İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 7 · 8 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 7

ZEHİRLİ ŞIRINGA

Kalbim bütün vücudumda atmaya başlarken buz kestiğimi hissettim. Kılıç'ın gözlerindeki ifade daha da koyulaşırken tedirginlikle birkaç adım geriye gittim.

''Hayır.'' dedim kendimi şaka yaptığına inandırmaya çalışırcasına.

''Korktun mu küçük Kraliçe? Az önce bana taş atarken hiç de korkmuş görünmüyordun? Ne oldu birden bire?'' Dudakları kulağımın yanında dans ederken eğlenir nefesi boynumu gıdıklıyordu.

Dizime giren sancı ayakta durmamı zorlaştırırken acının artmasıyla inleyerek yere düştüm. Sanki biri dizime bıçak saplıyormuş gibiydi. Kılıç durduğu yerden beni izlerken dudağının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. Acı çekmemden zevk alıyormuşçasına beni esir alan bakışları altında acıyla kıvranıyordum.

''Yalvarırım.'' derken sesim çıkmıyordu bile. ''Canım acıyor.''

''Ölmene izin vermem, ama acı çekmene göz yumarım.'' Gözyaşlarım yanaklarıma süzülmeye başlarken acıdan dolayı gözlerim kararıyordu. Bacağım acıdan kasıldığı için hareket ettiremiyordum. Çaresizce Kılıç'ın gözlerine baktığımda bakışlarındaki boşluğu gördüm. Sanki öylesine bir şehri izliyormuş gibi boştu bakışları. Bir an için beni önemsemesini istedim.

Bir an için abimin beni sevmesini istedim.

''Lütfen abi.'' söylediklerimle birlikte bakışları değişti. Anlamıştı. Benim de onun gibi her şeyi bildiğimi anlamıştı. Ben Erez'le oyun oynarken bizi çitlerin ardından sessizce izlediğini bildiğimi, Erez'in ölümüne an be an şahit olduğunu benim de bildiğimi, annem Figan Karaca'nın ilk oğlu olduğunu bildiğimi anlamıştı.

Bütün gerçekleri sadece onun bilmediğini anladığında derin bir nefes verdi. İçten içe onun neler çektiğini bilen birilerinin olmasıyla rahatlamıştı sanki.

''Canım yanıyor.'' dedim bir kez daha dişlerimi sıkarak. Gözyaşlarım sel misali yanaklarımdan süzülürken Kılıç yanıma doğru eğildi. Cebinden çıkardığı şırıngayı gördüğümde kendimi geri çekmeye çalıştım ama dizimdeki acıdan dolayı hareket edemedim. Avuçlarım yerdeki kumları sıkarken derin derin nefes alıyordum.

Kılıç şırıngayı paketinden çıkardı ve cebinden küçük bir cam şişe çıkarıp şırıngaya şişenin içindeki sıvıyı ekledi. Bakışları beni bulurken bir yandan da dolu olan şırıngayı dizime yaklaştırıyordu.

Şırıngadaki iğnenin metal ucu dizime değdiği anda korkuyla derin bir nefes aldım. Kılıç'ın bakışları beni bulurken şırıngayı tek eline aldı ve boşta kalan eliyle gözlerimin önünü kapattı.

''Sakin ol, bir şey olmayacak abicim.'' Son kelimesi beynimde yankılandı. Göz kapaklarımın ardındaki Erez'in görüntüsü bana gülümsüyordu. Gerçeklik şu anda o kadar soyutlaşmıştı ki dizimdeki acıyı bile hissedemiyordum. Kılıç iğneyi dizime uyguluyordu fakat sadece biliyordum. Hissedemiyordum, göremiyordum.

Zihnim kendi oyunlarıyla beni esir alırken Kılıç'ın yüzümü ellerinin arasına almasıyla gerçekliğe döndüm.

''Bedenin uyuşacak çünkü yaptığım iğne çok ağır bir anestezi iğnesi.'' Dudağını kenarı yukarı kıvrılırken kulağıma doğru eğildi. ''Ayrıca içindeki zehir uyuşan vücuduna bir süre işkence edecek küçük Kraliçe.''

