İçeriğe geç

Karanlığın Tutsağı "Veda"

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Karanlığın Tutsağı "Veda"

Bölüm 7

7. Bölüm: Zincirleme Reaksiyon

7. Bölüm: Zincirleme Reaksiyon

(Mert’in Anlatımıyla)

Çalışma odasının ağır ahşap kapısı arkamızdan kapandığında, içerideki hava salondakinden çok daha ağırdı. Yağmur, odanın ortasındaki deri koltuklardan birine geçip oturdu; omuzları dik, bakışları tetikteydi. Şeref’in o karanlık maden binasında geçirdiği günler, onun çocukluğunu tamamen söküp almış, yerine her an tetikte bekleyen bir asker ruhu üflemişti.

Yatağımın başucunda, Duru'nun kollarımda fısıldadığı o büyük sır, odadaki her bir eşyanın üzerine sinmiş gibiydi. On sene önce Şeref’in bizden çaldığı o kız çocuğu... Şimdi tam karşımda, bir başka kadının el bebek gül bebek büyütemediği için kırgın olduğu başka bir genç kız, Yağmur oturuyordu. Kader, Erdenay ve Savran isimlerini öyle bir birbirine dolamıştı ki, nereden tutsak elimizde kan ve gözyaşı kalıyordu.

"Evet Duru abla," dedi Yağmur, sessizliği ilk bozan olarak. Bakışları benden Duru'ya kaydı. "Aşağıdaki o tiyatrodan kaçtığımıza göre, asıl mevzuya gelebiliriz. Ne konuşacağız?"

Duru, masamın kenarına yaslanıp derin bir nefes aldı. Sırtındaki sargıların acısı yüzünü hafifçe ekşitse de, gözlerindeki o dik duruş bir an bile sarsılmadı. "Yağmur," dedi usulca. "Ayda Hanım’a karşı neden bu kadar mesafelisin, bunu biliyorum. Seni kendi kalıplarına göre, dünyadan saklayarak büyütmek istedi. Ama şu an Şeref Savran’ın adliyedeki süreci başladı. Adamlarının ifadeleri alınıyor. Ve bizim, Şeref’in geçmişte işlediği tüm suçları, sakladığı tüm sırları tek tek ortaya dökmemiz gerekiyor."

Yağmur acı bir şekilde gülümsedi. "Şeref’in sırları bir dipsiz kuyu, Duru abla. Ben o madende kapatıldığım odanın duvarlarında, onun eski defterlerine dair çok şey duydum adamlardan. Ama sizin benden sakladığınız başka bir şey var, hissediyorum."

Bakışları doğrudan bana döndü. Koca Kurt’un gözlerinin içine, ruhunu okumak ister gibi baktı. "Dayı, hastaneden çıktığımızdan beri kafan başka yerde. Şeref’i öldürmediğine pişmanmış gibi bakıyorsun etrafa."

"Ölmek onun için bir kurtuluş olurdu güzelim," dedim, sesimdeki o buz gibi ton odanın içinde yankılanırken. Yanına doğru yürüyüp tam karşısındaki sehpaya oturdum. "Şeref Savran sadece seni kaçırmadı. Ya da sadece benim geçmişimi çalmadı. O şerefsiz, bu hayatta dokunulmaması gereken en kutsal şeye dokundu."

Duru’ya baktım. Mavi gözlerindeki o onaylayan, "Artık saklamayalım" diyen bakışı gördüğümde, Yağmur’un ellerini tuttum.

"Bizim bir davamız daha var artık Yağmur," dedim, sesim ilk kez bu kadar titreyerek. "Şeref Savran’ın on sene önce doğar doğmaz yaban ellere sattığı, izini kaybettirdiği bir çocuk var... Benim ve Duru’nun öz kızı. Erdenay kanı taşıyan o kızı bulmak zorundayız. Ve bunun yolu, Şeref’in yeraltındaki tüm o eski ağını, adamlarını tek tek konuşturmaktan geçiyor."

