Kan ve Tuz
The Raven's Curse hızla savaş düzenine geçti.
Toplar ateşlendi.
Gökyüzü barut kokusuyla doldu.
Lucien'in gemisi, The Serpent, Raven'a yan tarafından saldırıyordu.
Adrian kılıcını çekti.
"Elara, aşağı in."
Elara başını salladı.
"Hayır."
"Bu bir savaş."
"Ben de savaşabilirim."
Adrian ona inanamayarak baktı.
Tam o sırada bir top güverteye çarptı.
Tahta parçaları havaya savruldu.
Elara dengesini kaybetti.
Adrian onu belinden yakalayıp kendine çekti.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine çok yakın durdu.
Elara'nın kalbi hızla çarpıyordu.
Adrian'ın bakışları onun gözlerinde takılı kaldı.
"İyi misin?"
Elara yutkundu.
"Evet."
Adrian elini çekti.
"Öyleyse arkamda dur."
Lucien'in adamları gemiye çıktı.
Kılıçlar çarpıştı.
Adrian savaşın ortasında adeta bir fırtınayadönüşmüştü.
Sonunda Lucien güverteye çıktı.
İki adam karşı karşıya geldi.
"Adrian."
"Lucien."
Lucien gülümsedi.
"Yıllar geçti."
"Senin için yeterince uzun olmadı."
Lucien güldü.
"Her zamanki kadar öfkelisin."
Sonra gözleri Elara'ya kaydı.
"Demek Veyne kızı bu."
Adrian'ın yüzü sertleşti.
"Ona dokunma."
Lucien'in gülümsemesi büyüdü.
"İşte şimdi işler ilginçleşti."
Elara'nın etrafında aniden mavi bir ışık oluştu.
Deniz kabardı.
Herkes sustu.
Dev bir dalga The Serpent'e çarptı.
Lucien güçlükle tutundu.
Elara şaşkınlıkla ellerine baktı.
"Ben yapmadım..."
Adrian ona baktı.
"Belki de yaptın."
Lucien gemisine çekilirken bağırdı:
"Kalbi bulduğunda seni bekliyor olacağım, Adrian!"
The Serpent uzaklaşırken Adrian Elara'ya döndü.
"Artık peşimizde sadece Lucien yok."
Elara'nın yüzü ciddileşti.
"Kim var?"
Adrian karanlık denize baktı.
"Denizin kendisi."