Nefes alamadım. Yalan söylemesini diliyordum. İhanet, güven, kırgınlık, korku...

Bütün duygular teker teker gözlerime yansıyıp sönerken ve vücudum ağır ağır uyuşmaya başlarken Kılıç'a baktım. Gözyaşlarım bu kez acı içinde değil, kırgınlık içinde aktı yanaklarımdan.

O ise zevkle beni izliyordu. Yaptığından gurur duyarcasına yeşil gözlerini üzerime dikiyordu.

Vücudumdaki zehir etkisini göstermeye başladığında bedenimin yandığını hissettim. Kılıç sanki zehrin etki ettiğini anlamış gibi sırıttı.

''İlk önce vücudun yanacak. Sanki bedenin ateşe atılmış gibi acı çekeceksin. Sonra,'' durdu ve yüzümdeki saçları kenara çekti. ''Bu kez buz gibi donacak bedenin. Az önceki sıcaklığa muhtaç olana kadar buz keseceksin. Vücudun, kanındaki ani değişikliğe engel olmaya çalışacak bu da kalbinin ritmini bozacak. Ama en güzeli ne biliyor musun cesur kız?''

''Sen bütün bunları içinde yaşarken benim sana işkence etmeme kimse engel olmayacak.'' Konuşmak istiyordum. Bağırmak, sarsmak, yüzüne karşı haykırmak istiyordum. Ne kadar acımasız biri olduğunu, annesinin bile onu bırakıp gittiğini ve bir kere bile arkasına bakmadığını söylemek istiyordum. Sustum. Kelimeler boğazımda düğümlenirken ben sadece sustum.

Kılıç yerden kalktı ve beni kucağına aldı. İlk kez kucağında olmaktan nefret ettim. İğrendim. Onun bana dokunan ellerinden iğrendim, bana kurduğu cümlelerden iğrendim. Ama en çok ona güvendiğim ve ilk fırsatta ona koştuğum için kendimden iğrendim.

''Senden iğreniyorum.'' dedim zar zor çıkan sesimle. Vücudumda ince bir karıncalanma vardı ve kelimeleri doğru dürüst söyleyemiyordum. Kılıç'ın bakışları beni buldu. Gözlerindeki ifadeyi anlayamıyordum. Üstünde durmadım. Boş gözlerle ona bakarken ağzımı yarım yamalak oynatıyordum. Bu yaptığımla bakışları dudaklarıma kaydı.

''Senden nefret ediyorum abi.''

Bedenimi tutan elleri kasıldı. Bakışları benden çekilirken derin bir nefes verdi.

''Kes sesini.'' Elleri bedenimi an be an daha da sıkarken parmak boğumlarının beyazladığını gördüm.

Birkaç saniye sonra kapının önüne geldiğinde beni bırakmadan kapıyı açtı ve içeri girdi. Adımları merdivenlerdeydi. Bu eve ilk geldiğim gün aklıma düşerken o odaya gittiğimiz anladım. Sessizce yolu izliyordum.

Odanın önüne geldiğinde demir kapıyı açtı ve içeri girdi. ''Benden nefret et. Ama ilk önce kendinden nefret et. En çok kendinden nefret et. Aldığın her nefeste abinin cesedi gelsin gözünün önüne. Atan her kalp atışında çaldığın bir hayat gelsin aklına.'' Elleri bedenimden çekilirken sertçe yere düştüm.

Ağzımdan acı bir inleme çıkarken söylediği sözlerin ağırlığı altında ezildim. Vücudum artık tamamen cayır cayır yanıyordu.

''Emin ol, aldığın her nefesi sana haram kılacağım.'' Kapıyı sertçe çarpıp odadan çıktığında derin bir nefes aldım. Ölüyormuşum gibiydi. Az önce alev almış gibi yanan vücudum şu anda donuyordu. Soğuktan bedenim titrerken şişmiş gözlerim bir kez daha akıttı gözyaşlarını. Gözlerimi kapattım. Ölmek istiyordum. Ölürsem her şey biterdi.

Gözlerimi açtım. Ölmek istemiyordum. Ölürsem her şey biterdi.

