İçeriğe geç

Karanlığın Tutsağı "Dava"

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Karanlığın Tutsağı "Dava"

Bölüm 4

4.BÖLÜM "SESSİZLİĞİN ARDINDAKİ SES"

Odanın kapısı kapanmadı. Mert çıktı mı, yoksa sadece uzaklaştı mı, emin olamadım. Sessizlik, bir duvar gibi üzerime çöktü. Elimdeki kıyafetlere baktım—yabancı birinin seçtiği, bana ait olmayan kumaşlar. Ne zaman giymem gerektiğini söylemedi. Nereye gideceğimi de. Sadece “lazım olacak” dedi. Ne için?

Ayağa kalkmadım. Kalkmak, bir karar vermekti. Oysa ben hâlâ karar veremeyecek kadar yorgundum. Korku yerini tuhaf bir boşluğa bırakmıştı. Sanki artık her şey olmuştu da, geriye sadece sonuçları izlemek kalmıştı.

Duvarın köşesindeki gölgeye gözüm takıldı. Orada bir kamera var mıydı? Beni izliyor muydu? Yoksa sadece kendi zihnimde mi tutsaktım?

Bir adım atsam, ne değişirdi?

Atmadan bilemezdim, değil mi?

Yavaş yavaş yataktan kalktım ve kapıya doğru adımladım. Ama kapı kulpuna uzanırken bile ellerim titriyordu. Yavaşça kapıyı açtım ve koridora çıktım. O neredeydi, benim çıkmam doğru muydu bilmiyorum ama yine de koridorda yürümeye devam ettim.

Sebebini ben bile bilmiyorum. Ama içimdeki ses bana çık o odadan demişti.

Ağır adımlarım bir odanın kapısında son buluverdi. Bilmediğim bir yaşama ait o kapının ardındaki ses ise hüzünlüydü. Kapı aralığından içeri baktım.

Bir kadın odanın ortasında diz çökmüş elindeki beyaz gömleğe sarılmış sarsılarak ağlıyordu. Yanında ise bir adam vardı ama adam Mert değildi. Çünkü adam kumral saçlıydı.

“Ya dönmezse,” dedi kadın hıçkırarak. O an gözüme tanıdık bir yüzün fotoğrafı takıldı.

Yağmur…

Odanın bir duvarında poster misali fotoğraflarının olduğu bir çerçeve vardı. Neşeli, masum o genç kızın fotoğrafları…

Ama niye bu evde?

Bu insanlar onun neyi oluyordu?

Bir adım, sadece bir adım gerilediğimde kaya gibi sert bir şeye çarptım ve aniden arkama döndüm. Mert arkamda durmuş bana sorgular bir şekilde bakıyordu. “Ne oldu? Cesaretini çabuk mu topladın?”

Ona baktım. Gözlerim doldu. Ama ağlayamazdım. Çünkü bu ilk güçsüzlük belirtimi göstermem anlamına geliyordu. “Öyle ya da değil. Ne fark eder? Bana bilgileri kendim bulup öğrenmemi söylememiş miydin? Dediğini yapıyorum işte.”

Kollarımı önümde kavuşturup ona baktım. O ise iğnelememi üzerine almadı. Önemsemedi bile. Ve ben öylece bakakaldım.

“Odana git avukat,” dedi tehditkarca. “Bilgini alırsın ama şimdi değil.”

“Yağmur senin neyin oluyor?”

“Odana git avukat.”

Yakasını tuttum ve kendime çektim. “Beni bilgi almanın sırası değil, diyerek mi oyalıyorsun? Niye esir aldın beni? Başka şeyler için mi yoksa adamlarının ölümüne sebep oldum diye mi?”

O an gözleri irileşti. Sanki korkmuştu. Benden…

“Ne o,” dedim alayla. “Korkuttum mu seni çakma gangster?”

Kaşlarını çattı. “Sanmam. Ama şu an gidip odanda vakit geçirmen en doğru seçimin olacak orjinal avukat.”

Derin bir nefes verdim. “Çok komiksin.” Arkamı döndüm. Tam uzaklaşacaktım ki son bir tehdit daha savurmanın güç gösterisi olacağını düşünüp Mert’e döndüm. “Bana o odadakilerin kim olduğunu ve Yağmur’un seninle ne tür bir yakınlığı olduğunu söyleyeceksin Mert Erdenay. Yoksa bu kızın ölüsü çıkınca sana ben daha beterini yaşatırım.”

Bir şey demedi.

Sadece baktı…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.