İçeriğe geç

Karanlığın ve Işığın Savaşı

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Karanlığın ve Işığın Savaşı

Bölüm 19

Karanlığın Eşiğinde: İntikam

❀𝑳𝑬𝒀𝑳𝑨❀ Gözlerimi zorlukla açtığımda başımdaki ağrı daha da şiddetlendi. Başımın üstündeki beyaz lamba gözlerimi kırpıştırmama neden oldu. Gözlerimi kapatıp tekrar açtığımda bir sandalyeye bağlandığımı fark ettim. Arkamdan bağlanan ellerimi ne kadar çekiştirsem de, bağladıkları ipleri çözemedim. "Boşuna uğraşma!" Başımı kaldırıp sesin geldiği yöne çevirdim. Önümdeki sandalyede oturan ama başımın üstündeki ışıktan dolayı yüzünü göremediğim adama, "Kimsiniz? Beni neden kaçırdınız?" diye sordum, korku dolu bir sesle. Bir anda ayağa kalkıp bana doğru adımladı. Gelip, tam beyaz lambanın altında durdu, artık çok yakınımdaydı. Gözlerimi kırpıştırarak, başımı hafifçe kaldırdım. Eliyle çenemi kavrayarak, başımı biraz daha kaldırarak, yüzünü bana yaklaştırdı. "İntikam için buradasın, güzelim! İntikamımı aldıktan sonra seni özgür bırakacağım!" Koyu mavi gözlerine dik dik bakarak, "Hâlâ kim olduğunuzu söylemediniz?" diye hatırlattım. Yüzünde pis bir sırıtış belirdi. "Boris Kravchenko!" Kravchenko mu? Bunu duymuştum! Ama nerede? Evet, evet Maxsim ameliyattan sonra gözlerini açtığı o, sabah Dimitry'e "Kravchenko kaçtı mı?" diye sormuştu. Bu adam Maxsim'in düşmanıydı. Ve beni kaçırmıştı... Diğer elini sağ dizime koyarak yukarıya doğru ilerletti. "Korktun mu yoksa?" diye sordu, sırıtarak. Neyse ki ayaklarımı da bağlamamıştılar. Sol ayağımı kaldırıp, bacaklarının arasına sert bir tekme attım. Acıyla inleyerek çenemdeki ve dizimdeki elini çekti. Acıdan dolayı iki büklüm oldu. Daha sonra rusça küfürler ederek doğrulup saçlarımdan yapıştı. "Seni küçük orospu! Bana vurarak sadece kendi sonunu daha acı hâle getirdin!" Canım çok yanıyordu ama sesimi bile çıkarmıyordum. Saçımı daha çok çekiştirerek, kollarımı çözmeye başladı. Kollarımı sandalyeden açtı ama hâlâ birbirine bağlıydı. Saçlarımdan tutup kaldırdı ve sandalyeyi bir kenara itti. Saçlarımdan tutup sertçe fırlattığında, beton zemine çarptım. Kollarım bağlıyken, ona karşı hiç şansım yoktu! Umarım, Maxsim bir an önce gelirdi. Şu an ona çok ihtiyacım var... Başımı kaldırıp yüzüme dağılan saçların arasından, birazdan bana ne yapacağını kestiremediğim adama baktım. Siyah gömleğinin düğmelerini çözmeye başlamıştı. Neden bunu yapıyordu ki? Bir anda panikledim. "Ne yapıyorsun, sen?!" Beni umursamadan, gömleğini çıkarıp bir kenara fırlattı. Ve pantolonun kenerini çözmeye başladı. Yerimden zorlukla da olsa doğruldum. "Sana ne yapıyorsun, dedim!" Sinsi bakışlarını bana çevirdi. "Maxsim’in dokunmaya kıyamadığı kadına ben dokunacağım. Onun için en değerli olanı kirletmek… işte gerçek intikam bu olacak.” Nefes bile almadım. Hayır! Hayır! Bana dokunamazdı! "Lütfen, bunu yapma!" diye yalvardım. Ama yine beni umursamadı. