İçeriğe geç

Karanlığın ve Işığın Savaşı

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Karanlığın ve Işığın Savaşı

Bölüm 11

♔Cam Kırıkları♔

Moskova, Rusya ~19.01.2025~ ~Saat: 08:20~ ❀ 𝑳𝑬𝒀𝑳𝑨❀ Gece düşünmekten, geç uyusam da yine erken kalkmayı başarmıştım. Dünkü olaylar beni gerçekten korkutmuştu. Yuri neden böyle bir şey yaptı? Asıl merak ettiğim, Yuri'ye ne oldu? Maxsim'in bir şey yaptığına eminim. Ama ne? Ve asıl önemli olan Maxsim'le dün gece aramızdaki yakınlık neydi? Dün gece beni öpmesinden sonra onun yüzüne nasıl bakacağımı ve ona nasıl davranmam gerektiğini bilemiyordum. Odamdan çıkmak, onunla karşılamak istemiyorum... Kedime mamasını verdikten sonra, camdan dışarıyı seyrettim. Hâlâ her yer bembeyaz karla kaplıydı. Rusya'da kışın çok soğuk geçtiğini ve günlerce karla kaplı kaldığını biliyordum. Ama evde kapalı kalmaya da alışık değildim. Hem burada aylarca eve kapalı, telefonsuz sıkıcı bir hayat sürmek de istemiyordum. Mesela, Moskova'nın tarihi ve kültürel yerlerini keşif etmek, belki de sadece yürüyüş yapmak veya alışveriş etmek... Ama bunları yapmak için izin almam gerekiyordu ve bu çok imkansız gibi görünüyordu, şuanda. Bu gün mümkünse, odamdan çıkma niyetim yoktu. Ama yine telefonla arama yapmak istiyordum, farketmez kimle, önemli olan birileri ile konuşmak, derdini anlata bilmekti. Ama anlayana... Buraya gelmekle hayatımın en büyük yanlışını yapmıştım. Artık bunu değiştiremem, ama belki de kaça bilirim. Tabi ya kaçsam bile Rusya'dan ayrılmadan Maxsim beni bulurdu. Böylece bu aptal fikir işe yaramaz. Ondan asla kurtulamayacağımı hissediyorum... Düşüncelerimden ayrılmama neden olan ses, kapımın tıklatılması idi. Kim ola bilir ki? diye düşünerek, kapıya yaklaştım. Kapıyı açtığımda karşımda duran, geldiğimden beri hiç görmediğim, kırıklı yaşlarının sonunda olan, sarışın bir rus kadınıydı. Ben hayretler içinde onu izlerken, "Selam, ben Elena Ivanova" dedi. Sadece, "Leyla" diye yanıt verdim. "Ben, aslında bu malikaneye son altı yıldır, gelmiyordum, amma artık burada bir kadının yaşadığını duyunca, çalışanlarıma temizlikte yardım etmeye bende geldim, benim çalışanlar her hafta temizlik yapmak için buraya gelir." Kadın tek seferde bir kaç cümle kurdu. Ama konuşkanmış... Bende merakıma engel olamayıp, "Merak ettim de, neden altı yıldır buraya gelmeye çekiniyordunuz?" diye sordum. Kadın şaşkınlıkla suratımı inceledi, "Bilmiyor musun?" Bilmediğim çok şey var biliyorum ama tam olarak neyi bilmiyorum? "Neyi?" "Maxsim kadınlara nefret eder, etrafında bir kadın olmasından hoşlanmaz ve evine son altı yıldır bir kadın ayağı değmemiş, ta ki sen gelene kadar. Ama senin burada yaşamana nasıl izin verdi, işte bunu merak ediyorum." Neler söylüyordu bu kadın? Bu gerçek miydi? Şaşırmamış gibi görünmeye çalışarak, "Mecburiyetden" dedim. "Bu arada kahvaltı hazır, Pakhan aşağıya inmeni emir etti." Emir mi etti? Söylediği çok komik geldi ama gülmedim. Çünkü dün gece aklıma geldi ve "Ben bu gün kahvaltı yapmayacağım." dedim. Kadın, başını yana eğerek, "Yoksa kendini