Gözlerimi karanlığa açtığımda derin bir nefes verdim. Son üç gündür aralıksız her rüyamda kabus görüyordum. Her seferinde aynı olay oluyordu.
Gözlerim göremeyeceğimi bildiğim halde karanlık odada Kılıç'ı aradı. Beklediğim şey tam olarak neydi bilmiyordum ama Kılıç'ı yatağın karşısındaki deri koltukta beni izlerken bulmayı beklemiyordum.
''Günaydın Kabus Kraliçesi.''
''Gecenin bir yarısı neden odamdasın?'' Gözümden hala uyku akarken dirseklerimin üzerinden Kılıç'a bakıyordum.
''Evimi bu kadar çabuk sahiplenmen göz yaşartıcı.'' Kılıç ayağa kalktığında refleksle geriye doğru çekildim.
''Gitmek istesem gönderecek misin?'' kinayeli bir sesle karşılık vermem onu eğlendirmişti.
''Hm hmm. Bak, kapı orada. İstediğin zaman çıkabilirsin.''
''Çok komik şakaydı.'' Ben kaşlarımı çatarken o, yüzünde ciddi bir ifadeyle bana bakıyordu. Şaka yapar ya da benimle eğlenir bir hali olmaması kaşlarımı biraz daha çatmama neden oldu.
''Şaka,'' dedim olayın gerçekliğini idrak etmeye çalışırcasına. ''yapmıyor musun?''
''Fikrimi değiştirmemi mi isterdin?'' Dudağının kenarı yavaşça yukarı kıvrılırken kafamı hızlıca iki yana salladım.
''Orada öylece durmaya devam edecek misin küçük Kraliçe?'' Söyledikleri gerçek dünyaya dönmemi sağlarken hızlıca yataktan kalktım.
Adımlarım tedirgince kapıyı buldu. Bir elim kapı kulpuna giderken tekrar dönüp Kılıç'a baktım. ''Korkma bir şey yapmayacağım.''
Benim hareketlenmediğimi görünce ellerini teslim oluyormuş gibi yukarı kaldırdı. ''Gerçekten hiçbir şey yapmayacağım Alara. Söz veriyorum.''
İçimdeki korkuyu görmezden gelmeye çalışarak kapıyı açtım ve yavaş yavaş aydınlanmaya başlayan koridora çıktım. Stres an be an içimi kemirirken nihayet evden dışarı çıkmıştım.
Yüzüme çarpan soğuk tüylerimi diken diken etti. Hiç bilmediğim bir yerdeydim. Önümde boylu boyunca uzanan toprak arazi gözümü korkuturken derin bir nefes alıp rastgele bir yere doğru yürümeye başladım.
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyordum fakat kafamı yerden kaldırdığımda gördüğüm görüntü hali hazırda var olan korkumu tekrardan filizlendirdi. Ürkek bakışlarım önümdeki uçurumun kenarlarında gezindi. Sanki en kenarda yürüyormuşum gibi korkarak birkaç adım gerilediğimde yalnızlık yüzüme bir tokat gibi çarptı.
Elim korkudan çıkacakmış gibi atan kalbime giderken kendi etrafımda döndüm ve dudaklarımdan tek bir kişinin ismi çıktı.
''Kılıç.'' Hiç bilmediğim bir yerde yapayalnız olmak tahmin ettiğimden çok çok daha kötüydü.
''Kılıç'' dedim bu kez daha yüksek bir sesle. Gözyaşlarım teker teker yanaklarımdan süzülmeye başlarken ecelime bir kez daha seslendim. ''Kılıç! Neredesin?''
Annesini kaybeden küçük bir kız çocuğu gibi adım atmaya korkuyordum. Yavaşça olduğum yere çökerken elimin tersiyle akan yaşlarımı sildim. ''Kılıç! N'olur gel Kılıç!''
Dizlerimi kendime çektim ve alnımı dizlerime yasladım. ''Kılıç korkuyorum.''
''Sanırım cesur kız o kadar da cesur değil ha?'' Kılıç'ın sesini duyduğum anda kafamı kaldırıp sesin geldiği yöne baktım.
''Kılıç!'' Kılıç ellerini cebine sokmuş yüzünde yarım bir sırıtışla beni izliyordu. Onu görmemle oturduğum yerden kalkıp koşarak Kılıç'a sarıldım.
''Aptalın tekisin Alara.'' Benimle eğlenmesine aldırmadan yüzümü Kılıç'ın göğsüne gömdüm ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Beynim Kılıç'a sarılmamam gerektiğini söylese de korku ve adrenalinle karışan duygularım daha ağır basıyordu.