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Çaresizce ağlıyordum. Artık başım da dönmeye başlamıştı. Ellerim buz kesiyor, göğsüm daralıyordu. Panik atak… yine başlıyordu. Yine o karanlık, beni içine çekiyordu. Gözlerimi kapatıp, derin nefesler aldım ama işe yaramıyordu. Üzerime gelmeye başladığında daha çok titredim. Arkaya doğru süründüm ama her adımda aramızdaki mesafeyi kapatıyordu. Gelip tam önümde durdu ve alayla güldü. "Maxsim’in gözlerinin içine bakıp, ‘senin sevdiğin kadın artık benim izlerimi taşıyor’ dediğimde yüzünün halini görmek için sabırsızlanıyorum." "Hayır, yanlış biliyorsun! O beni sevmiyor! Lütfen bırak beni!" Üzerime eğilip yüzünü boyuma yaklaştırdı. "İstediğin kadar bağır, güzelim! Ama sesini kimse duyamayacak, burada sadece ikimiz varız!" Sonra elini tekrar bacaklarıma götürdü. Yine tacize uğrayacaktım ve kimse beni kurtarmayacaktı... ✵𝑴𝑨𝑿𝑺𝑰𝑴✵ Arkamdaki araba konvoyu, benim hızıma yetişmeye çalışıyordu. Hızla diğer arabaların arasından geçerek, Boris'in kafasını dağıtmaya gidiyordum. Onu kaçırmaya nasıl cüret ederdi?! Leyla'nın saçının bir teline bile zarar gelirse, onu mahvedeceğim! Son sürat arabaların arasından geçtiğimde, telefonum çaldı. Kulağımdaki kablosuz kulaklıktan açtığımda Dimitry'nin sinirli sesi duyuldu. "Maxsim arabayı çok hızlı kullanıyorsun, biraz yavaşla!" "Koordinatlara ulaştın mı?" "Leyla'nın telefonunun olduğu konuma ulaştım ama telefonu yanında olmaya da bilir." "Başka çaremiz yok, konumu at!" deyip telefonu kapattım. Biraz sonra gönderdiği konuma doğru hareket etmeye başladık. Bir saatlik yolu on beş dakikada bitirip, eski bir binanın önüne geldik. Arabadan inmeden önce binanın etrafını çevreleyen silahlı adamları farkettim. Sayıları az değildi. Arkamdaki arabalardan inen adamlarım hızlı adımlarla yanıma geldi. Gelip yanımda duran, Dimitry, "Sayıları çok fazla. Böyle dalamayız," dedi, endişeli bir tonda. Benden emir bekleyen adamlarıma döndüm. "Silahlarınıza susturucu takın. Etraflarını sararak, teker teker indireceğiz hepsini. Ama sessiz olmalıyız, Leyla'nın hayatı söz konusu." Cümlemi bitirdikten sonra hepsi dikkatli adımlarla çevreye dağıldı. Yanımda bir tek Dimitry kaldı. Belimden çıkardığım silahın ucuna susturucu takıp, yavaş adımlarla binanın yan tarafında sigara yakmaya çalışan adama yaklaştım. Dimitry de hemen arkamdan ilerliyordu. Saklandığım duvarın arkasından iki el ateş ettikten sonra sigara içmek isteyen adam, yere yığıldı. Arkamda durup etrafı kolaçan eden Dimitry'e döndüm. “Dimitry, beni korumayı bırakıp, şu herifleri gebert!” Bana ters ters bakmaya başladı. "Arkandan biri gelip seni gebertse ne olacak?!" Önüme dönerek, "Sana söylediğimi yap!" dedim. Artık ölmek veya yaşamak umrumda bile değildi, yeter ki Leyla'ya bir şey olmasın. Dimitry, öfkeyle yanımdan uzaklaştı. Onun gittiği yöne baktığımda, adamın birinin boğazından kavrayarak, yere yığdığını gördüm. Diğer