Kaçış oyunu ikinci haftasına girdiğinde saraydaki gerilim katlanarak arttı. Vesper, Alistair ile yalnız kalabileceği her türlü durumdan özenle kaçınıyordu. Hatta geceleri kule odasının kapısını kilitlemeye başlamıştı.
Alistair ise sabrının son sınırlarına gelmişti. Kadına zaman vermek istemişti ama Vesper’ın kendi kendini bu kadar yıpratmasına ve aralarına tekrar yapay duvarlar örmesine göz yumamazdı. Kadının korktuğunu biliyordu; gururunu kaybetmekten, teslim olmaktan korkuyordu.
Bir akşam, Vesper sarayın uzun ve dondurucu koridorunda odasına doğru yürürken arkasından gelen ağır adım seslerini duydu. Hızlandı ama arkasındaki adımlar da hızlandı. Tam odasının kapısına ulaşıp anahtarı kilide sokacağı sırada bir el kapıya bastırdı ve kapanmasını engelledi.
Vesper hızla arkasını döndü. Alistair, tüm heybetiyle karşısında duruyordu.
"Yeter artık Vesper," dedi Alistair, sesi alçak ama emredici bir ton taşıyordu. "Sarayın koridorlarında bir hayalet gibi benden kaçmandan bıktım. Ne zamana kadar sürecek bu?"
"Sana verecek bir hesabım yok!" dedi Vesper, kapının koluna daha sıkı sarılarak. "Benimle böyle konuşamazsın!"
"Ben senin kocanım ve daha da önemlisi, seni seven adamım!" dedi Alistair doğrudan.
Vesper bu söz karşısında donakaldı. Alistair’in gözlerindeki o samimiyet kadının dizlerinin bağını çözmeye yetti. Ama yine de başını iki yana salladı. "Hayır... Yapma. Lütfen git," dedi ve kendini odaya atıp kapıyı adamın yüzüne kapattı. Kilit sesinin ardından sırtını kapıya dayayıp yere kaydı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.