Kırmızı lazer noktası, Nehir’in göğsünde sabit duruyordu.
Kuzey’in gözleri bir anlığına pencerenin karşısındaki çatıya kaydı.
Keskin nişancıyı göremiyordu.
Ama nerede olduğunu biliyordu.
“Nehir.”
“Sakın kıpırdama.”
Nehir fısıldadı.
“Ne yapacağız?”
“Kural değişti.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Bu kez kaçmayacağız.”
Kuzey, cebinden küçük yuvarlak bir ayna çıkardı.
Aynayı pencerenin kenarından dışarı uzattı.
Bir anda…
Pat!
Kurşun aynayı parçaladı.
“Şimdi!”
Kuzey, Nehir’i yere çekti.
İkisi de pencerenin altına yuvarlandı.
İkinci kurşun camı paramparça etti.
Kuzey ayağa fırladı.
“Arka merdivenden!”
İkisi birlikte daireden çıktı.
Apartmanın arka kapısından sokağa ulaştıklarında çatı çoktan boşalmıştı.
Keskin nişancı yine iz bırakmadan kaybolmuştu.
Yerde sadece tek bir kovan duruyordu.
Kuzey eğilip aldı.
Kovanın tabanına küçük bir akrep sembolü kazınmıştı.
“Yine aynı imza…”
Bir saat sonra…
Şehrin kıyısındaki eski bir iskele.
Kuzey denize bakıyordu.
Nehir sessizce yanına geldi.
İlk kez ikisi de silahlarını çekmemişti.
“Artık kaçmıyoruz.”
Kuzey başını salladı.
“Hayır.”
“Neden beni bu kadar önemsiyorsun?”
Kuzey uzun süre sustu.
Sonunda cebinden katlanmış, eski bir kâğıt çıkardı.
Kâğıdın kenarları yıpranmıştı.
Çocuk el yazısıyla yazılmış birkaç cümle vardı.
Kuzey,
Eğer korkarsam elimi bırakma.
Söz ver.
– Nehir
Nehir’nin gözleri doldu.
“Bu…”
“Yetimhanede yazmıştın.”
“Hatırlamıyorum.”
“Biliyorum.”
“Yıllardır bunu mu taşıyorsun?”
Kuzey kâğıdı dikkatlice tekrar katladı.
“Bir gün hatırlarsın diye.”
Nehir ilk kez onun gözlerine uzun uzun baktı.
O bakışta nefret yoktu.
Ama hâlâ güven de yoktu.
Sadece cevaplanmamış sorular vardı.
Aynı saatlerde…
Emniyet Müdürlüğü.
Komiser Kaya yoğun bakımdaydı.
Kapısı sessizce açıldı.
İçeri siyah takım elbiseli bir adam girdi.
Elinde beyaz zambaklar vardı.
Kimse onu durdurmadı.
Adam yatağın başına yaklaştı.
Kaya gözlerini güçlükle açtı.
“S… sen…”
Adam gülümsedi.
“Konuşma.”
“Doktorlar dinlenmen gerektiğini söyledi.”
Kaya’nın eli titreyerek alarm düğmesine uzandı.
Adam, elini nazikçe tuttu.
“Yirmi yıl önce de aynı hatayı yaptın.”
Kaya’nın gözlerinden korku okunuyordu.
Adam cebinden küçük bir satranç taşı çıkardı.
Siyah bir akrep figürü…
Taşı komodinin üzerine bıraktı.
“Eğer Nehir gerçeği öğrenirse…”
“…bu kez hiçbirimizi affetmeyecek.”
Adam arkasını dönüp odadan çıktı.
Koridordaki güvenlik kamerasına doğru baktı.
Sanki kameranın arkasındaki birine sesleniyormuş gibi fısıldadı:
“İkinci aşama başlasın.”
Koridorun sonunda asılı hastane saatinin altında tarih yazıyordu.
18 Mayıs.
Tam yirmi yıl sonra…
Aynı gün yeniden başlamıştı.