''Giderim sandım. Evden çıktığımda bir şekilde birini bulur yardım isterim sandım.'' Ellerim Kılıç'ın belini sararken sanki bırakırsam gidecekmiş gibi sıkı sıkı sarıldım.
''Aptal.'' Kılıç beni yan bir şekilde kucağına alıp yürümeye başladı. Başta ne olduğunu anlayamamıştım fakat Kılıç'ın adımları uçuruma yaklaşmaya başlarken korkuyla yüzüne baktım.
''Kılıç! Ne yapıyorsun?''
''Seni uçurumdan aşağı atmak için uçurumun kenarına yürüyorum.''
''Ne!'' Kucağında çırpınmaya başladığımda beni tutan elleri sıkılaştı.
''Rahat dur.''
''Kılıç bırak! Yardım edin! Kimse yok mu imdat!'' Kılıç birden durdu. Yavaşça bana doğru eğildiğinde nefesini kulağım ve boynum arasında hissettim.
''Sence buralarda birileri olsa çoktan yardım etmek için gelmezler miydi? Anla artık, burada yalnızız cesur kız.'' Tekrar çırpınmaya başlayamadan Kılıç birkaç büyük adımla uçurumun kenarına geldi.
''Kılıç dur! Yapma.'' Korkuyla Kılıç'a sokuldum. ''Bak, lütfen bırakma. Lütfen.'' Kılıç beni atarmış gibi hamle yaptığında çığlık atarak tırnaklarımı koluna geçirdim.
''Kılıç!''
''Ne kadar da cesurmuşsun sen.'' Kahkahası kulaklarımı doldururken derin derin nefes almaya başladım.
''Bu kadar yeter ben sıkıldım.'' Her şey çok hızlı gerçekleşti. Kılıç'ın ellerinin bedenimden çekilmesi saniyeler sürmüştü. Her şeyi sanki dışarıdan izliyormuşum gibiydi.
Denizin soğuk suyu beni kendine çektiğinde dibe batıyormuşum gibi hissettim. Panik vücudumu ele geçirirken çaresizce çırpınıyordum. Kalbim sanki bütün bedenimde atıyordu. Artık dayanacak nefesim kalmadığı anda bedenime iki kol sarıldı.
Beni tutan kollar bedenimi yüzeye çıkarırken öksürerek nefes almaya başladım.
''Mükemmel bir yüzücüsün Karanlık Kraliçesi.'' Kılıç'ın sesi kulaklarımı tırmaladı. Denizin tuzlu suyu boğazımı yakarken gözlerim yanıyordu.
Ellerim acıyan gözlerime giderken gözyaşlarımı tutmak için dirensem de başarılı olamıyordum.
''Gözlerim acıyor.'' diye hayıflandım ağlamaklı bir sesle. ''Boğazım da acıyor.'' Kılıç beni biraz daha yukarı kaldırdı.
''Aç gözlerini.'' Onu dinlemeyip ellerimle sertçe gözlerimi ovuşturdum.
''Alara gözlerini aç.'' Kafamı iki yana salladım. ''Bak söz, hiçbir şey yapmayacağım. Aç gözlerini.''
''Güvenmiyorum sana.'' Tekrar öksürmeye başlarken genzim acıdığı için ağzımdan nefes alıyordum.
''Biliyorum, hadi bir kerecik aç gözlerini.'' Sesi az da olsa bana güven verdiğinde ellerimi yüzümden çektim ve yavaşça gözlerimi araladım.
Kılıç gözlerimi açtığımı görünce beni kendine doğru yaklaştırdı ve hafifçe gözlerime üflemeye başladı. Nefesi gözlerimdeki acıyı az da olsa dindirirken bakışlarım dudaklarına kaydı.
''Daha iyi mi?'' Kafamı aşağı yukarı salladım ama hala boğazım yanıyordu.
''Kılıç.'' konuşmak bile boğazıma acı veriyordu. Çatallı çıkan sesimle Kılıç kaşlarını çatarak yüzüme baktı.
''Hm?'' Batmamak için bacaklarımı Kılıç'ın beline sardım.
''Beni sudan çıkarır mısın?''
''Hm hm.'' Kılıç beni sıkıca tutarken yavaşça sırtını döndü. ''Sarıl boynuma, merak etme yüzüne su değmeyecek.'' İtiraz etmeden dediği gibi boynunu tuttum.
Birkaç dakika sonra sudan çıktık. Saat öğle olmasına rağmen hava kapalıydı ve rüzgar yoğundu. Sırılsıklam bir halde soğuktan titrerken hapşırmaya başladım.
