kulağı daha sessizdi ama çınlama geçmemişti.
Öğretmen kapıyı açtı ve içeri davet etti. Adreanna zorla da olsa içeri girdi. Herkes içerideydi. Ve birbiriyle konuşuyorlardı. Çok büyük bir gürültü vardı. Bütün bine bir kata inmişti. Adreanna'yi aşağı indiren kadın başka birine bir şeyler söyledi. Adreanna yine tam duyamadı ama "Herkes tam." gibi bir şey dediğini sanıyordu.
"Herkes beni dinlesin." diye bir gürültü koptu. Bu o adamdan gelmişti. Gözlüğünden hoparlör modunu açmış olmalıydı. Adreanna bile net bir şekilde duydu. "Bir saldırı oldu ve dışarısının güvenli olduğuna karar kılana kadar herkes burada olacak. Lütfen gözlüklerinizden zırh modunu açın. Ve herkes bir odaya geçsin bir odada 20'den fazla kişi olmasın, beraber durun. Çok gürültü yapmayın." dedi. Ama gürültünün önüne nasıl geçecekti ki?
Işıklar tarafından saldırıya uğramışlardı. Tabii bunu diğerleri pek bilmiyordu. Adreanna bir odaya gitti. Odada hiçbir şey yoktu. Odalar modern görünüyordu ama eskiydi. Tozlanmıştı çünkü kimse kullanmamıştı yıllardır. Hatta belki yapıldığından beri. Odada yaklaşık 10 kişi vardı bazı yüzler tanıdıktı. Bir şey demedi ve bir köşeye oturdu. Soğuktu ama bir Gölge için soğuk ev gibiydi. Oda loştu ama karanlık her zaman iyiydi onlar için. Gözlüğünden zırhı açmaya çalıştı. Ama çalışmıyordu. Tam zamanında... Gözlüğü çıkardı ve herhangi bir yerinde düzeltebileceği bir şey olup olamayacağına baktı. Bu tür şeyleri hep kendi yapmak zorunda kalmıştı ama asla ustalaşamamıştı. Tıpkı diğer her şey gibi. Asla gerçekten çok iyiyim diyebileceği bir şey yoktu. Gücünü kullanamıyordu, dersleri ortalamaydı, müziği kesinlikle berbattı, resim becerisi yoka yakındı, başka bir şeye de yeteneği yoktu. Hayata boşa gelmişti resmen.
Dışarıdan bir gürültü daha geldi ve herkes çığlık attı. Zaten loş olan ışıklar gidip geldi. Adreanna sıçradı ve kafasını bacaklarının arasına sakladı. Herkes bir anda susunca kaldırdı. Herkes refleks olarak yere yatmıştı.
"Bu neydi?" diye sordu bir kız. Adreanna sesin geldiği yere bakmaya çalıştı. Sarışın kısa boylu biriydi. "Başka bir bomba, ne olabilir?" dedi kızıl saçlı ince uzun bir kız. Adreanna bu kızı hatırlıyordu. Pek sevmezdi ama kötü biri de değildi. Adı Selen'di yanlış hatırlamıyorsa.
"Neden burada oturuyoruz ki? Gidip şu şerefsizleri bulmamız gerekmez mi?" dedi bir çocuk. Selen iç çekti. "Sanırım bu bizim işimiz değil." dedi. "Eminim kim yaptıysa bulunacaktır. Yetkililer tarafından." dedi. Çocuk kahkaha attı. Selen afalladı bunun üzerine ve biraz kızardı.
"Yetkililer bir bok yapamaz. Yapabilselerdi 500 sene önce yaşanış aptalca bir savaşın kalıntılarını topluyor olmazdık. Dünya gelişmekten çok uzakta." dedi. Kimdi bu çocuk? İlk konuşan kız tekrar konuşmak için ağzını açtı. "Son 1000 senedir teknolojinin geliştiği kadar insanlığın gerilediğini biliyor muydunuz? Kanıtlanmış. Özellikle Sanal Çağ'a girdiğimizden beri... Keşke Yakın Çağ'da yaşasaydım." dedi sarışın. Odadaki herkes kıza baktı sonra asla onu duymamış gibi yapıp konuşmaya devam ettiler.
"Lanet olsun! Sosyal medyaya giremiyorum." diye ciyakladı Selen. "Ah olamaz. Nasıl hayatta kalacağız onsuz." dedi az önce Selen'le atışan çocuk. Selen ona kötü kötü baktı. "Dışarıdan haberdar olmaya çalışıyorum. Enkazda vlog çekmeyeceğim." diye bağırdı.
"Bunu kim yapmış olabilir ki?" dedi başka biri. Sohbete yeni katılmıştı. Diğerleri hala konuşamayacak kadar korkuyordu. Adreanna bu soruya cevap vermek ve vermemek arasında gelip gitti.
"Işık'tı." dedi sonunda. Sesi biraz sert biraz da endişeli çıkmıştı. Bütün kafalar ona döndü. Bazıları bu kim der gibi bakıyordu. Bazıları onu tanıyor ve konuştuğu için şaşırıyordu. Bazıları da doğru söyleyip söylemediğini merak ediyordu.
