Anlaşılmak neden bu kadar zordu?
İnsanlar her konuda bir çok yorum yapıyordu. Her konu hakkında bir fikir üretiyorlardı. Fakat hiç biri gerçeği öğrenme çabasında değillerdi.
Herkes düşüncesini söylüyor fakat aslını öğrenmek için sormuyordu. Bir şey yaşıyorsun. İnsanlar yaşadıklarını sorgulamıyor.
Ama davranışlarını sorguluyordu...
"Neden soğuksun? Niye eskisi gibi davranmıyorsun? Yine mi küstün? Kırıldın mı yine? Ne bu hareketler, her şeyi yanlış anlıyorsun!"
Asla sormazlardı...
"İyi misin? Neyin var? Moralin mi bozuk? Bir sorun mu var?"
Bu soruları duysanız belki de tüm sorun çözülecekti. Fakat çevrenizdeki insanlar sorunu anlamaya çalışmaz, sizi umursamaz sonra da davranışlarınızı sorgulardı...
Üzgünken ya da moraliniz bozukken yanınızda olmayan insanları fark eder uzaklaşır belki de aranıza mesafe koyarsınız. Bir de gelip sizi suçlarlar. Bahaneleri de sen çok değiştin, bu ara çok değişik davranıyorsun, saçmalıyorsun olurdu...
Belki de değişmişsinizdir. Sizi değiştiren de onlar ve hareketleri değil mi? Sizi değişime zorlayan onlarken değişimin sebebini sorarlar bir de!
Ya da belki de saçmalıyorsunuz. Sizi saçmalamaya iten onların gözündeki asıl değerinizi fark etmek değil midir? Size değer vermediğini hissettiren insanlar onlara hak ettiği gibi davranınca saçmaladığınızdan söz eder.
Bazı insanlara haddinden fazla değer veriyorsunuz. Sizi umursamayan, iyi olup olmadığınızı anlamayan, ya da sorup destek olmaya gerek duymayan insanlara hak etmediği değeri veriyorsunuz.
Sonra neden sevilmedim diyorsunuz...
Çünkü sevginizi yanlış kişiye verip karşılığını da yanlış kişiden bekliyorsunuz. Karşılıksız kimseyi sevmeyin. Sevgisini hissetmediğiniz birine sevginizi harcamayın.
Birisi sizi gerçekten seviyorsa istemsizce o sevgiyi belli eder zaten. Siz o sevgiyi hissetmiyorsanız ortada öyle bir sevgi yoktur.
Sevse düşünür, merak eder, özler, sizinle vakit geçirmek ister. Siz telefonu elinize aldığınızda onun mesajına cevap vermek yerine yazmasını bekliyorsanız orada bir sorun vardır işte.
Siz sürekli onu merak edip sorarken ondan aynı davranışı göremiyorsanız da bir sorun vardır.
Siz onunla bir kaç saat konuşamayınca sesini duymak istiyor, onu özlüyorsanız fakat bu özlem size karşı duyulmuyorsa burada da bir sorun vardır.
Sizi bu sorunlarla karşılaştırmayacak kişileri sevin. Sevgiyi bahane edip kendinizi üzmeyin, yanlış kişilerle yıpranıp aşka küsmeyin.
Sizin yanınızda olacak, gerektiğinde bir dost, bir sevgili, size aile olabilecek birini sevin. Sevin ki eksikliklerinizi kapatsın, sizi hayata bağlasın. Öbür türlü hayata küseceksiniz yoksa...
YAZARIN ANLATIMIYLA
Kumsal korkuyla çırpınmaya başladı. X konuştu. "Yerinde dur dedim sana! Benden kaçışın yok anla artı-" X sözünü bitiremeden Kumsal aynaya yumruk atarak kırmıştı. Bu sayede sese kızlar uyanmış, X'de kaçmıştı.
Sese koşan kızlar telaşla Kumsal'a baktı. Defne korkuyla konuştu. "Kumsal neler oluyor burada?" Gece ilk yardım malzemelerini alıp gelmişti. "Hemen eline pansuman yapalım Kumsal."
Gece pansuman yaparken Kumsal ağlıyor, Defne ne olduğunu öğrenmeye çalışıyor, Işıl'da kırık cam parçalarını topluyordu.
