Zümrüt Sarayı o gece hiç olmadığı kadar sessizdi.
Koridorlarda yalnızca duvarlara asılmış meşalelerin çıtırtısı duyuluyor, pencerelerden içeri giren ay ışığı taş zeminin üzerine uzun gölgeler bırakıyordu.
Eclipsa kendi odasına dönmüş, yatağının kenarında oturuyordu.
Fakat aklı uyumaya hiç niyetli değildi.
Gözlerinin önünden sürekli aynı görüntü geçiyordu.
Draven.
Yatağında oturmuş, elindeki iki yüzüğe bakıyordu.
Ve o kelime...
"Anne."
Eclipsa başını ellerinin arasına aldı.
"Bu işte bir tuhaflık var."
Luis yatağın üzerinde kıvrılmış hâlde uyuyordu.
Eclipsa ona baktı.
"Sen de fark ettin, değil mi?"
Luis uykulu bir şekilde kuyruğunu oynattı.
"Elbette fark ettin."
Eclipsa ayağa kalktı.
Pencereden dışarı baktı.
Zümrüt Sarayı'nın bahçesi ay ışığında sessizce uzanıyordu.
Fakat Eclipsa'nın aklı başka bir yerdeydi.
Victoria.
Alisa.
Yüzükler.
Ve o mor kitap.
"Bu kadar tesadüf olamaz."
Tam yatağına dönecekken parmağındaki yüzük hafifçe parladı.
Eclipsa dondu.
Yüzüğe baktı.
Altın renkli sembol birkaç saniye boyunca ışıldadı.
Sonra söndü.
"Ne?"
Eclipsa yüzüğü çıkarmaya çalıştı.
Çıkmadı.
Bir kez daha denedi.
Yine çıkmadı.
"Harika."
Luis başını kaldırdı.
Eclipsa yüzüğe bakarak söylendi.
"Şimdi de parmağımdan çıkmıyor."
Aynı saatlerde Draven hâlâ odasındaydı.
Yerde duran yüzüğü aldı.
Annesinin yüzüğü.
Kasabada bulduğu yüzük.
İkisini yan yana koydu.
Aynı.
Tamamen aynı.
Draven yatağın kenarına oturdu.
Yıllardır kendisine söylenen her şeyi düşünüyordu.
Victoria'nın öldüğü söylenmişti.
Yakut Sarayı'nda çıkan yangında öldüğü söylenmişti.
Ama şimdi elinde onun kullandığı bir yüzük vardı.
Üstelik aynı yüzüğün bir başkası Eclipsa'daydı.
Draven gözlerini kapattı.
Alisa'nın yıllar önceki sözleri yeniden zihninde yankılandı.
"Gücün kaynağını arama. Güç seni bulduğunda anlayacaksın."
Draven o zaman bunun yalnızca bir bilmece olduğunu düşünmüştü.
Şimdi ise Alisa'nın hiçbir zaman gereksiz konuşmadığını biliyordu.
Ayağa kalktı.
Kapıyı açtı.
Kütüphaneye doğru ilerledi.
Kütüphanenin kapısını açtığında içerisi karanlıktı.
Draven elini kaldırdı.
Parmaklarının arasında küçük bir büyü küresi oluştu.
Kütüphane aydınlandı.
Mor kitap raflardan birinin üzerinde duruyordu.
Draven kitabı aldı.
Sayfaları çevirdi.
Alisa'nın el yazısını arıyordu.
Bir süre sonra kitabın sonlarına doğru küçük bir not buldu.
Sayfanın kenarında yalnızca şu yazıyordu:
"Kan taşıyıcıları aynı yerde buluştuğunda mühür ikinci kez uyanacaktır."
Draven'ın bakışları sertleşti.
"Kan taşıyıcıları..."
Bir sayfa daha çevirdi.
Bu kez eski bir çizim vardı.
İki yüzük.
İki farklı kraliyet arması.
Ve ortalarında bir mühür.
Draven çizime uzun süre baktı.
Sonra kitabı kapattı.
"Demek mesele yalnızca Victoria değil."
Tam o anda arkasından bir ses geldi.
"Ne meselesi?"
Draven hızla döndü.
