İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 30 · 6 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 30

ASIL CEHENNEM

Bir damla. Bir anı.

Bir damla. Bir çaresizlik.

Bir damla. Bir ölü beden.

Bacaklarımı kendime daha çok kendime sardım. Kapkaranlık olan odanın içine müzik sesi dolarken kafamı dizime yaslamış, kuruyan yanaklarımı gözyaşlarımla ıslatıyordum.

Arkın öleli çok olmamıştı, Barça'ya ne olduğunu bilmiyordum. Kılıç'ı düşünmek ise daha çok ağlamama sebep oluyordu.

Ruhsuz gibiydim. Sanki bütün ruhum üçe bölünmüş, onlarla ölmüş, onlarla acı çekmişti.

Odanın kapısı açılırken müzik sesi daha da arttı. Şafak, elinde bir poşetle içeri girerken gözleri bendeydi. Yüzünde her zamanki sırıtışı vardı. Ukala, kibirli, acımasız.

''Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında.'' diyerek müziğe eşlik ettiğinde kapı arkasından kapanmıştı.

''Aptal kız!'' diye bağırdı neşeli bir sesle. Ona cevap vermek şöyle dursun, kafamı tekrardan dizlerime yasladım.

''Yapma böyle, Kılıç'ının durumunu öğrenmek istemiyor musun yoksa? İyi peki, görüşürüz.'' Söylediği sözler bende elektrik etkisi yaratırken hızlıca kafamı kaldırarak ona baktım. O ise neredeyse kapıya ulaşmıştı.

''Dur! Kılıç nasıl?'' Arka planda şarkı son seste devam ederken Şafak tekrardan bana döndü.

''Hmm bir düşüneyim, tüh unuttum.'' Kapının kulpunu tuttu.

''Şafak, gitme!'' Tekrar bana döndü.

''Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.'' şarkıyı devam ettirerek odada elleri cebinde volta atmaya başladı.

''Kılıç nasıl?'' Gözlerim doldu. Ağzından çıkacak herhangi bir cümle beni fazlasıyla etkilerdi. Ve Şafak bunu çok iyi biliyordu.

''Ağlama aptal kız.'' diyerek sahte bir şekilde dudağını büzdü. ''Ama eğer ille de ağlamak istiyorsan omzuma yaslanabilirsin.'' Eliyle omzuma iki kez vururken gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim.

''Neden? Neden bunu yapıyorsun? Bizimle derdin ne?''

''Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında. Ne sen bunu farkındasın ne de polis farkında.'' mırıldanarak odadan çıkarken sorularımla baş başa kaldım.

Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında. Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında. Şarkı başa sararken anladığım gerçekle nefes alamadığımı hissettim.

Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında. O gün orada Şafak da vardı.

Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında. Ne Kılıç, ne Erez, ne de ben, onun orada olduğunu biliyorduk.

O gün oradaydı. Abimin ölümünde, abimle. ''Şafak!'' diye bağırdım. Boğazım yırtılırcasına bağırmaya devam ederken ellerimdeki kelepçeleri çekiştiriyordum.

''Şafak!'' Şarkı kesildi. Birkaç saniye sonra ise kapı gıcırdayarak açılırken Şafak bu kez sırıtmıyordu.

''Aferin akıllı kız,'' dedi bakışları kadar soğuk bir sesle. ''sonunda taşları yerine oturtabilmişsin.''

''Sen,'' dedim kendimle konuşur gibi. ''Karan'ın sakladığı oğlusun.'' Babam değil, Karan. Karan Karaca. Beni başka aileye veren adam. Kardeşimi benden alan adam. Annemi aldatan adam. Öbür karısından olan çocuğu, kardeşiniz diye tanıtan adam.

Karan Karaca, asla gerçek bir baba değildi.

''Figan'dan olan.'' diye devam ettim. ''Annemden olan, kimsenin senden haber alamadığı çocuk.'' Şafak artık gülmüyordu. Soğuk bakışları benim üzerimdeyken sadece nefes alış verişleri yüzünden göğsü inip kalkıyordu.

''Karan, yani sevgili baban anneni başka bir kadınla aldatırken Figan bana hamileydi. O kadınla Figan aynı anda doğum yaptı. Birer saat arayla.'' Sessizce onu dinliyordum.

''Kılıç annene oğlu olarak tanıtılırken ben ölmeye bırakıldım. Benden bir hayat çaldınız, benden bir aile çaldınız.'' Bakışları bu kez nefret doluydu.

''Benden abimi çaldın.''

''Annemin suçu değildi.'' diyerek araya girmeye çalıştım. ''Bilmiyordu, senin onun oğlun olduğunu bilmiyordu.''

''Kes sesini!'' adeta kükrediğinde olduğum yere daha çok sindim. ''Sakın bana bilmiyorduk ayakları yapma. O annen çok da iyi biliyordu. Figan sandığın gibi seçilen kurban değil. Karan, Figan'a aşık falan değildi. Hani şu çok sevdiğin amcan var ya Reşat. İşte o, Figan'a aşıktı.''