''Gel buraya.'' Bakışlarım Kılıç'ı bulduğunda bana uzattığı tişörtle kaşlarımı çattım ama Kılıç beni takmayarak tişörtü sırtıma sardı.
''İyice hasta olacaksın.'' Bakışlarımı Kılıç'ın çıplak göğsüne kaydı. Sıkı karın kaslarını görmenin şokuyla öksürmeye başladım. Kılıç benim neye baktığımı gördüğünde dudakları haylazca yukarı kıvrıldı.
''Fazla mı arsızsın sen?'' Umursamazca omuz silkmem Kılıç'ı şaşırtmıştı.
"Daha iyilerini gördüm." diye yalan söyledim. Ne tepki vereceğini merak ediyordum.
''O yüzden mi yukarıdayken onlara seslenmek yerine bana seslendin? Seni kıskanmamı mı istiyorsun Alara?''
Cevap vermek yerine hapşırdığımda Kılıç beni takmayarak yürümeye başladı.
''Nereye gidiyorsun?!''
''Eve.'' sesi oldukça duygusuzdu.
''Ben ne olacağım?! Denizdeyken sargı açıldı ve dizimdeki yara tuz yüzünden acıyor. Yürüyemem!''
''O zaman burada kalırsın ve ormandaki hayvanlara akşam yemeği olursun.'' Birkaç saniye sustu. ''Ya da daha iyilerini gördüğün erkekleri çağırmayı deneyebilirsin. Eminim hepsi seni eve taşımak için sıra olur.'' Beni öylece bırakıp yürürken şaşkınca kaşlarımı çattım.
''Yalan söyledim!'' Bir umut geri döner diye arkasından bağırmıştım fakat bu sadece durmasını sağladı. Sırtı hala bana dönüktü.
''Biliyorum.'' Tekrar yürümeye başladığında acıyan dizime rağmen Kılıç'ı gözden kaybetmemek için yürümeye başladım.
''O zaman neden bunu sorun ediyorsun?'' Bir yandan bağırıyor, bir yandan da ona yetişmek için var gücümle çabalıyordum.
''Etmiyorum. Sadece umurumda değilsin.''
''Eğer umurunda değilsem neden beni boğulmam için orada bırakmadın?''
''Keyfim istemedi.'' Duygusuz sesi sinirlerimi bozuyordu. Sinirlerim artık iyice kendini gösterirken yerdeki çakıl taşlarından birini alıp Kılıç'a attım. Taş sırtına çarpıp yere düştüğünde Kılıç yürümeyi kesti.
''Sen az önce bana taş mı attın?'' Sesindeki bariz sinir yaptığım şeyden saniyesinde pişman olmamı sağlarken kafamı hızlıca iki yana salladım.
''Hayır atmadım.''
''Öyle mi? Bence attın.'' Kılıç bana doğru yürümeye başladığında bende geri geri yürümeye başladım. Adımları benimkilere kıyasla çok daha büyüktü ve kısa sürede aramızdaki mesafeyi azalttı.
''Söylesene, şimdi sana ne yapmalıyım? Ödeşmemiz gerek, öyle değil mi?'' Karşımdaki Kılıç'tı ve bana ne yapacağını kestirmek imkansızdı. Hele ki az önce beni uçurumdan atmasını göz önünde bulundurduğumuzda.
''Oyun oynayacağız.'' dedi birkaç saniye sonra oldukça ciddi bir sesle. Söyleyiş tarzı tüylerimi diken diken ederken içimdeki korku sesime yansımıştı.
''Ne oyunu?'' Kılıç'ın bakışları koyulaşırken dudağının kenarı yavaş bir şekilde yukarı kıvrıldı. Gözlerindeki karanlık ifade arkamı dönüp kaçmamı haykırırken kendimi durdurmakta güçlük çekiyordum.
''Rus ruletini hiç duydun mu cesur kız?''
Tüh bölüm sonuna gelmişiz yaa
Kılıç sen bir psikomanyaksın, sen bir sadistsin sen ruh hastasısın. Manyak psikopat ruh hastası sadist herif.
Bu arada biliyorsunuz ki GK ve KİŞ'in konuları aynı yani zaman ve mekan olarak benzerler. KİŞ'in konusu GK 31. Bölümde geçiyor. Tabi ki konusunu bu kitapta da anlatacağım merak etmeyin. (okuyanlar spoiler yiyebilir haberiniz olsun)
Vote vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
INSTAGRAM: beyzanuria_
;)