Eclipsa kapının yanında duruyordu.
Draven kaşlarını çattı.
"Siz neden hâlâ ayaktasınız?"
"Eğer siz kütüphaneye gece yarısı girip gizli kitapları karıştırabiliyorsanız, ben de girebilirim."
"Bu benim kütüphanem."
"Şu an benim de sarayım."
Draven birkaç saniye sustu.
"Bu mantığı nereden buluyorsunuz?"
"Çocukluğumdan beri."
Draven'ın dudaklarının kenarı istemsizce kıpırdadı.
Eclipsa bunu fark etti.
"Gülümsediniz."
"Hayır."
"Kesinlikle gülümsediniz."
"Yanlış gördünüz."
Eclipsa yanına geldi.
"Kitapta ne yazıyor?"
Draven kitabı kapattı.
"Hiçbir şey."
Eclipsa gözlerini kıstı.
"Yalan söylüyorsunuz."
"Ve siz fazla soru soruyorsunuz."
"Çünkü siz hiçbir şeyi anlatmıyorsunuz."
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Sonunda Draven kitabı masaya bıraktı.
"Alisa'yı tanıyordum."
Eclipsa'nın yüzündeki ifade değişti.
"Ne?"
"On beş yaşımdan yirmi bir yaşıma kadar."
Eclipsa sessizce dinledi.
"Ne yaptı size?"
"Büyü öğretti."
Eclipsa'nın gözleri büyüdü.
"Size?"
"Evet."
"Başka?"
"Kılıç eğitimi verdi."
Eclipsa inanamayarak baktı.
"Alisa Blackwood size kılıç mı öğretti?"
Draven başını salladı.
"Altı yıl boyunca."
Eclipsa'nın aklına mor kitap geldi.
"Demek o yüzden kitabı görünce..."
Draven başını eğdi.
"Anılarım geri geldi."
"Onu nasıl biriydi?"
Draven'ın yüzündeki ifade değişti.
"Tehlikeli."
Eclipsa hafifçe gülümsedi.
"Bu iyi bir cevap."
"Alisa kolay güvenilecek biri değildi."
"Benim atam."
"Farkındayım."
Eclipsa kitaba baktı.
"Burada benimle ilgili bir şey var mı?"
Draven cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Eclipsa kitabı almak için elini uzattı.
Tam parmakları kapağa değdiği anda...
Mühür parladı.
İkisi de geri çekildi.
Kitabın kapağındaki altın işaret, Eclipsa'nın yüzüğündeki sembolle aynı anda ışıldamaya başladı.
Draven'ın yüzü bembeyaz oldu.
"Eclipsa."
"Evet?"
"Elini çek."
Eclipsa elini çekti.
Fakat bu kez kitabın sayfaları kendi kendine açıldı.
Bir sayfa durdu.
Eski bir çizim ortaya çıktı.
Çizimde genç bir kadın vardı.
Alisa.
Karşısında ise genç bir çocuk.
Draven.
Eclipsa nefesini tuttu.
"Bu sizsiniz."
Draven başını salladı.
Resmin altında tek bir cümle vardı.
"Güç, onu taşıyacak kişiyi seçtiğinde mühür açılır."
Eclipsa yavaşça kendi yüzüğüne baktı.
"Ben miyim?"
Draven cevap vermedi.
Çünkü kitabın altındaki başka bir cümleyi görmüştü.
"Taşıyıcı henüz gücünün farkında değildir."
Sabah olduğunda sarayda garip bir hareketlilik vardı.
Felix, Draven'ın çalışma odasına girdi.
"Majesteleri."
Draven başını kaldırdı.
"Ne oldu?"
"Doğu kapısında bir yabancı var."
"Kim?"
"Adını söylemiyor."
Draven ayağa kalktı.
"Ne istiyor?"
Felix cebinden küçük bir parça çıkardı.
"Size bunu gönderdi."
Draven nesneyi aldı.
Küçük, siyah bir taş.
Üzerinde aynı altın mühür vardı.
Draven'ın yüzü değişti.
"Onu içeri alın."
Felix duraksadı.
"Majesteleri..."
"İçeri alın."
Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
İçeri kapüşonlu bir kadın girdi.
