İçeriğe geç

Karanlığın varisi

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Karanlığın varisi

Bölüm 5

Kayıp Yüzüklerin Sırrı

Ejderhanın bıraktığı duman hâlâ kasabanın üzerinde asılıydı.

Köylüler yavaş yavaş meydanda toplanıyor, muhafızlar yaralıları güvenli bölgelere taşıyordu.

Fakat Draven hiçbirini görmüyordu.

Elindeki yüzüğe bakıyordu.

Yüzüğün üzerindeki işaret...

Aynı işaret.

Yıllardır boynunda taşıdığı yüzüğün üzerindeki işaretle tamamen aynıydı.

Draven'ın aklına annesi geldi.

Victoria.

Yakut Sarayı'nda geriye hiçbir hatıra bırakılmamıştı.

Babası, onunla ilgili ne varsa yok etmişti.

Fakat Draven bir yüzüğü kurtarmayı başarmıştı.

Şimdi ise aynı yüzükten bir tane daha karşısındaydı.

Ve onu taşıyan kişi ortadan kaybolmuştu.

"Eclipsa..."

Draven arkasına baktı.

Eclipsa birkaç adım ötede köylülere yardım ediyordu.

Draven'ın bakışları tekrar yüzüğe döndü.

Bir anlığına Eclipsa'yı tamamen unuttu.

Yüzüğü avucunun içinde sıktı ve hızla kasabanın meydanına doğru yürüdü.

Meydandaki ilk dükkâna girdi.

İçeride yaşlı bir adam tezgâhın arkasında oturuyordu.

Draven yüzüğü gösterdi.

"Bu yüzüğü tanıyor musunuz?"

Adam gözlüğünü düzeltti.

"Hayır, Majesteleri."

"Bu sembolü daha önce gördünüz mü?"

Adam başını iki yana salladı.

Draven başka bir dükkâna girdi.

Sonra bir başkasına.

Aynı soruyu herkese sordu.

"Bu yüzüğü daha önce gören oldu mu?"

Hiçbirinden cevap çıkmadı.

Sonunda küçük, eski bir kuyumcu dükkânına girdi.

İçeride yaşlı bir adam ince bir zinciri tamir ediyordu.

Draven yüzüğü tezgâha bıraktı.

"Bu yüzüğü siz mi yaptınız?"

Yaşlı kuyumcu yüzüğü eline aldı.

Bir anda gözleri büyüdü.

"Bu..."

Draven öne eğildi.

"Tanıyorsunuz."

Kuyumcu yüzüğü dikkatle inceledi.

"Yıllar önce."

"Kim için?"

"Bir kadın için."

Draven'ın kalbi hızlandı.

"Nasıl bir kadın?"

"Genç sayılırdı. Sessizdi. Fazla konuşmazdı."

Draven nefesini tuttu.

"Adı?"

"Adını bilmiyorum."

"Ne zaman?"

Kuyumcu düşündü.

"Yaklaşık üç yıl önce."

Draven'ın yüzü düştü.

"Üç yıl önce mi?"

Kuyumcu başını salladı.

"Kasabayı ejderhalar bastığında."

Draven sessiz kaldı.

"Kadın o istilada öldü."

Bir an boyunca dükkânda yalnızca saatin sesi duyuldu.

Draven yüzüğü geri aldı.

"Kesin misiniz?"

"Maalesef."

Draven'ın gözlerindeki umut söndü.

Kuyumcu tam arkasını dönecekken durdu.

"Fakat..."

Draven hemen ona baktı.

"Fakat ne?"

"Geçenlerde birini gördüm."

"Kim?"

"Kayıp kadına çok benzeyen birini."

Draven'ın gözleri büyüdü.

"Nerede?"

Kuyumcu kaşlarını çattı.

"Hatırlamıyorum. Kasabada değildi sanırım."

"Başka bir şey?"

"Hayır."

Draven başını eğdi.

Yine bir ipucu.

Ama yine hiçbir cevap yoktu.

Dükkândan çıktı.

Meydanın ortasında durdu.

Annesi ölmüştü.

Ya da en azından herkes öyle sanıyordu.

Üç yıl önceki ejderha istilası...

Bugünkü ejderha saldırısı...

Aynı yüzük...

Aynı sembol...

Draven gözlerini kapattı.

"Anne..."

Sonra birden aklına başka bir şey geldi.

Eclipsa.

Draven'ın gözleri açıldı.

"Eclipsa."

Onu kasabanın diğer tarafında bırakmıştı.

Tam geri dönecekken...

Kükreme!

Draven'ın kanı çekildi.

Kükreme geldiği yönde dönüp koşmaya başladı.

Kasabanın dışına vardığında etrafa baktı.

Hiç kimse yoktu.

Ne köylüler...