hasta mı, hissediyorsun?" diye sordu. "Hayır, sadece canım istemiyor." Birdenbire yüz ifadesini değiştirerek, "Eğer Pakhan'ı sinirlendirmek, istemiyorsan hemen aşağıya in, yoksa sonuçları hiç iyi olmaz." diye beni korkutmaya çalıştı. Bu söylediğinden korkmadım, dercesine, "Ona aç olmadığımı söyleyin, lütfen!" diye karşılık verdim. "Peki sen bilirsin, ama buna çok kızacak, haberin olsun." dedi ve arkasına dönüp gitti. Bence bu kadın Maxsim'in geçmişi ile ilgili çok şey biliyor ama saklıyordu. Neden peki? Neden kadınlara nefret ediyormuş? Kadınlara nefret ediyorsa, neden bana iyi davranıyor, ve neden beni öptü? Herşey çok karışıktı! Neyin içine düştüm, ben? Bir kaç dakika sonra yine kapı tıklatıldı. "Leyla, aç şu kapıyı." Bu Maxsim'in sesiydi. İşte şimdi yandık... Ya kapıyı açmasam? Hayır, en iyisi kapıyı kırmadan önce açmak. Kapıyı yavaşça açtım ama yüzüne bakamadım. İlk defa duyduğum yumuşak bir ses tonuyla, "İyi misin?" diye sordu. Birde soruyor musun? demek isterdim ama onun yerine, "Evet" dedim. "O zaman kendini odaya kilitlemenin sebebi ne?" diye sorduğunda, göz göze geldik, göğsüm hızla inip çıkmaya, bacaklarım ve ellerim titremeye başladı. "Yok bir sebebi, sadece canım istemiyor." diye tereddüt ettim ama nafile. "Bana yalan söylemeye kalkma, kukilka" dedi "Kahvaltı için benimle aşağıya geliyorsun, aksi takdirde, olacaklardan ben sorumlu değilim..." Anlaşıldı, bir şey istediğinde yaptırmayana kadar vazgeçmiyordu. O kahvaltı yapılacaktı veya yapılmak zorundaydı... Mecburen onunla birlikte aşağıya indim. Yine herkes masada yerini almıştı. Herkes derken, bana tanıttığı kişiler. Bu arada artık yemek yapmak konusunda Igor'u da darlamak dünde kaldı. Artık bu evde yemek yapmaya bile korkuyordum... Şimdi de, onun adamlarına dün gece patronları ile hiç öpüşmemişimmiş gibi davranmak zorundaydım. Tedirginlik ve korkuyu geride bırakarak, masaya doğru yürüdüm. Masanın başında durduğumuz an hepsi ayağa kalkıp, aynı anda, "Günaydın" dedi. Maxsim'in yanında onlara günaydın demeye, bile korkuyordum. Aslında bugüne kadar korkmuyordum ama bu gün korkuyordum, işte. Maxsim oturduktan sonra hepsi oturdu, bende. Masada çeşitli kahvaltılıklar vardı. Ama biri dikkatimi çekti. Masanın farklı yerlerine konulmuş, ufak hamur işleri. Bir tanesini çatalla alarak, tadına baktım. İçerisinde reçel vardı ve yağda kızartılmıştı. Mutfaktan elinde çaydanlıkla, Elena çıktı. Sanırım, kahvaltıyı o, hazırlamıştı. Masaya gelip, herkese çay dökmeye başladı. Tabi ki, ilk önce Maxsim'e. Sonra da bana. Tabağımdaki ufak hamur işini ona göstererek, "Siz mi yaptınız?" diye sordum. Tabağıma kısa bir bakış atarak, "Piroşki mi? Evet." dedi. Yüzümde tebessüm oluşturarak, "Tarifini benimle paylaşırsanız, çok sevinirim." dedim. Maxsim'e baktıktan sonra bana döndü ve "Memnuniyetle." dedi. Ancak Maxsim'den onay aldıktan sonra dedi. Sadece Maxsim'e bakarak, "Afiyet olsun." deyip, tekrar mutfağa döndü. Bu kadın sanırım Maxsim'den çok fazla korkuyordu. Ve korkmakta haklıydı da. Aslında ben çok fazla korkmuyordum, sadece