Dansın ardından Vesper, üzerindeki baskıya daha fazla dayanamayarak salondan kaçar gibi çıktı ve kule odasına kapandı. Kalbi delicesine atıyordu. Pencerenin önüne geçip dondurucu geceye baktı. Ama çok geçmeden odanın kapısı açıldı ve içeri Alistair girdi. Yüzünde kararlı, sorgulayan bir ifade vardı.
"Benden kaçamazsın artık Vesper!" dedi Alistair, kapıyı arkasından kapatarak. Hızlı adımlarla prensese doğru yürüdü. "Aylardır bu oyunu oynuyoruz. Bana soğuk davranıyorsun, benden uzak duruyorsun ama gözlerin... Gözlerin başka bir şey söylüyor!"
"Hiçbir şey söylediği yok!" diye bağırdı Vesper, arkasını dönerek. Ancak sesi titriyordu. "Bizim bir anlaşmamız vardı Alistair. Sen sınırı geçiyorsun!"
"Sikmişim anlaşmasını!" dedi Alistair ilk kez kontrolünü kaybederek. Kadının omuzlarından tuttu ve onu kendine çevirdi. "Seni hissedebiliyorum Vesper! Bana öyle bakıp sonra benden nefret ediyormuş gibi davranamazsın!"
Vesper, adamın bu patlaması ve aralarındaki o dayanılmaz yakınlık karşısında tüm zırhını kaybetti. İçinde aylardır biriken o devasa duygu patlaması aniden dudaklarından döküldü:
"Çünkü sana aşığım, anladın mı?! Sana aşığım!"
Salonda bir anlık ölüm sessizliği oldu. Vesper ağzından çıkan sözlerin şokuyla donakaldı. Alistair ise duydukları karşısında derin bir şaşkınlık ve ardından gelen büyük bir zafer hissiyle kadına baktı. Hiç düşünmeden eğildi ve Vesper’ın dudaklarını tutkulu, aç bir öpücükle mühürledi.
Vesper önce duraksadı, ardından kollarını adamın boynuna dolayarak bu öpücüğe tüm ruhuyla karşılık verdi. Gece boyunca biriken tüm arzu bu öpücükte patladı. Fakat birkaç saniye sonra, hissettiklerini bu kadar kolay açık etmiş olmanın verdiği o devasa pişmanlık ve gurur yaralanması Vesper’ı vurarak geri çekilmesine neden oldu.
Alistair’i göğsünden sertçe itti. "Hayır... Hayır, bu bir hataydı!" dedi soluk soluğa. Gözlerinden yaşlar süzülürken arkasını döndü. "Dışarı çık Alistair! Lütfen dışarı çık!"