"Nereden biliyorsun?" dedi Selen'le kavga eden çocuk. "Gördüm." dedi Adreanna kısaca. Çocuk gözlerini kıstı. "Dünya tarihi sınavındaydık. Nasıl görmüş olabilirsin? Hem sen kimdin?" dedi. Adreanna kendini açıklamaktan nefret ediyordu bu nedenle ilk başta ağzını açtığına pişman olmuştu.
Eğer bir şeyi söylemek için iki kere düşünüyorsan, SÖYLEME.
Niye söylemişti ki? "Sınavdan erken çıktım. Adreanna Levine, sen?" dedi kısaca. Uzun uzun açıklayabilirdi böylece yanlış anlaşılmazdı ama nasıl anlaşıldığı pek de umurunda değildi. "Jeff," dedi çocuk. Herkes adın devamını öğrenmek için sustu. "Sadece Jeff." dedi o da. Herkes garip bir şekilde ona baktı.
"Nasıl anladın?" dedi sarışın kız. Endişeli gözüküyordu. Adreanna kızı bilmiyordu ama okulun en iyilerinden olduğunu konuşma tarzından anlamıştı. "Ben Anisa Genesis bu arada. Yani- az önce bir tanışma faslı başladı ya. Ondan söyleyeyim dedim." dedi Anisa. İşte bu nedenle Adreanna çok konuşmuyordu. Çok konuşunca veya düşünmeden konuşunca fazladan açıklama yapmak gerekiyordu.
"Işığı yansıtırken gördüm. Kendini görünmez yaptı. İnanın inanmayın. Sadece bildiğim bir bilgiyi ortaya attım." dedi Adreanna. Kurduğu en uzun cümle olabilirdi bu. Böylece herkes dikkatini ondan çekebildi.
"Ben hala dışarı çıkıp savaşalım diyorum." dedi Jeff. Selen iç çekti. Ve gözlüğüyle oynamaya devam etti. Bir süre yine sessizlik oldu.
Sessizliği bozan Selen'in sesi oldu. "Başardım." dedi. "Ne başardın?" dedi Jeff. Odada en çok konuşan onlardı. "İnternete girebildim." dedi neşeyle gülümseyerek. Gözleri hızla hareket ediyor ve havada geziniyordu elleri. "Hatları kapatmışlarsa nasıl başarmış olabilirsin ki?" dedi Anisa.
"Sakın benim teknik becerilerimi küçümseme. Hatlar benim için engel değil. Hat dediğiniz şey yüzyıllar öncesinden kalma. Sence gerçekten başka ağ kurmadılar mı?" dedi Selen omuz silkerek. Sonra önüne bakmaya devam etti. Ama gözleri dolaştıkça yüzündeki neşe siliniyordu.
"Ne olmuş?" dedi Anisa.
"Patlama sadece burada değil. Gölge Topluluğunun 10 farklı yerinde olmuş. Ve Adreanna haklıymış. Işıklar yapmış." dedi Selen üzgünce. Yine oda sessizliğe mahkum oldu. Neden bu savaş bir türlü bitmiyordu ki?
"Savaş biz burada oturunca bitmeyecek. Biz Gölgeyiz. Işık'ı söndürmek bizim için zor değil." dedi Jeff. Adreanna istemese de itiraf etmeliydi. Çocuk cesurdu. Selen konuşmaya başladı. "Olay sadece güç değil. Silahlar da var. Onların teknolojisi bizimkinden çok daha iyi." dedi acıyla. Öyleydi de. Işık İmparatorluğu teknolojide çok gelişmişti. Gölge Topluluğu onların iki yüzyıl gerisindeydi. Nedeni de Işıkların İmparatorlukla yönetilmesi ama Gölgelerin yeni bir yönetim tarzına geçmesiydi. Bu nedenle de Işıkların teknolojisi iyi olabilirdi ama Gölgeler siyasi olarak daha huzurluydu. "Yine de deneyebilirdik. Yani hepimiz savaşmayız tabii ama..." dedi Jeff. Sonuncu cümlesini Adreanna'ye bakarak söyledi. Genç kız köşesine biraz daha büzüldü. Elbette herkes onun güçlerini kullanamadığını biliyordu.
Konuşmayı bölen içeri giren kadındı. Bu da öğretmenlerden biri olmalıydı. Hatta Gölge gücü kontrol dersini veriyordu. "Merhaba, eminim çok kötü durumdasınızdır. Ve yorgunsunuzdur. Umuyoruz ki en kısa sürede buradan çıkacağız." dedi ve elindeki battaniyeleri yere bıraktı. Sonra herkese baktı sorusu olan var mı diye. Sonra da çıktı.
Herkes bir battaniye almak için kalktı. "En kısa sürede çıkacakmışız. Bok çıkarız." dedi Jeff kendi kendine söylenerek. Herkes kendine bir battaniye aldı ve geriye iki üç tane kaldı. Biri Adreanna'nindi ama kalkıp almadı. İlk oturduğu gibi oturuyordu. Bacaklarını göğsüne çekmiş elleriyle sarmalamıştı. Kulak uğuldaması geçmişti. Ama şu an onu tercih ederdi başka bir şey duymamak ve düşünmemek için.
O gün boyu başka kimse konuşmadı.