bana yakın olduğu zamanlarda korkuyordum. Ama bu kadının gözlerinde her zaman korku vardı. Belki de, Maxsim hakkında, benden daha fazla bilgiye sahipti. ~45 dakika sonra~ Kahvaltı bittikten sonra herkes işinin başına döndü ve Maxsim de bir toplantıya gitti. Akşama kadar dönmeyecekmiş. Bu iyi oldu, zaten odamda tek başıma çok sıkılmıştım. Elena'dan piroşki yapmayı öğrendim ve Azerbaycan yemekleri hakkında onun sorularını cevapladım. Yaptığım tüm piroşkileri, İvan aşırdı. Ona piroşki verirsem beni alışverişe götüreceğini söylemişti. Kadınların neyi sevdiğini iyi biliyordu, Maxsim'den farklı olarak. Geldiğimden beri ilk defa dışarı çıkacaktım. Hemen hazırlanıb, aşağıya indim. İvan siyah lüks arabanın yanında beni bekliyordu. İvan, "Önce, Maxsim'e haber vereyim, sonra gidelim," dediğinde, ona engel olmak için telefonu elinden aldım. "Eğer, Maxsim'e söylersen, hayatta izin vermez." dediğimde, söylediğim aklına yatmış olacak ki, başını salladı. Sonra "Peki, ya kızarsa?" dediğinde ise gözlerinde bir korku belirdi. "Merak etme,sana haber verecekti ama ben engel oldum derim. Hem o, dönmeden evde oluruz." Son söylediğimden sonra biraz da olsa rahatlamış görünüyordu. Evin etrafı adamlarla doluydu. Zaten sorarsa, beraber gittiğimizi söyleyecektiler. Tabi ondan önce dönmesek. _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ Yılbaşının üzerinden biraz zaman geçmiş olsa bile, Moskova'nın sokakları hala rengarenk görünüyordu. Alışveriş merkezine vardığımızda arabadan indim. Burası oldukça kalabalıktı. Vitrinler, parlayan ışıklar, konuşan insanlar… kendimi gerçek hayata dönmüş gibi hissettim. En çok ihtiyacım olan şey buydu: Normal hayat. İvan hemen yanımda yürüyordu. Birlikte birkaç mağazaya baktık. Üzerime birkaç şey denedim ve satın aldım. Tam bir kafeye oturup bir şeyler içelim demeye hazırlanıyordum ki, önce tuhaf bir uğultu ardından çığlıklar yükseldi. İvan kolumdan tuttu, “Yat yere!” diye bağırdı ama çok geçti. Büyük bir patlama sesi ortalığı inletti. Camlar kırıldı. Yer sarsıldı. Kulaklarım çınladı. Ortalık toz duman olmuştu. Sarsıntı nedeniyle ayağım kaydı ve düştüğümde kafamı beton zemine çarptım. Kırılan camlar üzerimize dökülmüştü. Patlamanın olduğu yere birkaç metre uzaklıktaydık. İvan kolumdan tutarak, dikkatli bir şekilde beni ayağa kaldırdı. Kahretsin! Avuçumun bir kaç yerine irili ufaklı kırılan cam parçaları batmıştı. İvan elime ilk defa kan görüyormuş gibi şaşkınlıkla bakıyordu. "Ben şimdi Maxsim'e ne diyecem?" diye endişeyle sordu. Yüzümü buruşturarak, "Ellerim kan içinde ama sen kendini düşünüyorsun, öyle mi?" dedim. İvan elime bakmaya devam ederken, “Artık buradan çıkmalıyız!” dedi, sert bir sesle. Kolumdan tutup beni kalabalığın arasından çekerek arabanın olduğu yere yönlendirdi. Tam arabaya binecekken birden başım döndü, gözüm karardı. Yere düşerken, İvan’ın kollarını belimde hissettim.... Okuduğunuz için teşekkür ederim. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın, seviliyorsunuz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.