adamlarım da iyi iş çıkartıyordular. Etraftaki adamların sayı hızla azalıyordu. Binanın giriş kapısındaki sonuncu adamı da döverek etkisiz hale getirdikten sonra dışarıdaki işimiz bitti. Çelik kapıya sağlam bir tekme atarak açtım. Silahımı sıkıca tutarak, hızlı adımlarla içeriye girdim. Giriş katında yirmiye yakın adam ellerinde silah hazırda bekliyordular. İçeriye adımızı attığımız an üzerimize kurşun yağdırdılar. Refleks olarak hemen karşılık verdik. Artık binanın içinde silah sesleri yankılanıyordu. Dışarıdaki adamların üstünden aldığım silahı belimden çıkarıp, iki silahla ateş etmeye başladım. Her tetiği çekmeye hazırlananı alnından vurarak, yere seriyordum. "Kravchenko! Saklandığın delikten çık, seni korkak!" Dimitry, de iki silahla ateş etmeye başlamıştı, artık. Gülerek, "Önümüze çıkmaya cesareti yok!" diye bağırdı. Bıçakla onu arkadan vurmaya çalışan adamın kafasını dağıtarak, kanını üstüne sıçrattığımda, yüzünü buruşturarak, "Yeni gömleğimi mahvettin!" diye sitem etti. Öfkeli gözlerle kana boyanmış beyaz gömleğini inceledim."Şu an derdin gömlek mi, cidden?" Son iki adamı da aynı anda yere seren İvan, "Leyla'nın başı belada ama siz burada tartışıyor musunuz?" diye sordu, endişeyle. Üst kata çıkan iki farklı merdiveni inceledim. "Dimitry, sen ve diğerleri sağ tarafdaki merdivenle çıkın. İvan, Anton ve ben sol taraftaki ile çıkalım." Dimitry ve diğerleri hızlı adımlarla sağ taraftaki merdivene doğru ilerlediler. Ben de sol taraftakini çıkmaya başladım, İvan ve Anton da peşimden geldiler. Üst katta çıktığımızda önümüze uzun bir koridor açıldı. Koridorun her iki tarafında kapılar vardı. İvan çaresiz bakışlarını üzerime kilitledi. "Şimdi ne yapacağız?" "Mecbur tüm kapıları açacağız!" deyip önümdeki kapıya tekme vurarak açtım. Ama içerisi boştu. İvan ve Anton da benim gibi tekme vurarak kapıları tek tek açmaya başladı. Birkaç dakikalık süren kapı açma uğraşının sonunda geriye tek bir kapı kaldı. Onu da geriye kalan tüm gücümle vurarak açtım. İvan ve Anton sessizce arkamda durmuş, odanın içine şaşkınlıkla bakıyordular. Onlar gibi ben de şoke olmuştum. Kendime geldiğimde, ince parmaklarıyla Boris'in kanayan burnuna pansuman yapan Leyla'ya, "Sen ne yapıyorsun?" diye sordum, merakla. Bana bakmadan, "Burnuna kafa attığım için kanadı. Şimdi de pansuman yapıyorum," dedi. Şaşkınlığını gizleyemeyen İvan, "Kafa mı attın?" diye sordu. Boris, "Boşuna pansuman yapma! Hastaneye gitmem lazım, burnumu kırdın!" diye isyan etti. Elimi sıkarak öfkeyle Boris'in alçak yüzüne baktım. "Leyla, bırak gebersin şu alçak herif!" Elindeki pamuğu bırakıp, bana doğru bir adım atmıştı ki, Boris seri bir hareketle belinden tutup onu göğsüne bastırdı. Cebinden çıkardığı bıcağı Leyla'nın boğazına dayadı. "Eğer bir adım daha atarsanız, başını bedeninden ayırırım!"

Okuduğunuz için teşekkürler💞

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.