Defne Kumsal'ı sakinleştirmişti. "Hadi canım sakince anlat neler oldu burada?" Kumsal sakin kalmaya çalışarak anlatmaya başladı. "B-ben lavaboya ge-gelmiştim. Ellerimi yıkarken bir anda o, onu gördüm! Benden kaçışın yok dedi. O RÜYA DEĞİLDİ! ONU GERÇEKTEN GÖRDÜM. GÜNLERDİR GÖRDÜĞÜM KABUS DEĞİL GERÇEKTİ! O benim, benim için geldi..."
Kumsal korkuyla ağlamaya devam ederken kızlar şaşkınlık ve korku hissediyorlardı. Bu durumun gerçek olmasına ihtimal dahi vermemişlerdi...
Şimdi ne yapacaklardı? Kumsal'ı yıllara şiddete ve tecavüze maruz bırakan o canavar aslında çok yakınlardaydı...
Odalarına hata lavaboya rahatça girip, kaçabilecek kadar delirmiş bir psikopatla dört genç kız karşı karşıyaydı...
Bu dört kız o canavarın eline düşüp birer mahkum mu olacaklardı, yoksa o canavarı yenip mahkum mu edeceklerdi?
Peki bu savaşta yalnız mı olacaklardı? Belki de bu savaşa dahil olacak kişiler vardı... Bu yolda kızları yalnız bırakmayacak, onlara destek olacak kişiler...
Peki ya bu canavar onlardan biriyse?
Belki de düşmanı uzaklarda aramaya gerek yoktu...
Bazen en sevdiklerimiz de birer canavar olabilirdi...
Defne Kumsal'ı sakince yatağına yatırdı. O sırada Işıl cam parçalarını toplarken elini kesmişti. Gece hemen Işıl'a da küçük bir pansuman yapıp yatmaya gittiler.
Bu karanlık gece de oldukça zor ve korku dolu geçmişti...
Sabah olmuş, Defne yine erken kalkıp kızları uyandırmıştı. "KIZLAR! ÇABUK KALKIN OKULA GEÇ KALIYORUZ." Işıl sinirle bağırdı. "EĞER HER SABAH BÖYLE BAĞIRMAYA DEVAM EDERSEN O SES TELLERİNİ KOPARIRIM DEFNE!"
Defne gülerek yemekhaneye kaçmıştı. Kızlarda Hazırlanıp yanına gittiler.
"Kızlar ne yapacağız şimdi? Sizin de başınızı belaya soktum." Defne Kumsalın omuzunu sıvazladı. "Biz artık dostuz seni yalnız bırakmayacağız, korkma." Gece konuştu. "Polislere haber vermeliyiz ve de yurt müdürüne." Işıl karşı çıktı. "Yurt müdürünün yapabileceği bir şey yok. Üstelik kadın çıkarcı, bencilin teki. Belli değil mi!? Sorun çıkarıyoruz diye atar bizi yurttan. Polislerde işe yarasaydı beş yıldır bulurlardı öyle değil mi?" Kızlar Işıl'a hak verdiklerinden, bu konuyu rafa kaldırıp, durağa doğru yürümeye başladılar.
"Kızlar bu durakta X işareti yoktu... Buda ne?" Defne'nin sorusuyla kızlar o tarafa doğru yöneldiler. Kumsal korkuyla konuşmaya başladı. "B-bu onun maskesindeki işaretin aynısı. Burada! O burada!"
Kızlar gelen otobüse hızlıca bindiler. Bu iş gittikçe kızları korkutmaya başlıyordu.
PEŞLERİNDE BİR SAPIK VARDI!
Sonunda okula gelmişlerdi. Kızlar sıralarına oturdu. Bir anda şaşkınlıkla dördü de birbirlerine döndüler.
Dördününde sıralarında X işareti vardı...
Kızlar ne yapacaklarını şaşırmıştı. X kızların yurduna, okuluna kadar girebiliyordu.
Anıl Işıl'ın elindeki sargıyı fark edip, elini tuttu. "Lan eline ne oldu kızım senin?" Işıl Anıl'a baktı. "Lan mı? Kızım mı? Az kibar ol karşında kız var öküz!"
Anıl güldü. " İki üç erkeği birden döven kız mı? Ciddiye alamıyorum seni Işıl." Işıl baktı. " Öyle mi?" Anıl sırıttı. "Tamam şakaydı sustum. Eline ne oldu gerçekten?" Işıl hızlıca düşündü. "Dün yurtta ayna kırıldı da. Kırık cam parçalarını temizlerken, elimi kestim." Anıl sabır çerçevesinde Işıl'a baktı. "Ne sakarsın sende." O sırada hoca sınıfa girdi, öğrenciler ayağa kalkıp selam verdikten sonra derse başladı.