Yağmur duyduklarıyla sarsıldı. O güçlü, erken büyümüş duruşu bir anlığına çözüldü, gözleri hayretle açıldı. Bakışları benimle Duru arasında mekik dokurken, salondaki o kopuk anne-kız ilişkisinin ötesinde, bu evde yeni bir fırtınanın kopmak üzere olduğunu o an anladı. Biz geçmişin küllerini üflerken, Şeref’in zincirleme reaksiyon şeklinde hayatımıza bıraktığı o son bomba, piminden kurtulmuştu.

"Şey," dedi çekinerek. "Dayı, ben önceki ailemden de evlatlıkmışım."

Beynim o kanlı gecenin hatıralarıyla bir kez daha cayır cayır yanmaya başladı. O geceyi dün gibi hatırlıyordum. Pusu haberini alır almaz, o eve ne olduğuna bakmak için deli gibi basmıştım gaza. İçeri girdiğimde her yer kan gölüydü, o aile gözlerimin önünde katledilmişti... Ve ben, o dehşetin ortasında, bir köşeye saklanmış, tir tir titreyen o küçük kız çocuğunu, Yağmur’u bulup o cehennemden çıkarmıştım. Benim korumam altına öyle girmişti, sonrasında da Ayda onu evlat edinmişti.

Ama şimdi, Yağmur’un dudaklarından dökülen bu kelimeler o geceye dair bildiğim her şeyi altüst ediyordu. O kurtardığım çocuk, o aileye de Şeref tarafından satılmış bir evlatlıktı.

Eğilip Yağmur'un omuzlarından tuttum. "Yani sen..." dedim, sesimdeki şoku ve geçmişin o kanlı anılarını bastırmaya çalışarak. "O gece benim seni çekip aldığım o evdeki ailene de sonradan, Şeref’in vasıtasıyla mı verilmiştin?"

Yağmur gözlerimin içine bakarak başını salladı. "Evet dayı. Ben çok küçüktüm, o aileden öncesini hatırlamıyorum bile. Ama Şeref’in adamlarının konuşmalarından anladığım kadarıyla, Şeref beni o aileye kendisi satmış. O gece o ev basılıp herkes öldürülünce, sen gelip beni oradan kurtardın. Adam telefonda 'Savran o kızı yıllar önce bir aileye satmıştı, ev basılınca Erdenayların kucağına kaldı, başımıza iş açtı' diyordu."

Duru masanın kenarından destek alarak ayağa kalktı. Yüzü kireç gibi olmuştu, mavi gözlerinde binbir çeşit soru işareti fırıl fırıl dönüyordu. On sene önce elinden alınan bebeğinin acısıyla yanan bir anne olarak, Şeref'in bir çocuğu daha böyle oyuncak gibi harcadığını, bir katliamın ortasına bıraktığını duymak onu derinden sarsmıştı.

"Şeref Savran..." diye fısıldadı Duru, sesi nefretle titreyerek. "Bu adam sadece bir katil değil Mert. Bu adam insanların hayatlarını ilmek ilmek işleyen bir iblis. Yağmur’u neden o aileye sattı, o katliamın arkasında ne vardı bilmek zorundayız."

"Bulacağız," dedim Yağmur’un ellerini sıkıca bastırarak. "O gece seni o yangının, o kan gölünün içinden nasıl çekip aldıysam, şimdi de bu yalanların içinden çekip alacağım güzelim. Şeref’in yeraltındaki tüm o eski ağını, adliyedeki adamlarını tek tek konuşturacağım. Senin geçmişinde ne saklıysa, o şerefsizin senin üzerinden ne oyunlar oynadıysa hepsini önüne sereceğim."

O odada, pimi çekilmiş bir bomba gibi duran bu yeni gerçekle baş başa kaldık. Biz kendi kayıp kızımızın izini sürmeye hazırlanırken, Yağmur’un geçmişinden gelen bu kördüğüm, Şeref Savran’a olan öfkemi de intikam yeminimi de her şeyden daha büyük bir korla alevlendirmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.