Ne muhafızlar...

Ne de Eclipsa.

Draven kaşlarını çattı.

"Eclipsa!"

Cevap gelmedi.

"Prenses!"

Yine sessizlik.

Draven öfkeyle nefes verdi.

"İnanılmaz."

Tam arkasını dönecekken...

"Aradığınız kişi bu mu?"

Draven bir anda irkildi.

Eclipsa arkasında durmuştu.

Draven istemsizce bir adım geri çekildi.

Eclipsa gülümseyerek ona baktı.

"Sizi korkuttum."

Draven elini göğsüne götürdü.

"Fark ettim."

"İyi misiniz?"

"Hayır."

Eclipsa'nın gülümsemesi büyüdü.

"Ne yazık."

Draven gözlerini kıstı.

"Sizi burada bulamayınca ejderhanın sizi yediğini düşündüm."

Eclipsa'nın kaşı havaya kalktı.

"Ne kadar romantik."

"Romantik değildi."

"Öyle söylediniz."

"Sadece sinirlendim."

"Endişelendiniz."

"Sinirlendim."

"Emin misiniz?"

"Evet."

Eclipsa kollarını bağladı.

"Öyleyse neden beni aramak için koşarak geldiniz?"

Draven sustu.

"Çünkü..."

Bir an düşündü.

"...çünkü babam sizin kaybolduğunuzu duyarsa beni suçlar."

Eclipsa kahkaha attı.

"Elbette."

Draven yürümeye başladı.

"Geliyor musunuz?"

Eclipsa arkasından seslendi.

"Bir dakika."

Draven döndü.

"Ne?"

Eclipsa Luis'i gösterdi.

"Onu buldum."

Luis kuyruğunu sallıyordu.

Draven birkaç saniye köpeğe baktı.

"Tabii."

Geceye doğru Zümrüt Sarayı'na döndüler.

At arabası sarayın önünde durdu.

Eclipsa daha ayağını yere basar basmaz Luis üzerine atıldı.

"Evet, evet!"

Luis Eclipsa'nın etrafında dönmeye başladı.

"Seni de çok özledim."

Draven arabadan indi.

Luis'in Eclipsa'nın etrafında dönmesini izledi.

"Onu sabahtan beri görmemiş gibi davranıyor."

Eclipsa Luis'in başını okşadı.

"Çünkü beni gerçekten seviyor."

Draven yürümeye başladı.

"Ben de sevgi gösterileri yapmadığım için suçlanıyorum sanırım."

Eclipsa arkasından seslendi.

"Henüz sizi suçlamadım."

Draven durdu.

"Henüz mü?"

Eclipsa gülümsedi.

"Zamanımız var."

Akşam yemeği saati geldiğinde Draven çalışma odasında belgelerle uğraşıyordu.

Tam bir belgeyi imzalayacakken...

GÜM!

Draven başını kaldırdı.

Ses kütüphaneden gelmişti.

"Yine mi?"

Ayağa kalkıp kütüphaneye gitti.

Kapıyı açtığında rafların arasında Eclipsa'yı gördü.

Daha doğrusu...

Eclipsa'yı ve yerde devrilmiş bir merdiveni.

Eclipsa merdivenin yanında oturuyordu.

Bir eliyle kolunu tutmuştu.

Gözleri dolmuştu.

Draven birkaç saniye ne yapacağını bilemedi.

Sonra istemsizce güldü.

Eclipsa başını kaldırdı.

"Ne gülüyorsunuz?!"

Draven kendini toparlamaya çalıştı.

"Hiçbir şey."

"Gülüyorsunuz."

"Hayır."

"Resmen gülüyorsunuz!"

Draven yanına geldi.

"Ne yapıyordunuz?"

Eclipsa rafın en üstünü gösterdi.

"Kitabı alacaktım."

Draven kitabı hemen tanıdı.

Mor kapak.

Altın mühür.

"Benim sakladığım kitabı mı?"

Eclipsa başını eğdi.

"Evet."

"Neden?"

"Çünkü siz benden sakladınız."

Draven derin bir nefes aldı.

"Ve bunun sonucunda merdivenden düştünüz."

Eclipsa dudaklarını büzdü.

"Bu ayrıntıya takılmayalım."

Draven çömeldi.

"Kolunuzu gösterin."

"İyiyim."

"Eclipsa."

"İyiyim dedim."

Draven koluna bakınca Eclipsa'nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.

Draven'ın yüzündeki alaycı ifade kayboldu.

"Canınız yanıyor."

Eclipsa başını çevirdi.

"Biraz."

Sonra kendini tutamadı.

"Çok..."

Ve bir anda ağlamaya başladı.

Draven şaşkınlıkla ona baktı.

Eclipsa'nın bütün o asil ve otoriter hâli gitmişti.