Teneffüs zili çalmıştı. Kızlar kantine gidip, bir masaya oturup, konuşmaya başladılar.
"Durakta gördüğümüz X işareti ve şimdi masalarda..." Defne korkuyla konuşuyordu. Gece devam etti. "Bu adam resmen sapık. Üstelik odamızı, okulumuzu hatta oturduğumuz sıraları bile biliyor." Işıl devam etti. "Oysa biz onun hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Tek başımıza o adamla baş edebilir miyiz? Bilmiyorum." Kumsal konuştu. "Asla birbirimizden ayrılmamalıyız. Aramızdan biri tek kalmamalı." Kızlar bu şekilde sohbet ederken, Ayaz kızların yüz ifadelerinden bir şey olduğunu anlamış ve kızların yanına gitmişti. "Kızlar hepinizin yüz ifadelerinde ayrı bir telaş ifadesi var. Bir şey mi oldu?" Kumsal hemen konuştu. "İyiyiz de dersler ve sınavlar hakkında konuşuyorduk." Ayaz kızları iyice süzdü. "İyi o zaman sınıfta görüşürüz."
Ayaz bir şeylerden şüphelenmiş ve bunu paylaşmak için sınıfa, erkeklerin yanına gitmişti.
"Beyler acil toplanın. Bir şey konuşmalıyız." Yiğit, Ayaz, Anıl ve Tugay sınıfın bir köşesine geçmiş, konuşmaya başlamışlardı. Yiğit merakla sordu. "Ayaz ne oldu oğlum?" Tugay konuştu. "Anlat hadi bir sorun mu var?" Ayaz derin bir nefes aldı. "Bir sorun var kızlarla alakalı." Anıl merakla sordu. "Lan oğlum Acunculuk yapmadan anlatsana şunu." Anıl derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.
"Sabah fark ettiniz mi? Kızların masalarında X işareti vardı." Tugay ve Yiğit başıyla onayladı. "Evet gördük. Ne olacak ki?" Ayaz devam etti. "Kumsal ve Işılın eli sargılıydı." Anıl araya girdi. "Bana yurtta, aynanın kırık parçalarını temizlerken olduğunu söyledi." Ayaz şüpheyle baktı. "Kumsal bana 'yurtta gizlice yemek yaparken kestik ikimizde' dedi." Tugay düşünceli bir şekilde konuştu. "Bir sorun var kesinlikle. Nasıl öğreneceğiz ama?" Ayaz devam etti. "Kantinde telaşlı bir halde konuşuyorlardı. Yanlarına gidip sordum. Ders falan bahane ettiler." Anıl konuştu. "Bunlar kesin yine belaya bulaştı. En iyisi çıkışta beraber gidelim."
Diğerleri de Anılı başıyla onayladı. O sırada kızlar sınıfa girmişti. Kumsal Ayaza bakarak gülümsedi. Ayaz da karşılık verdi. Herkes yerlerine oturup, hazır olduktan sonra hoca sınıfa girip selam verdi. Ve derse başladı.
Ders edebiyattı. Hoca ilk olarak yoklama aldı. Ayağa kalktı ve konuşmaya başladı. "Evet çocuklar bu dersimizde bazı kavramlar üzerinde konuşmak, fikirlerinizi duymak istiyorum." Herkes dikkatini derse vermiş, hocayı dinliyorlardı.
"Sizce aşk nedir?" İrem söz aldı, ayağa kalkıp Kumsal'a bakarak konuştu." Bence aşk dediğin sevdiğinle arana girebilecek herkese haddini bildirecek kadar gözünü karartıp onun için çabalamaktır." İrem oturunca Kumsal kalktı. "Bence aşk dediğin çaba istemez, bütün engellere rağmen o seni bulur. " Defne söz aldı. "Bence aşk elmanın diğer yarısını bulmak gibidir. Doğru kişiye aşık olursan diğer yarını bulursun." Ayaz sözü aldı. "Aşk, hiç beklemediğin bir anda uğrayan aklını başından alan o duygudur."
Herkes tek tek söz alıyor, fikrini söylüyordu.
