Gece, şehrin üstüne ağır ağır çökerken genç adam apartmanın kapısından çıktı. Hava serindi ama o bunu hissedecek durumda değildi. Kapıyı kapattığında içeriden televizyon sesi hâlâ duyuluyordu. Muhtemelen annesi yine salonda sessizce oturuyor, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.
Evde yıllardır herkes aynı şeyi yapıyordu zaten.
Hiçbir şey olmamış gibi davranmak.
Genç adam apartmanın önünde birkaç saniye durdu. Sigara yakmaya çalıştı ama elleri titrediği için çakmağı iki kez düşürdü. Küfredip sigarayı cebine geri koydu.
Sokağın sonunda açık olan markete baktı.
Bu gece yapacağı şeyi haftalardır düşünüyordu.
Belki aylardır.
Belki de babasını öldürdüğü geceden beri.
Başını kaldırıp karanlık gökyüzüne baktı. O geceyi unutamıyordu. Ne kadar içmeye çalışsa da, ne kadar uyumamaya çalışsa da, o görüntüyü zihninden bir türlü atamıyordu.
O gece babası yine sarhoş eve gelmişti.
Kapılar çarpılmış, bağırışmalar başlamıştı. Küçüklüğünden beri alışık olduğu seslerdi bunlar. Önce mutfaktan tabak kırılma sesi gelmişti. Sonra annesinin yardım çığlığı.
Genç adam odasından çıktığında babasını annesinin boğazına yapışmış halde görmüştü. Kadının yüzü kıpkırmızı olmuş, nefes almaya çalışıyordu.
Babası onu görünce bağırmıştı.
“Defol odana!”
Ama bu kez gitmemişti.
Yıllarca gitmişti.
Yıllarca hiçbir şey yapmadan dinlemişti.
O gece yapmıştı.
Babası mutfaktaki bıçağa uzandığında düşünmeden hareket etmişti. Adamın koluna yapışmışlar, birbirlerine girmişlerdi. Salonun ortasında boğuşurken masalar devrilmiş, annesi ağlayarak bağırmıştı.
Sonra bir anda her şey durmuştu.
Bıçak babasının karnındaydı.
Adam önce şaşkın gözlerle ona bakmıştı.
Sonra yere yığılmıştı.
Ev sessizleşmişti.
Sadece annesinin ağlama sesi vardı.
Genç adam hâlâ babasının gözlerini unutamıyordu. Ölmeden önceki o şaşkın bakışı.
Polis geldiğinde annesi ifade vermemişti. “Kaza oldu,” demişti sadece. Olay kapatılmıştı. Babasının zaten sabıkalı geçmişi vardı. Kimse derine inmemişti.
Ama o geceden sonra ev tamamen değişmişti.
Annesi onun yüzüne bakamaz olmuştu.
Kız kardeşi korkuyordu.
O ise evde yabancı gibi yaşamaya başlamıştı.
Kimse babasının adını anmıyordu ama adam hâlâ evin içindeymiş gibiydi. Duvarlarda, sessizlikte, herkesin bakışlarında.
Genç adam o günden sonra değişmişti.
Sinirli biri olmuştu. İşten işe giriyor, kavga ediyor, geceleri eve geç dönüyordu. Yanlış insanlarla takılmaya başlaması uzun sürmemişti.
Ve sonunda o adamla tanışmıştı.
Herkes ona sadece “Abi” diyordu.
Gerçek adını bilen yoktu.
İlk başta küçük işler vermişti. Paket taşımak, birilerini izlemek, para bırakmak… Kolay para geliyordu. Genç adam da düşünmeden kabul etmişti.
Çünkü artık hiçbir şey hissetmek istemiyordu.
Ne suçluluk.
Ne korku.
Ne de evdeki o boğucu sessizlik.
Ama suç dünyasında hiçbir iş küçük kalmıyordu.
Bu geceki market soygunu da bunun son halkasıydı.
Genç adam düşüncelerini dağıtıp markete doğru yürüdü. Kapıyı ittiğinde küçük zil sesi duyuldu.
Kasiyer başını kaldırdı.
Genç adam ağır adımlarla kasaya ilerledi.
“Kasadaki bütün parayı ver.”
Kasiyer önce anlamadı. Sonra genç adam montunu hafifçe aralayınca silahı gördü.
Yüzü bembeyaz kesildi.
Titreyen ellerle kasayı açmaya başladı.
Genç adam etrafa bakıyordu. Kalbi deli gibi atıyordu ama yüzünü sert tutmaya çalışıyordu. İçinde bir ses hâlâ “Dur” diyordu.
Ama artık çok geçti.
Kasiyer paraları poşete doldururken korkuyla konuştu.
“Bak kardeşim… ne istiyorsan al git.”
Genç adam cevap vermedi.
Parayı kaptığı gibi marketten çıktı.
Soğuk hava yüzüne vurduğunda nefesini tuttuğunu fark etti.
Yolun karşısındaki taksiyi durdurup arka koltuğa geçti.
“Otogara.”
Şoför onu aynadan süzdü ama bir şey demedi.
Araba hareket ederken genç adam ellerine baktı.
Babası öldüğünde elleri de böyle titriyordu.
Telefonunu çıkarıp SIM kartını değiştirdi. Eldivenlerini çıkarıp kapı kolunu sildi.
Şoför sonunda dayanamadı.
“Bir şeye mi karıştın kardeşim?
Genç adam sertçe baktı.
“Yoluna bak.”
Tam o sırada radyoda haber sesi yükseldi.
“Şehir merkezindeki markette silahlı soygun—”
Genç adam radyoyu kapattı.
Otogara vardığında kalabalığın arasına karıştı. İnsanların yüzlerine baktıkça içi daralıyordu. Herkes normal görünüyordu.
Bir tek kendisi bozuk gibiydi.
Telefonu titreşti.
“Parayı aldıysan eski depoya gel.”
Mesajı görünce yüzü gerildi.
Çünkü bu işin bittiğini sanıyordu.
Ama belli ki daha yeni başlıyordu.
Otogar tuvaletine girip çantayı açtı. Paraların altında küçük siyah cihazı gördüğünde midesine yumruk yemiş gibi oldu.
Takip cihazı.
“Abi” ona güvenmiyordu.
Belki hiçbir zaman güvenmemişti.
Dışarıdan polis sireni sesi duyulduğunda genç adam arka kapıdan kaçtı. Yağmur altında sanayi bölgesine doğru yürürken aklında tek bir düşünce vardı:
Bir kez daha köşeye sıkışmıştı.
Ve köşeye sıkıştığında neler yapabileceğini kendisi bile biliyordu.