Leshak, birkaç saatlik uykunun ardından çalışma odasındaydı. Uçurumun manzarasına karşı sıcak bir kahve yudumluyordu. Yorgunluğu tamamen geçmemiş olsa da bu kahvenin onu geceye kadar idare edeceğini umdu. Bardağı masaya bırakıp ayağa kalktı. Tahta parkeler her adımında gıcırdarken pencere pervazına yaklaştı. Ellerini arkada birleştirerek sonunu dahi göremediği karanlık çukura daha dikkatli baktı. İçini daraltan his gittikçe artıyordu. Bu şato onu konfor alanından çıkarmıştı.
Prens dudaklarını birbirine bastırdı. Onun huzursuz enerjisi etrafını da etkilemişti. Şimdiye kadar kimse onu rahatsız etmeye gelmemiş, saçma sapan sorunlarla uğraşması gerekmemişti. Tam bu düşüncenin üzerine odanın kapısı habersizce açıldı. Prens pozisyonunu bozmadı; kimin geldiğini tahmin etmek zor değildi. Onun odasına sadece tek bir kişi habersiz girebilirdi. Sağ kolu Brükles gelmişti.
Brükles kapıyı yavaşça örttü. Prensi ayakta görmeyi beklemiyordu. Birkaç adım atarak masanın önündeki koltukların hemen yanında durdu. Prensin ona sinirlenmeyeceğini bilse de usulü bozduğu için yüzü hafifçe kızarmıştı. Leshak sessizliği uzattı. Konuşmamasının sebebi, Brükles’in konuya kendisinin girmesini istemesiydi. Ne var ki adam bu protokol konularında çok hassastı; net bir onay almadan ağzını katiyen açmazdı. Prens hayal kırıklığıyla başını iki yana salladı. Brükles’in ona bu denli körü körüne bağlı olması bazen ürkütücü geliyordu. Dönüp koltuğuna tekrar oturdu.
“Hadi ama Brükles... Şu resmî tavırları bırakmanı söylemedim mi ben? Sana güvendiğimi kaç kere daha tekrarlayacağım?” Prens bıkkınlığını dile getirdi ve oturması için karşısındaki koltuğu işaret etti.
Brükles yüzünü buruşturarak koltuklardan birine adeta ilişti. Onun ahlak anlayışına göre bu hareket hâlâ bir saygısızlıktı. Leshak adamın bu değişmez tepkisine karşılık gözlerini devirdi. Anlaşılan bu konuda onu kendi hâline bırakmalıydı. Arkasına yaslanarak sordu:
“Söyle bakalım, ne haber getirdin?”
Adam biraz düşündü. Önce hangi konuyu açmalıydı? İlk başta mühendislerden bahsetmeye karar verdi.
“Proje ekibini istediğiniz şekilde topladım, efendim. Fakat küçük pürüzlerimiz var.”
Prens koltuğunda hafifçe kıpırdandı. Olayı pek umursamadığı her hâlinden belli oluyordu.
“Halledemeyeceğin bir durum olduğunu sanmıyorum. Sen bana diğer konudan haber ver.”
Brükles başıyla onaylayarak asıl önemli meseleye geçti:
“Çevirebildiğim kısım maalesef çok az. Ulaştığınız kanı doğru; o kâğıt kesinlikle bir Agrona’nın elinden çıkmış fakat...”
Lafını tamamlayamadı. Boğazı aniden düğümlenmiş gibiydi. Leshak adamın neden sustuğunu anlayamadı, yüzüne daha dikkatli baktı. Brükles’in alnı saniyeler içinde ter içinde kalmış, göz irislerinin çevresi tekinsiz kırmızı halkalarla kaplanmıştı. Bu kesinlikle normal bir durum değildi. Prens kısa bir nefes verirken oturuşunu dikleştirdi. Bir insanın gözleri çok şey anlatırdı; hele ki karşınızdaki kişi Brükles gibi biriyse. Onu bu girdaptan çekip çıkarması lazımdı.
“Zorlama kendini bu kadar! Yazıyı böyle parça parça incelemek mantıksız zaten,” diye sesini yükseltti Leshak, otoriter bir tonla.
Brükles bu sözleri sanki derin bir suyun altından duyuyormuş gibi sersemlemişti. Gözlerini hızla kırpıştırıp açtı. O kırmızı halkalar dağıldı ve soğuk gri renk yeniden gözlerine geri geldi. Prens derin bir “oh” çekti.
Tam o sırada dışarıdaki koridordan sert tartışma sesleri yükselmeye başladı. Leshak bugün ikinci defa gözlerini devirmek zorunda kalmıştı. Brükles, dışarıdaki kargaşayı kendisi çözmek istercesine hamle yapsa da Leshak onu dinlemedi ve hızla kapıya yöneldi. Brükles de saniyesinde koltuktan fırlayıp prensinin hemen arkasında belirdi. Koridor tam bir kaos merkeziydi.
Bir kadın, iki üst birlik askeriyle laf dalaşına girmişti. Arden, askerlere nefret dolu bir bakış atıyordu. Tam ağzını açmış yeni bir savunma yapmaya hazırlanıyordu ki odadan çıkan prensi fark etti. Ona doğru ilerlemek istedi ancak askerlerden biri refleksle kadının kolunu yakaladı. Prens Leshak’ın buz gibi bakışlarını üzerlerinde hisseden askerler, bizzat prense saygısızlık etmemek için hemen geri çekilip esas duruşa geçtiler. Arden sertçe kolunu silkip kurtardı ve kararlı adımlarla prense yaklaştı.
“Prens siz misiniz?” diye sordu, gözlerinin içine bakarak.
Leshak kadını baştan aşağı süzdü. Üzerindeki lekesiz beyaz önlük onun bir doktor olduğunu fısıldıyordu. Eliyle odayı işaret etti:
“Geçin içeri.”
Arden odaya adımladı. Prens, dışarıdaki askerlere sert bir bakış atıp, “Aşağı inin,” talimatını verdi ve kapıyı arkalarından gürültüyle kapattı. İçerideki gergin havaya Brükles’in de şüpheci bakışları eklenirken, Leshak bu davetsiz misafirin varlığından hoşnut olmayarak mırıldandı:
“Harika... Ben de tam sıkıntısız bir gün geçirebilir miyim diyordum.”