Yiğit ayağa kalkıp Defne'ye baktı. "Aşk, aradığın hayat enerjisini bulduğun kişiye karşı hissettiğin duygudur." Anıl ayağa kalkıp konuştu. "Aşk çaresizliktir.. Öfke, inat, kıskançlık gibi bir çok duyguyu da içinde barındıran, her şeye rağmen vazgeçemediğin belki de ona olan hislerini dile getiremeyecek kadar derinden yaşatan o duygudur."
Bu sefer Işıl sözü almıştı. "Aşk iyisiyle, kötüsüyle; doğrusuyla, yanlışıyla kabul etmek, ne olursa olsun vazgeçememektir. Kısacası o kişiyi her şeyin yapan duygudur."
Tugay devam etti. "Aşk, hayatına renk katan, insanlara şiirler, şarkılar, kitaplar yazdıracak o ilhamı veren özel duygudur." Su konuştu. "Aşk ne olursa olsun savaşmaktır." Işıl sırıttı. "kazanamayacağın savaşa girmek a-"
Hoca öksürerek Işıl'ın sözünü böldü. O sırada sözü Gece aldı. "Aşk, gözü kör eden bir duygudur. Aşka yenilen kör, yenense acımasız olur. Çünkü aşk duygusunu hissetmek güçsüzleştirir ve artık zaafın haline gelir..." Anıl Gece' ye cevap verdi.
"Asıl tam tersine bu duyguyu hissettikçe güçlenirsin." Işıl, Anıl'ın sözünü devam ettirdi. "Çünkü artık hayat daha anlamlı gelmeye başlar..." Ders boyu herkes fikrini söylemiş, konu hakkında tartışmışlardı.
" Dersimiz burada bitmiştir gençler. Kitapta kaldığımız yerdeki etkinlikleri yarına kadar yapmış olun. Görüşmek üzere!"
Ders bitmiş, kızlar eşyalarını toplayıp sınıftan çıkmışlardı. " Kızlar beraber kafeye gidelim mi? Oturur bir şeyler içeriz." Yiğit'in sesini duyan kızlar ona doğru döndü. Kumsal bahane bulmaya çalışarak konuştu.
"Bizim yurda gitmemiz gerekiyor. Çok ödevimiz var da..." Ayaz gülerek Kumsalın yanına geldi. "Hiç yalan söylemeyi beceremiyorsun. Aynı sınıftayız Kumsal ve bugün hiç ödevimiz yok." Kumsal ne diyeceğini bilemeyince durumu kurtarmak için Işıl konuştu.
"Kızlarla pijama partisi yapacağız da." Anıl lafa atladı. "Tamam o zaman beraber gidelim." Kızlar kabul etmek zorunda kalmıştı. Beraber otobüse binip, yurda gelmişlerdi. "Yarın görüşürüz." Defne Yiğit'e gülümsedi. "Görüşürüz."
Kızlar yurt odalarına gittiklerinde, şaşkınlıkla dona kaldılar.
"Kızlar bu odaya ne olmuş böyle?" Defne şaşkınlıkla konuştu. Odada sağlam eşya kalmamış, her yer dağılmış, her şey kırılmıştı. Kumsalın yatağında bir not vardı. Işıl notu almış, okumaya başlamıştı.
"Benim olan gelene kadar sizin olan her şeyi alırım ~X." Kumsal korkuyla ağlamaya başladı. "Biliyordum benim için geldi. Çocukluğumu mahvettiği yetmemiş gibi..." Gece Kumsalın yanına gitti. "Sakin ol, unutmayın, bizim birbirimizden başka kimsemiz yok. Elimizden her şeyi alabilir. Biz beraber oldukça yıkılmayacağız." Işıl devam etti. "Savaşsa savaş, korkmuyoruz ondan, o piçi yakalatıp, hak ettiği hapishane deliğine sokacağız onu." Kızlar odanın her yerini toplayıp, düzenlediler.
"Yorgunluktan gebereceğim. Neyse bu işi de hallettik. Ben uyuyorum." Işıl yatağına gidip yattı.
Yine yorucu bir günün sonuna gelmiş, her şeye rağmen huzurla uyumayı başarabilmişlerdi.
KUMSAL'IN ANLATIMIYLA
Sabah olmuş, yine Defne'nin sesiyle uyanmış ve okula gitmiştik. "Sonunda olaysız okula gelebildik." Gece söylediklerinde haklıydı. Geçmişimden kaçmama rağmen yine kurtarılamamıştım. O canavar peşimi bırakmıyordu...
