Kulak çınlatan patlamanın ardından her yer sessizliğe büründü.
Nehir gözlerini açtığında nefes alamıyordu.
Toz ciğerlerine dolmuştu.
Öksürerek doğrulmaya çalıştı.
Sağ kolunda keskin bir acı vardı.
Başının üzerinde beton parçaları duruyordu.
“Kimse var mı?”
Cevap gelmedi.
“Kuzey?”
Yine sessizlik…
Nehir, telefonunun kırık ekranındaki feneri açtı.
Işık, çökmüş tüneli aydınlattı.
Birkaç metre ileride bir el gördü.
Kalbi hızlandı.
Koşarak yanına gitti.
“Kuzey!”
Kuzey, üzerine düşen beton parçalarının altında sıkışmıştı.
Alnından ince bir kan süzülüyordu.
Gözlerini araladığında ilk gördüğü kişi Nehir oldu.
“İyi misin?”
Nehir şaşırdı.
“Kendine baksana.”
Kuzey belli belirsiz gülümsedi.
“Önce sen.”
Nehir hiç düşünmeden beton parçalarını kaldırmaya başladı.
Dakikalar süren uğraşın sonunda Kuzey’i bulunduğu yerden çıkarmayı başardı.
Ayağa kalkmaya çalışırken Kuzey acıyla yüzünü buruşturdu.
“Sanırım kaburgam kırıldı.”
Nehir, istemsizce koluna girdi.
“Yürüyebilir misin?”
“Denerim.”
Bu, ilk kez birbirlerine düşman gibi davranmadıkları andı.
Tünelin sonundaki eski servis kapısından dışarı çıktılar.
Sabah olmak üzereydi.
Gökyüzü griydi.
İstanbul yavaş yavaş uyanıyordu.
Nehir derin bir nefes aldı.
Tam konuşacakken Kuzey cebinden küçük, tozlu bir kolye çıkardı.
Patlamadan önce enkazın altında bulmuştu.
Gümüş renkli, yuvarlak bir madalyondu.
Arkasında tek bir tarih kazılıydı.
18.05.2006
Nehir’nin eli titredi.
“Bu tarih…”
“Hatırlıyor musun?”
Nehir gözlerini kapattı.
Bir anlığına zihninde parçalanmış görüntüler belirdi.
Yağmurlu bir gece…
Koşan çocuklar…
Siyah bir araba…
Ve aynı madalyonu boynunda taşıyan küçük bir kız…
Birden gözlerini açtı.
“Hayır…”
“Bir şey hatırladın.”
“Sadece parçalar.”
Kuzey sessizce başını salladı.
“Parçalar yeter.”
“Neden?”
“Çünkü gerçek…”
“…bir anda hatırlanmaz.”
Tam o sırada uzaktan polis sirenleri duyuldu.
Nehir refleksle silahına uzandı.
“Benim ekibim.”
Kuzey geri çekildi.
“Gitmem gerekiyor.”
Nehir ona baktı.
Bu kez silahını doğrultmadı.
Sadece tek bir soru sordu.
“Kuzey…”
“Gerçekten katil misin?”
Kuzey uzun süre sustu.
Sonra gözlerinin içine bakarak cevap verdi.
“Bazı insanların ölümünden ben sorumluyum.”
Nehir’nin kalbi sıkıştı.
“Ama…”
Kuzey cümlesini tamamladı.
“…öldürdüğüm kişiler, dosyalarda yazdığı gibi değildi.”
Siren sesleri yaklaşırken Kuzey arkasını döndü.
Sislerin arasına karışmadan önce son kez konuştu.
“Nehir…”
“Bir daha karşılaştığımızda bana kelepçe tak.”
“Ya da…”
“…gerçeği öğren.”
Ve gözden kayboldu.
Nehir olduğu yerde kaldı.
Avucunda hâlâ o eski madalyon vardı.
İçinde ise cevabını bilmediği yüzlerce soru…