İçeriğe geç

Karanlığın Tutsağı "Dava"

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Karanlığın Tutsağı "Dava"

Bölüm 5

5.BÖLÜM "SESSİZLİKTEN SONRA"

Derin bir nefes verdim. İçimdeki öfke, merakla yarışıyordu. Mert’in gözleri bana bakıyordu ama dudakları kıpırdamıyordu. O sessizlik, bir cevaptan daha ağırdı.

“Konuşmayacaksan, ben bulurum,” dedim. Sesim kararlıydı, ama içimde kırık bir yan vardı. Gitmekle kalmak arasında sıkışmış gibiydim; kapının eşiğinde duruyor, ayaklarım beni geri çekmeye çalışsa da zihnim ileriye itiyordu.

Onun suskunluğu beni daha da hırslandırıyordu. Gözlerimi ondan ayırmadım. İçimden geçirdim: Gerçekleri öğrenmeden bu evden çıkmayacağım.

“Odana git,” Gözleri bana tehditler savururken tekrar arkamı döndüm. “Odana git ve bugün bir olay daha çıkarma küçük kız.”

“Göstereceğim ben sana küçük kızı! İsmim var benim, küçük kız falan da değilim çakma gangster.”

Hızlı ve hırslı bir şekilde ayrıldım yanından. Ama odama gitmedim. Aksine onun biraz rahatsız olmasını istiyordum.

Yani arsız avukat rolünün tam vaktiydi de geçiyordu.

Bahçeye indim ve gidip saklanabileceğim en normal yere adımlamaya başladım. Daha nereye gittiğimi bile bilmiyordum oysa.

Hızlı adımlarla sera gibi bir yere vardım. Burada birçok çiçek vardı. Bir de küçük bir kitaplık. Ama kitapların hepsi genç birinin okuyabileceği türdendi. Yavaşça kitaplığa yürüdüm. Kitaplardan birini alıp açınca içinden bir fotoğraf düştü.

Fotoğraftaki ise mutlu bir aileden başka bir şey değildi. Ama bu fotoğraftaki önemli şey bu ailenin içinde Yağmur Dereli’nin de olmasıydı…

Yanında iki kişi vardı. Biri kadın, diğeri erkek.

Yağmur ise ortalarındaydı.

Resmin arkasını çevirip baktığımda gördüğüm el yazısı ile yazılmış bir 2. ailem yazısıydı o kadar.

Ne demekti bu?

İkinci aile de neyin nesiydi?

“Odana git kelimesinin neyini anlamadın sorabilir miyim?”

Korkuyla bir nefes çektim içime. Oysa onun sorusu daha çok meraklıydı. Sorguluyordu ama kızdığı için değildi bu sorgu. Aksine beni çözmek ister gibiydi ama ben daha kendimi bile çözememişken o nasıl çözebilirdi ki beni?

“Bana bilgi ver, dediğimde neyi anlamadıysan Erdenay.” Mert alayla sırıttı. “Kendin öğreniyorsun, öyle mi?”

Biraz şaşkın bir şekilde ona baktım. “Öyle.”

“Peki. Ama bu başına buyruk arayış beni sinirlendiriyor. Sana bilgi vermemi ister misin? Böylece ikimiz de rahat oluruz!”

Gözleri öfkeliydi. Nedeni ise aşırı barizdi. Bu başına buyruk ve arsız halim onu sinirlendirmişti.

Eh, plan başarılıydı. “Gerçekten vereceksen neden olmasın?”

“Şimdiye kadar yalan bir şey mi yaptım?”

Gözlerimi kısıp ona baktım. “Bu aile kim?”

“Yağmur’un ailesi.”

“Onu biliyorum! Ama arkasında 2. ailem yazıyor.”

Dudakları aralandı. Belli ki bunu bilmiyordu. Ama artık… ikimiz de biliyorduk. Çünkü bu aile Yağmur’un öz ailesi değildi. Kimse öz ailesine 2. ailem demezdi.

“Ben bilmiyorum,” dedi sonunda. Ama yine yalandı. Çünkü başını sağa çevirmiş bana bakmayı kesmişti. “Yine yalan Mert Erdenay. Hayır anlamıyorum ki, siz erkekler neden önce yeminler falan edip sonra tersini yapıyorsunuz!”

Kaşları çatıldı. “Öyle mi? Ben de sizi anlayamıyorum. Neden olayı yolunda bırakmak yerine sürekli uzatıyorsunuz avukat?”

“Benim işim bu ve sen bana her şeyi anlatana kadar uzatmaya devam edeceğim.”

Gözlerimi gözlerine diktim. Ama o rahatça benim üzerime yürümeye başladı. Onun bir ileri adımı benim bir geri adımıma denkti. Evet kaçıyordum, kaçıyordum çünkü ondan korkuyordum.

Sonunda sırtım duvara çarpınca yutkundum.

“İşin bu mu? Birini bulacağım, bilgi alacağım ayağına ümit verip davada o ümitleri yıkmak mı? Bu iş değil avukat, bu barbarlık.”

Gözlerim doldu.

Ağlamak istiyordum.

Ama onun karşısında değil.

