İçeriğe geç

Karanlığın Varisleri 1

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Karanlığın Varisleri 1

Bölüm 7

Kural Dışı Emir

Mihat’ın elleri titriyordu. Yutkundu. Bağrına oturan bu his, pişmanlığının en büyük kanıtıydı. Aynı zamanda rutubetli duvarlardan yayılan pis koku, göğsü her inip kalktığında onu biraz daha rahatsız ediyordu.

İçinde bulunduğu huzursuz durum, eğik başını kaldırıp etrafı incelediğinde daha da arttı. Kendi birliğinden sadece dört kişi vardı. Hepsi tıpkı onun gibi siyah tulumlar giyiyor, zayıf ve kirlenmiş yüzlerinde umutsuz birer bakış taşıyorlardı. Mihat birliğinin bu durumunu garip karşılamıyordu. Onlar çok çalışır, az yer ve az değer görürdü. Sonuçta alt birlik askeri demek, harcanabilir olmak demekti.

Genç adam, aklından geçen düşünceleri her zaman olduğu gibi saklamayı tercih etti. Duvar kenarındaki arkadaşlarının yanına doğru yürürken gözleri diğer adamları inceliyordu. Yüzlerinde en ufak bir mutsuzluk ifadesi yoktu; aksine bakışları aşağılayıcıydı. Kendi aralarında başkent hakkında konuşuyor, bazen seslerini yükseltiyor ve beyaz önlüklerini nispet yapar gibi silkeleyip duruyorlardı.

Mihat’ın çenesi gerilirken arkadaşlarının yanına ulaştı. Onun gelişiyle içlerinden biri destek olmak istercesine elini Mihat’ın sırtına koyup sıvazladı. Mihat meslektaşına minnettar bir tebessümle karşılık verdi.

Alt birlik askerleri sessizliğini korusa da başkentli mühendislerin susmaya niyeti yoktu. Boş muhabbetleri katlanılmaz bir hâl almıştı. Tam o sırada koridordan gelen sert postal sesleri taş duvarlarda yankılanmaya başladı. Mekanik ritim gittikçe yaklaştı ve kapının önünde durdu.

Odadaki konuşmalar anında kesildi. Gerginlik hızla iliklerine işlerken demir kapı gıcırtıyla aralandı. İçeriye uzun boylu, siyah saçlı o adam girdi: Prens Leshak’ın sağ kolu, Brükles.

Başkentli mühendisler korkuyla geriye sindiler. Gözlerindeki o bilmişlik anında yitip yerini ödlek bir korkuya bıraktı. Alt birlik askerleri ise diğerlerinin aksine sadece duruşlarını düzelttiler; sonuçta bu onların maruz kaldığı ilk tehlike değildi.

Brükles odaya girer girmez burnunu kırıştırdı. Odanın yoğun kokusu ve kirli, rengi atmış duvarları odağını kısa süreliğine dağıtmıştı. Ardından ellerini arkasında bağladı. Yüzü her zamanki donukluğuna kavuşurken keskin gözleri mühendislerin üzerinde gezindi. Sayılarını kontrol ederken birinin eksik olduğunu fark etmesi uzun sürmedi.

Gür sesi odada çınladı:

“Van Soren nerede?”

Soru yanıtsız kalacakmış gibi dururken, kısa bir kahkaha sessizliği bıçak misali yardı. Alt birlik askerlerinin arasından yükselen bu ses Mihat’a aitti. Genç adamın bu ani çıkışı Brükles’i bile şaşırtmıştı. Prens’in sadık askerinin kaşları iyiden iyiye çatıldı, gözlerini doğrudan Mihat’a dikti. Yüzündeki gerginlik sesine de yansıdı:

“Gülmenin sebebi ne, asker?”

Mihat, Brükles’in o sinirli ifadesiyle karşılaşınca anlık bir dürtüyle yaptığı şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu anladı. Yersiz ve kontrolsüz bir davranıştı ama geri adım atmayacaktı; davasını bırakmadı.

“Onu yaka paça sürükleyen siz değildiniz tabii.”

Brükles dişlerini birbirine kenetledi. Onun böyle bir emri yoktu; yine arkasından iş çevrilmişti. Öfkesi had safhaya ulaşırken Mihat’ın ona hâlâ meydan okuyor olması sinir bozucuydu. Brükles başını kısa bir an eğip kaldırdı. Adımlarını yavaşça atarak Mihat’la aralarında sadece iki el mesafesi kalana kadar yürüdü. Mihat’ın boyu Brükles’inkinden oldukça kısaydı; adam ona resmen tepeden bakıyordu.

Mihat çenesini kaldırıp onunla göz göze geldi. Adamın soğuk gri gözleri ruhunu emiyormuş gibi hissettirdiğinde içinden bir ses geri kaçmasını söyledi ama ayaklarını kıpırdatmadı. Brükles hafifçe eğildi ve neredeyse fısıldayarak konuştu:

“Üzülme. İstersen seni de yanına gönderebilirim.”

Mihat bu sözleri işittiğinde boynundan sırtına doğru buz gibi bir ürperti dalgası indi. Boğazını tırmalayan o acı safra sıvısı yüzünün iyice asılmasına neden olurken Brükles bir karşılık bekler gibi onu seyrediyordu. Genç asker, ani bir panik dalgasıyla titrememek için kendini zor tutsa da duruşunu bozmadı. Brükles, oğlanın bu cesaretini içten içe takdir etse de fazlasının onun sonu olacağını biliyordu. Bu sessiz tehdidin ağırlığını odada bırakarak arkasını döndü.

Prens’in sağ kolu odadan çıkıp karanlık koridorda gözden kaybolurken odadan boğuk bir çığlık koptu.

Bazı davranışların bedelleri olmak zorundaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.