Dakikalar, hatta saatler geçti. Odanın kapısı bir kez daha açıldığında bedenimdeki soğuk yavaş yavaş geçiyordu.

Bakışlarım Kılıç'ı buldu. Elinde birkaç iğne ve serum benzeri bir şey vardı.

''Özlendiğimi düşünüyorum.'' Elindekileri kenara bırakırken bana doğru yaklaştı. Kolları bedenimi sararken beni yerden kaldırıp odanın en uzak köşesindeki koltuğa doğru yürümeye başladı.

Beni koltuğa bıraktığında bir eliyle çenemi kavradı. ''Üşümen geçti mi?'' Kafamı az da olsa oynatabildiğimden başımı iki yana salladım fakat Kılıç hızlıca arkasını döndü.

Yerdeki yataktan aldığı battaniyeyle yanıma geldi. Battaniyeyi üzerime örtüyordu ki kendimi geriye çekmemle durdu.

''Alara,'' dedi uyarırcasına. ''Üşüyorsun. İnat etme.'' Söyledikleriyle gülmeye başladığımda kaşlarını çattı.

''Beni uçurumdan ittin, yetmedi arkamdan atlayıp beni sudan çıkardın. Üstüne,'' dedim bağırarak. ''Vücuduma boktan bir zehir enjekte ettin ve şimdi de gelip beni düşündüğünü mü söylüyorsun.'' Dişlerim bedenimdeki soğuktan dolayı birbirine çarpıyordu.

''Geldiğin cehenneme siktir git Tekin!''

''Sakın bir daha bana Tekin deme.'' Elindeki battaniyeyi gelişi güzel odanın bir kenarına attığında yerdeki iğneleri alarak yanıma geldi. Boşta olan eliyle kolumu tuttu ve uzun kollu tişörtümü omzuma kadar sıyırdı. Gözlerim elindeki iğnelere takılı kalırken kalbim korkuyla atıyordu.

''Ne yapıyorsun? Onlar ne?'' Kılıç'ın bakışları kolumdayken dudağının kenarı tembelce kıvrıldı.

''Az önce bağırıyordun, şimdi niye kedi yavrusu gibi miyavlıyorsun?'' Kolumu kendime çekmeye çalıştım ama Kılıç izin vermedi. Tuttuğu turnike lastiğini koluma bağlarken bir yandan da elindeki şırıngayı açıyordu.

''Kılıç.'' dedim sesim titrerken.

''Uslu dur, canın yanmasın.'' Kolumu biraz daha çekiştirdim.

''Kılıç bırak. İstemiyorum hayır.''

''Alara rahat dur. Yoksa seni yatağa bağlar, yine de o iğneyi yaparım sana.'' Elleri altında çırpınmayı bıraktığımda yüzüne bilmiş bir sırıtış yayıldı.

''Aferin, cesur kız.'' Şırıngayı damarıma yasladı ve gözlerime baktı. Bakışlarım yavaşça şırıngadan ayrılıp Kılıç'ı bulurken o yavaş yavaş yüzüme yaklaştı. Nefesim tekliyordu.

''Bana olan o aptal cesaretine hayranım cesur kız.'' Dudaklarını benimkilere bastırdığında gerçeklik tamamen kayboldu. Sıcak ve yumuşaktı. Sert ve cüretkardı. Hem cennetti hem cehennemdi. Ateş ve havaydı, gerçek ve yalandı. Bütün duyguları barındırıyordu ama duygusuz bir öpücüktü.

Gözlerimi kapattım. Gerçek olamayacak kadar gerçekti. Yanıyordum ve donuyordum.

Kılıç benden ayrıldığında boşluğa düşüyormuşum gibi hissettim. Araf hiç bu kadar can yakmamıştı.

Kılıç benden birkaç santim uzaklaştı ve bakışları kolumu buldu. Benim de gözlerim koluma kaydığında damarımın içine giren iğneyi gördüm. Kılıç'ın dudakları yavaşça yukarı kıvrılırken tekrardan bana baktı. ''Akıllı kız.''