Yüzü görünmüyordu.
Draven öne çıktı.
"Adınız?"
Kadın cevap vermedi.
Bunun yerine masanın üzerine bir mektup bıraktı.
Draven mektubu açtı.
İlk satırı okudu.
Ve dondu.
Çünkü mektup Victoria'nın el yazısıyla yazılmıştı.
"Oğlum, eğer bu mektubu okuyorsan artık saklanmanın vakti bitmiştir."
Draven'ın eli titredi.
Eclipsa da odadaydı.
Mektubun devamını okudu.
"Eclipsa'yı koru."
Eclipsa'nın gözleri büyüdü.
Draven bir anda kapüşonlu kadına döndü.
"Annem nerede?"
Kadın sessiz kaldı.
Draven'ın sesi sertleşti.
"Victoria nerede?"
Kadın yavaşça başını kaldırdı.
"Yakınınızda."
Draven bir adım attı.
"Ne demek bu?"
Kadın geri çekildi.
"Onu bulmak istiyorsanız Yakut Sarayı'nın kalıntılarına gidin."
Draven'ın gözleri büyüdü.
"Yakut Sarayı yıllardır terk edilmiş durumda."
"Hayır."
Kadın başını iki yana salladı.
"Yalnızca sizin için terk edilmiş durumda."
Eclipsa araya girdi.
"Ne demek istiyorsun?"
Kadın ona baktı.
"Alisa'nın mührü orada."
Eclipsa'nın yüzündeki ifade değişti.
Kadın kapıya doğru yürüdü.
Draven onu durdurmak için ilerledi.
"Bekle!"
Fakat kadın çoktan kapıyı açmıştı.
"Bir şey daha."
Draven durdu.
Kadın Eclipsa'ya baktı.
"Oraya tek başına gitme."
Sonra koridorda kayboldu.
Saatler sonra...
Draven ve Eclipsa sarayın dışındaki ahırlarda hazırlanıyordu.
Felix atını hazırlarken ikisine baktı.
"Majesteleri, Yakut Sarayı'na gerçekten gitmeye kararlı mısınız?"
Draven başını salladı.
"Evet."
Eclipsa atına bindi.
"Ben de geliyorum."
Draven ona baktı.
"Bu tehlikeli."
Eclipsa kaşını kaldırdı.
"Benim hakkımda bunu söylemeniz komik."
"Bu sefer ciddi söylüyorum."
"Ben de."
Draven birkaç saniye sustu.
Sonunda atına bindi.
"Öyleyse yanımdan ayrılmayın."
Eclipsa gülümsedi.
"Bu cümleyi daha önce de söylemiştiniz."
"Bu kez dinleyin."
İkisi saraydan ayrıldı.
Fakat Zümrüt Sarayı'nın en yüksek kulesinde onları izleyen biri vardı.
Cloe.
Elinde küçük bir dürbün tutuyordu.
Yanında ise siyah bir kuzgun duruyordu.
Cloe kuzguna baktı.
"Demek Yakut Sarayı'na gidiyorlar."
Kuzgun kanatlarını açtı.
Cloe'nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Öyleyse ben de bazı cevapları öğrenebilirim."
Ormanın derinliklerinde...
Eclipsa'nın yüzüğü yeniden parladı.
Bu kez çok daha güçlü.
Draven atını durdurdu.
"Eclipsa."
"Ne oldu?"
"Yüzüğün."
Eclipsa eline baktı.
Altın sembol yanıyordu.
Sonra ormanın içinden bir ses geldi.
Bir fısıltı.
Çok uzaklardan.
Ama ikisinin de duyabileceği kadar net.
"Lilith..."
Eclipsa'nın gözleri büyüdü.
Draven ona döndü.
"Ne dedi?"
Eclipsa cevap veremedi.
Çünkü yıllardır ailesinin ona kullanmasını yasakladığı isim...
İlk kez ormanın içinden gelmişti.
Lilith.
Ve Eclipsa ilk kez, bu ismin yalnızca ona verilmiş ikinci bir isim olmadığını anladı.
Bu isim bir anahtardı.
Ve görünüşe göre...
Kapı çoktan açılmaya başlamıştı.