Karşısında altı yaşındaki küçük bir çocuk gibi ağlayan bir kız vardı.

"Kolum!"

Draven gözlerini kırpıştırdı.

"Evet. Kolunuz."

"Çok acıyor!"

"Tamam."

Draven onu dikkatlice kucağına aldı.

Eclipsa şaşkınlıkla ona baktı.

"Ne yapıyorsunuz?"

"Doktora gidiyoruz."

"Ben yürüyebilirim."

"Az önce merdivenden düştünüz."

"Bu tek seferdi."

"İkinci bir kez düşmenizi beklemiyorum."

Eclipsa sessizce Draven'ın kollarında kaldı.

Bir süre sonra başını onun omzuna yasladı.

"Kimseye söylemeyin."

"Neyi?"

"Az önce ağladığımı."

Draven'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

"Anlaştık."

Doktor muayeneyi tamamladığında başını salladı.

"Majesteleri, ciddi bir durum yok. Fakat kolunda hafif bir çıkık var."

Eclipsa yüzünü buruşturdu.

"Çıkık mı?"

"Endişe etmeyin. Birkaç gün kolluk kullanmanız yeterli."

Eclipsa Draven'a baktı.

"Bakmayın."

Draven kaşını kaldırdı.

"Bakmıyorum."

"Bakıyorsunuz."

"Hayır."

Doktor ikisine bakıp hafifçe gülümsedi.

Akşam yemeğinden sonra Draven bahçeye çıktı.

Nehir boyunca yürürken ileride Eclipsa'yı gördü.

Eclipsa nehrin kenarında oturmuştu.

Yanında Luis vardı.

Eclipsa ona bir şeyler anlatıyordu.

"Bugün çok garip bir gündü, Luis."

Luis başını eğdi.

"Önce düğün, sonra Victoria, sonra yüzük, sonra ejderha..."

Luis kuyruğunu salladı.

"Evet, ben de anlamıyorum."

Draven birkaç adım yaklaştı.

"Eclipsa."

Eclipsa korkuyla arkasına döndü.

"Draven!"

Ayağa kalkarken ayağı kaydı.

"Ah!"

Eclipsa refleksle elini ona doğru uzattı.

Draven da elini uzattı.

Fakat aralarındaki mesafe çok fazlaydı.

Eclipsa'nın eli Draven'ın eline ulaşamadı.

Şlap!

Eclipsa nehre düştü.

Draven'ın gözleri büyüdü.

"Eclipsa!"

Tam o sırada Felix koşarak geldi.

"Majesteleri!"

Felix hiç düşünmeden nehre atladı.

Birkaç saniye sonra Eclipsa'yı kıyıya çıkardı.

Eclipsa sırılsıklamdı.

Draven ona baktı.

"İyi misiniz?"

Eclipsa titreyerek ona baktı.

"Bir daha..."

Draven bekledi.

"...elimi tutacağınızı düşünmeyeceğim."

Draven sustu.

Felix başını çevirdi.

Gülmemek için kendini zor tutuyordu.

Draven ona baktı.

"Felix."

"Efendim?"

"Gülüyorsanız kovulursunuz."

Felix hemen ciddileşti.

"Elbette, Majesteleri."

Gece yarısı...

Zümrüt Sarayı tamamen sessizdi.

Eclipsa odasından çıktı.

Uykusu kaçmıştı.

Koridorda ilerlerken Draven'ın odasının önünden geçti.

İçeriden hafif bir ses duydu.

Eclipsa durdu.

Kapının aralığından baktı.

Draven yatağında oturuyordu.

Elinde iki yüzük vardı.

Birini boynundan çıkarmıştı.

Diğerini ise kasabada bulduğu yüzüktü.

İkisine uzun süre baktı.

Yüzünde Eclipsa'nın daha önce hiç görmediği bir ifade vardı.

Üzüntü.

Draven gözlerini kapattı.

"Anne..."

Eclipsa'nın nefesi kesildi.

Tam geri çekilecekken Draven'ın elindeki yüzüklerden biri yere düştü.

Tık.

Draven başını kaldırmadı.

Eclipsa kapının aralığından yüzüğe baktı.

Sonra Draven'a.

İlk kez onun yalnızca soğuk ve acımasız bir prens olmadığını gördü.

İçinde yıllardır kimsenin ulaşamadığı bir çocuk vardı.

Ve o çocuk...

Hâlâ annesini bekliyordu.

Eclipsa sessizce kapıdan uzaklaştı.

Ama koridorun sonunda durup geriye baktı.

Aklında tek bir soru vardı:

Victoria Sinclair gerçekten ölmüş müydü?

Ve eğer ölmemişse...

Neden Eclipsa'nın yüzüğünün aynısını oğluna bırakmıştı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.