Edward Sullivan, odadan çıktığında kulaklarında babasının sesi hâlâ yankılanıyordu. **Leon’un ihaneti cezalandırılmalıydı.** Augustus Sullivan’ın verdiği emir, tartışmaya açık değildi. **Ama Edward’ın zihninde yankılanan tek şey Isabelle’in sözleriydi.**
*"Bunu yapma."*
Sullivan ailesi sadakatle ayakta kalmıştı—en azından babası böyle düşünüyordu. Ancak **sadakat, gerçekten kanla mı korunurdu?** Edward adımlarını hızlandırdı, **karanlık koridorları geçerken zihninde hâlâ bir savaş vardı.**
Malikanenin girişinde **Leon bekliyordu.** Siyah ceketinin içinde dik duruyor, gözleri ona doğrudan bakıyordu. **Bu konuşma kaçınılmazdı.**
*"Beni öldürmeye mi geldin, Edward?"* Leon’un sesi alaycıydı, ama içinde belli belirsiz bir ağırlık vardı.
Edward durdu. **Gerçekten kardeşini öldürecek miydi?** Babasının sesi zihninde yankılandı. **Görev basitti.**
*"Sana bir şans vereceğim."* Edward’ın sesi soğuktu, ama içindeki fırtınayı saklamak için yeterli değildi.
Leon hafifçe güldü. *"Töreler ağır gelir, değil mi? Ama bilmediğin bir şey var, Edward. Babamız yalnızca bana ihanet ettiğimi söyledi. Peki onun sana ihanet ettiğini biliyor musun?"*
Edward gözlerini daralttı. **Bu sözler, gerçeği sorgulamaya itiyordu.**
*"Ne demek istiyorsun?"*
Leon ona doğru bir adım attı. *"Sullivan ailesi, yıkılmak üzere Edward. Ve sen, bu savaşta yalnızca bir piyon olmaya mı devam edeceksin?"*
Edward’ın zihni bulanıklaşmaya başladı. **Babası ona her zaman törelerin değişmez olduğunu söylemişti.** Ama Leon’un sözleri, bu düzenin çürümekte olduğunu gösteriyordu.
*"Babamızın planı ne?"*
Leon hafifçe başını eğdi. *"Sana söylemem gereken çok şey var. Ama önce, gerçekten hangi tarafta olduğunu bilmek istiyorum."*
Edward derin bir nefes aldı. **Bu, yalnızca bir aile meselesi değildi.** Sullivan ailesinin içindeki güç dengesi değişmek üzereydi. **Ve Edward, bu savaşın tam ortasında kalmıştı.**
--