İki ders bitmişti. Defne ile beraber tuvalete gidiyorduk. Fakat önünde tabela vardı. Yani tuvaletler kapalıydı. "Ay Kumsal ben çok sıkıştım ama ne yapacağım şimdi? Of." Ben içeri girdim. İşe yeni başlayan Uğur abi aynayı siliyordu.
"Abi acil tuvaleti kullanmamız gerekiyor." Uğur abi bana baktı. "Gel kullan tabi. Aynaları temizliyordum bende. Sonra devam ederim." Aynaya baktığımda kırmızılı rujla üç aynada da X işareti vardı. Uğur abide onları siliyordu.
"Şerefsiz, pislik burada bile rahat bırakmıyor. Allah'ın cezası!" Defne tuvalete girip, işini hallettikten hemen sonra çıktık. Sınıfa girdiğimiz de aynadaki yazıları yazarken kullanılan ruju Ezginin masasında gördüm. "Defne baksana. Aynadakiyle aynı renk?" Defne sinirle baktı. "Ne yani bu aptallar bizimle oyun mu oynuyor?"
O sırada Ezgi masasına gidince rujunu gördü. "İnanmıyorum kim kullandı benim rujumu?" Defneyle bakıştık. Demek ki Ezgi değildi. Yazan kişi onun rujunu kullanmıştı. Hemen bu durumu Gece ve Işıl'a anlatmıştık. Hiçbirimiz rahat nefes alamıyorduk resmen.
Peşimizde bir sapık vardı. Her an her yerden çıkma tehlikesi olan canavar yüzünden dikkatli davranmaya çalışıyor, çok geriliyor ve korkuyorduk. Ama korkunun ecele faydası yoktur. Korkularımızın üzerine gidecek umursamaz davranacaktık.
YAZARIN ANLATIMIYLA
Ders matematikti. Mina hoca içeri girdi. "Çocuklar açın kitapları test kısmını çözeceğiz. Herkes kitapları çıkarmış öylece bakıyorlardı. Hepsi farklı düşüncelere dalmıştı. Boş bakışlarla karşılaşmanın öfkesiyle konuştu Mina hoca. "Aferin size boş boş bakmaya devam edin! Haftaya cuma deneme sınavında ne yapacaksınız çok merak ediyorum." Herkes şaşkınlıkla hocaya baktı. Enes konuşmaya başladı. "Hocam haftaya deneme var ve siz şimdi mi söylüyorsunuz?" Kaan devam etti. "Erken oldu sanki..." Mina hoca öfkeyle konuştu. "Sanki haberiniz olsa çalışacaksınız. Siz önce kitaplarınızdaki kolay soruları çözün sonra deneme seviyesine gelirsiniz." Haftaya deneme vardı. Kızların bu okulda kalabilmeleri için denemelerde iyi bir sıralama yapmaları gerekiyordu.
Sonunda okul bitmişti. Hep beraber yurda geldiler. Defne üzerini değiştirip konuşmaya başladı. "Denemeye çalışmalıyız kızlar." Işıl hemen yatağa yöneldi. "Ben bir saat uyuyacağım. Sonra işlerim var dışarda, siz çalışın."
Işıl uyumuş kızlarda biraz dinlenip derse başlamışlardı.
1 SAAT SONRA
Işıl uyanmış hazırlanıp çıkmıştı. Bugün bir restoranda iş görüşmesine gidecekti.
"Merhaba! İş görüşmesi için gelmiştim ben." Kadın başıyla odayı işaret etti. "Şurada müdürümüzün odası." Işıl hızlıca odaya girdi, kendisine sorulan soruları cevapladı, işi alıp hızlıca çıktı. Yarın garson olarak işe başlayacaktı.
Sonunda yurda geldiğinde kapının önündeki kalabalığı gördü. Tam o sırada Tugay ve Yiğit ile karşılaştı. "Selam Işıl n'aber?" Işıl Yiğit'e döndü. "İyidir sizden?" Yurttan gelen çığlıklar üzerine Tugay konuştu. "Neler oluyor?" Işıl telaşla cevap verdi. "Bilmiyorum içeri gidip bakalım." Yurdun girişinden geçip içeri girdiklerinde gördükleri manzarayla şok olmuşlardı.
YURT YANIYORDU!!!