Çünkü bu gibi kişiler ağlamayı güçsüzlük bilirlerdi. Onların karşısında ağlayamazdınız. Güçsüz görünmekten korkardınız. Nereden mi biliyorum? Çünkü ailem onlardandı.

Eh, böyle insanların içinde büyüyüp de onlara benzememek ayrı bir sanattı.

“Babam gibi konuşuyorsun Erdenay ve babamla 8 yıldır görüşmüyorum.”

“Benimle de aynı olsaydınız keşke avukat.”

“Bilgi ver, sen de kurtul ben de. Ama gerçek ve doğru bilgiyi.”

Aramızdaki mesafe daralırken ondan gelen sigara kokusu ciğerlerime doldu. Yüzümü buruşturdum. Babam da böyle kokardı. Çocukken onun yüzünden hassasiyetim oluşmuştu. Sigara dumanına maruz kaldığımda nefesim tıkanıyordu.

“Uzaklaş benden,” dedim sertçe. “Kokundan rahatsız oluyorum.” Mert kaşlarını kaldırıp bana baktı. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. “Ama benim odamda uyuyorsun?” Kaşlarımı çattım ama şaşkınlık içimde bir kaos yaratıyordu. Onun odasında mı kalıyordum. “Ben,” dedim ne diyeceğimi bilemeden. “Sigara kokusundan bahsettim.” diye çevirdim sonra.

Ama onun odası olduğunu bilmek…

Buradan gitmeliydim, hem de hemen.

“Bilgi istiyorsun, sadece bilgi. Yanılıyorsam düzelt.”

“Evet bilgi istiyorum. Ayrıca özgürlüğümü de.”

“Orasına bakacağız.”

Kaşlarımı iyice çatıp kollarımı göğsümde kavuşturdum. “Bakarız ne demek ya! Ben senin malın değilim. Sen de benim vasim falan değilsin. Beni böyle tutamazsın. Yoksa-”

Bir anda beni duvara yaslayıp parmaklarını boğazımda gezdirdi. “Yoksa ne?” dedi alaycı bir sesle. “Devlet bile işime karışmaya korkuyor avukat. Sen ne yapabilirsin, nesin ki?”

Kalbim çıkacak gibi atıyordu.

Ve o…

O çok yakınımdaydı. Bu yakınlık beni korkutuyordu. Çünkü istese bana istediğini yapardı. Öldürmek vesaire. Ne olduğu önemli değil. Önemli olan onun güçlü olmasıydı. Ama ben o gücü kabul edemezdim. Yapamazdım, doğama aykırıydı.

“Bırak beni,” dedim. “Yoksa bu evden cenazemi çıkaracaksınız. Nefes alamıyorum!”

O anda benden hatrı sayılır derecede uzaklaştı. Yüzünde bir miktar yumuşama vardı. Sanki özür dilemek ister gibi baktı sonra. “Ben rahatsızlığını bilmiyordum.”

“Önemli değil. Sadece sigara dumanına fazla maruz kalırsam nefes darlığı çekiyorum.”

“Dikkat edeceğim avukat.”

Arkasını dönüp eliyle bana gel işareti yaptı. Ben de peşine takılıp onunla gittim. Onu ilk gördüğüm yere götürdü beni.

Toplantı yaptıkları odaya.

“Ne öğrenmek istiyorsun?”

Derin bir nefes çektim içime. “Öncelikle o aile kimdi?”

“Yağmur’un 2. ailesi. Benim kız kardeşim ile eşi oluyorlar.”

“Peki. Yağmur neden 2. ailem demiş? Öz değil mi?”

“Hayır. Yağmur’un ailesi talihsiz bir kaza sonucu öldü. Onu biz bulduk. Tabii onun için büyük bir travmaydı ama bizim sayemizde atlattı.”

Mert’in gözleri daldı. Sanki maziyi hatırlar gibiydi.

“Yani onun öz ailesi de mafya.”

“Yo hayır, onların bu olayla ilgisi yoktu. Yağmur’un abisi Yalaz bunlara sebep oldu. Kumarda düşman olduğumuz bir aileye karşı oynayıp kaybetmiş. Borcu da vermemiş. Yani aile Yalaz yüzünden öldü.”

Derin bir nefes aldım. “Tamam. Peki Yağmur’la bir probleminiz var mıydı? Yani ne bileyim bir kavga sonucu kaçmış olabilir mi?”

“Öyle. En son kız kardeşim Ayda ve eşi Serdar ile kavga ettiler. Benim bir bağım yok. Davayı da onlar açtı. Okula.”

“Yağmur’un bu kavgadan sonra tepkisi ne oldu?”

“Kontrolünü kaybetti. Sonraki gün de zaten kayboldu.”

“Ben üzüldüm. Yani sizin adınıza.”

Mert bana baktı. O an dudaklarında hafif bir kıpırtı oldu. Belki de güldü, bilmiyorum. Ama kesinlikle bir şey oldu.

“Peki ya Ayda Hanım ile konuşabilir miyim?”

O an her şey ciddileşti. Mert’in yüzü kasıldı. “Hayır,” dedi sertçe. “O bu konuda konuşmaya hazır değil.”

“Seninle değil, tanımadığı birine olabilir. İnsanlar bazen tanıdıkları insanlardan korkar.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.