Laboratuvar B sessizliğe gömülmüştü.
Projektör çoktan kapanmıştı.
Ama duvarda yankılanan son cümle hâlâ kulaklarındaydı.
“Otuz dakika.”
Nehir derin bir nefes aldı.
“Annemle babamı kurtaracağım.”
Kuzey başını salladı.
“Kurtaracağız.”
Aras masanın üzerindeki eski binanın planlarını açtı.
“Canlı yayındaki görüntüyü inceledim.”
“Arkadaki kolonlar…”
“…eski idari binaya ait.”
Nehir haritaya eğildi.
“Umut Çocuk Evi’nin yönetim binası.”
Aras başını salladı.
“Yangında ana bina yandı.”
“Ama yönetim binası ayakta kaldı.”
“Yıllardır kimsenin girmediği sanılıyor.”
Kuzey sertçe ekledi:
“Demek bütün bu yıllar boyunca orayı karargâh olarak kullandılar.”
Akşam çökerken üçü eski yönetim binasının önüne ulaştı.
Bina karanlığın içinde sessizce yükseliyordu.
Nehir’in kalbi hızlandı.
Demir kapının üzerinde paslanmış bir amblem vardı.
Kuyruğunu kaldırmış siyah bir akrep.
Kapıyı ittiler.
İçerisi şaşırtıcı şekilde temizdi.
Koridorlarda güvenlik kameraları vardı.
Birileri hâlâ burayı aktif olarak kullanıyordu.
Duvarlarda eski çocuk fotoğrafları asılıydı.
Nehir yürürken bir fotoğrafın önünde durdu.
Fotoğrafta sekiz yaşındaki hâli vardı.
Yanında Kuzey…
Arkalarında ise beyaz önlüklü Aras.
Ama fotoğrafın sağ köşesinde daha önce hiç fark etmediği biri duruyordu.
Takım elbiseli genç bir adam…
Yüzünün yarısı kadraja girmişti.
Arkasına dönmüş olduğu için seçilemiyordu.
Aras fotoğrafa baktı ve sessizce konuştu.
“İşte o.”
Nehir döndü.
“Kim?”
“Projenin yöneticisi.”
“Kimsin dediğimde neden hep sustunuz?”
Aras’ın sesi ağırlaştı.
“Çünkü onun kim olduğunu öğrenirsen…”
“…hayatındaki her şeye yeniden inanman gerekecek.”
Koridorun sonunda ağır çelik bir kapı vardı.
Üzerinde yalnızca tek kelime yazıyordu.
ARŞİV
Kapıyı açtılar.
İçeride tavana kadar uzanan raflar vardı.
Binlerce dosya…
Kaset…
Hard disk…
Fotoğraf albümleri…
Kuzey raftan kalın siyah bir klasör aldı.
Kapağında şu yazıyordu:
Yönetici Dosyası
Nehir kapağı açtı.
İlk sayfa boştu.
İkinci sayfa da…
Üçüncü sayfada tek bir fotoğraf vardı.
Fotoğraf yırtılmıştı.
Yüz kısmı özellikle koparılmıştı.
Altında sadece şu not duruyordu:
“Lider asla kendi yüzünü kayıtlarda bırakmaz.”
Tam o anda odanın hoparlörlerinden alkış sesi yükseldi.
Siyah paltolu adam konuşuyordu.
“Aferin.”
“Sonunda doğru odayı buldunuz.”
Nehir öfkeyle bağırdı.
“Neredesin?”
Adam sakince cevap verdi.
“Çok yakınındayım.”
Kuzey bir anda tavana baktı.
Küçük siyah bir kamera onları izliyordu.
Adam devam etti.
“Yirmi yıldır sizi izliyorum.”
“Neden?”
“Çünkü siz…”
“…başarılı olan iki deneksiniz.”
Nehir dişlerini sıktı.
“Biz denek değiliz.”
Adamın sesi ilk kez hafifçe titredi.
“Hayır.”
“Siz benim en büyük başarım…”
“…ve en büyük hatamsınız.”
Bir anda binanın tüm ışıkları söndü.
Ardından acil durum lambaları yandı.
Hoparlörden tek bir anons duyuldu:
“Tahliye protokolü başlatıldı.”
Aras’ın yüzü bembeyaz kesildi.
“Hayır…”
Nehir ona döndü.
“Ne oldu?”
Aras fısıldadı.
“Bu binanın altında…”
“…ikinci bir laboratuvar var.”
Kuzey kaşlarını çattı.
“Laboratuvar C mi?”
Aras yavaşça başını salladı.
“Evet.”
“Ve oraya giren…”
Sesi boğazında düğümlendi.
“…ya gerçeği öğrenir…”
“…ya da bir daha çıkamaz.”
Koridorun sonunda, yıllardır açılmamış gibi görünen ağır metal bir kapı yavaşça kendi kendine aralandı.
İçeriden beyaz bir ışık süzülüyordu.
Nehir, Kuzey’e baktı.
Kuzey başını salladı.
“Artık geri dönüş yok.”
Nehir derin bir nefes aldı.
“Yirmi yıldır aradığım cevaplar o kapının arkasındaysa…”
“…içeri gireceğim.”
Ve üçü birlikte, Laboratuvar C’nin kapısından içeri adım attı.