Bu kez elindeki serumu alıp şırıngaya bağladı. Serumu duvardaki küçük çiviye asarken sessizce onu izliyordum.

''Rus ruleti,'' dedi eğlenir bir sesle. ''Şans oyunudur.'' Belindeki silahı çıkarırken bir yandan da konuşmaya devam etti.

''Silahın şarjörünü açarsın,'' Şarjörü açtı. ''İçindeki bütün mermileri çıkarırsın ve tek bir mermi yerleştirip şarjörü döndürürsün.'' Silahın mermilerini çıkardı, içine tek bir mermi yerleştirdi ve şarjörü döndürüp kapattı.

''Silah kimde patlarsa,'' Silahı kafasına dayadığında nefes alamadığımı hissettim. Parmağı tetiğe bastı. Ben yerimde sıçrarken o boş bir ifadeyle yeşil harelerini gözlerime dikiyordu.

''Oyun biter.'' Silahı bana uzattığında almayı reddettim. O ise başından beri bunu bekliyormuş gibi sırıttı.

''Korkuyor musun?'' Kaşlarım imayla havaya kalktı. Silahın namlusunu kafama dayadığında gözlerim korkuyla açıldı.

''Yapma.'' diye fısıldadım zar zor. Beni dinlemeyerek tetiğe bastığında çığlık attım. Kalbim bütün vücudumda atıyordu. Ellerim uyuştu, başım döndü, gözlerim karardı.

Kılıç yüzündeki sırıtışla beni izlerken silahı tekrar kendi kafasına dayadı. ''Üç.'' dedi tetiğe basarken. Silah yine boş patladı. Namlu tekrar bana çevrildi.

''Dört.'' dedi gözlerime bakarken ve tetiğe bastı. Boş patladı.

''Beş.'' Boş patladı. Namlunun ucu kafama yaslanırken Kılıç dakikalar sonra konuştu.

''Bu silahın kaç mermi aldığını biliyor musun?'' Sorusuyla kaşlarımı çatıp kafamı iki yana salladım.

''Altı.'' Gerçek hiç bu kadar sert bir şekilde çarpmamıştı. Kalbim sanki vücudumda bir yükmüş gibi çarparken Kılıç'ın gözlerine baktım. Bu halimle dudağının kenarı zevkle kıvrıldı.

Bakışlarımı ondan çektim ve silahın namlusuna kaydı gözlerim. Kılıç'ın parmağı tetiğe gitti. Elleri tetikte dans ederken derin bir nefes verdim. Bekledim. Gözlerim yavaşça kapanırken gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.

Yapardı, yapacaktı, yapmalıydı.

Tetiğe bastığında silah patladı. Kulaklarım silahtan çıkan sesle çınlarken bekledim. Hissetmeye çalıştım, kurşun yarasını hissetmek istedim. Yere damlayan su sesi kulaklarıma dolarken onun benim kanım olduğunu hayal ettim.

Acı yoktu. Kaşlarımı çattım. Hissetmek istedim, dokunmak, acıyı fark etmek istedim. Gözlerim yavaşça aralanırken ellerim titriyordu.

Odanın içinde gezindi bakışlarım. Yere çarpan su sesi hala kulağımdaydı. Ansızın yüzüme vuran gerçeklerle nefesim tekledi. Arkamı döndüm. Yere damlayan suyu ve parçalanan serumu gördüm.

''Bir gün, oyun bitecek Kraliçe.''

Kılıç...KILIÇ! KILIÇ KENDİNE GEL! AZ ÖNCE KIZI ÖPTÜN, ONDAN ÖNCE KIZA İŞKENCE ETTİN. KIZLA RUS RULETİ OYNADIN, KIZI AZ DAHA ÖLDÜRÜYODUN ŞİMDİ DE ÖLDÜRMEDİN KENDİNE GEL BİPOLAR MANYAK SADİST PSİKOPAT HERİF.

Sakiniz sakiinn..

İki günde iki bölüm ve ben.. dürüst olun beklemiyodunuz qwelqoğfkoğrıaoğdfıağ

Vote vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın

INSTAGRAM: beyzanuria_

;)

Bölüm sonu

1 yorum