''Senin o sikik baban, Reşat'la Figan'ı biliyordu. Ama sırf egosu yüzünden Figan'la evlendi. Yetmedi, Figan'ı her seferinde aldattı. Senin baban, iş seyahatine gitmiyordu Alara. Senin baban, her gün farklı bir kadını yatağına alıyordu. Annen de bunu seve seve kabul ediyordu çünkü kendisi de babanın yatağa aldığı kadınlar gibi bir fahişe-''

''Sakın, annem hakkında böyle konuşma.'' Yüzüne indirdiğim tokat susmasını sağlarken aynı zamanda saniyesinde pişman olmamı da sağlamıştı.

Şafak yana düşen başını görüp görebileceğim en sert ifadeyle bana çevirdiğinde yutkunamadığımı hissettim. Eli boğazıma sarılıp beni sertçe duvara ittiğinde gözlerim tekrardan dolmuştu ve nefes almakta güçlük çekiyordum.

''Siz, benden bir hayat aldınız. Sen, benden bir abi aldın.'' Eli biraz daha sıkılaştığında artık neredeyse nefes alamıyordum. Ben çırpınarak ellerinden kurtulmaya çalışırken Şafağın yüzüme sert bir tokat atmasıyla yere düştüm.

Öksürüyor, ağlıyor aynı zamanda titriyordum. Ve öz abim, duygusuzca beni izliyordu.

''Bebektim lan ben!'' diye çıkıştı saniyeler sonra. ''Doğalı 5 dakika olmamıştı lan! Senin baban, beni ölüme terk etti. Senin annen, her gün ben öleyim diye dualar etti. Ben kalpsiz doğdum. Senin baban, benden kalbimi çaldı. Benden insanlığımı çaldı.''

Derin derin nefesler alırken eline ne geçtiyse fırlatıyordu. ''3 yaşındaydım lan! Ekmek çaldığımda daha 3 yaşındaydım. Karnımı doyurmak için bıçak yiyordum lan ben!'' Ellerini başını arasına alırken ellerinin titrediğine şahit oldum.

''Köpeklerin yanında uyudum. 5 yaşında kavgalara karıştım, kurşunlandım.'' Elleri üstündeki tişörte giderken bir hışımla tişörtü kenara fırlattı. Vücudu kesik izleriyle doluydu. Yer yer yanıklar, kurşun izleri...

Sırtını döndü. Belki de yüzlerce kırbaç izi vardı sırtında. Gözlerim dolarken ellerimle ağzımı kapattım. ''7 yaşımda geneleve satıldım ben! Dövüldüm, kırbaçlandım, tecavüz edildim. Diri diri yakıldım lan! Üzerimde onlarca sigara söndürdüler.'' Nefesleri sıklaşırken göğsü sertçe inip kalkıyordu.

''Çocuktum lan ben.'' Tekrar bana döndüğünde gözlerinin dolduğuna şahit oldum. ''Küçücük çocuktan ne istediniz siz?''

Bakışları tekrardan donuklaştı, maskesi tekrardan yüzüne yerleşti. ''O yüzden sakın bana üzgünüm deme. Senin bana üzülme hakkın yok.''

''Şafak...''

''Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında.'' diye söylenmeye başladı. Bilerek sesini yükseltiyor, beni duymak istemiyordu.

''Şafak!'' dedim bu kez daha yüksek bir sesle.

''Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında!'' diyerek devam etti bağıra bağıra şarkı söylemeye.

''Şafak!''

''NE SEN BUNUN FARKINDASIN, NE DE POLİS FARKINDA!'' Sesi titriyor, yutkunamıyordu. Boğuk çıkan sesi kalbimi acıtmıştı.

''Şafak...'' diye fısıldadım bu kez. Sessizce bana döndüğünde sol gözünden iki damla yaş aktı.

''Ben bunları hak edecek ne yaptım size?'' Titreyen sesi her an ağlayacağını haykırırken ellerinin tersiyle gözlerini sildi.

''Yapmadın.'' dedim zar zor.

''Hiçbiriniz yaşamayı hak etmiyorsunuz.'' diyerek son sözü söylediğinde gözleri yeniden boş bakmaya başladı. Sırtı tekrar dikleşti, duyguları yeniden yok oldu.

''Kimsesizlik yalnız insanların evidir aptal kız. Benim evim ise cehennemin ta kendisi.'' Çenemi sertçe kavradığında dolu gözlerimle yüzüne baktım. Yüzündeki kesik izlerine, yanıklara, yaralara...

''Hepiniz bir avuç sikikten başka hiçbir şey değilsiniz.'' Odadan çıkarken ışıklar tekrar kapandı, zihnim yine kendi oyunlarına daldı.

İlahi Bakış Açısı

Genç kız odada tek başına kalırken Barça, yüzü kan içinde bilinçsizce yatıyordu. Başı bağlandığı sandalyenin önüne doğru düşmüş, bilekleri halatlardan dolayı mosmordu.

Şafak ikisini de evde yalnız bırakarak dışarı çıktığında kendisini arka bahçede buldu. İki küçük köpek mezarının yanında.

İki mezar da yan yanaydı ve özenle yapılmıştı. Mezarların yanına oturduğunda Şafağın gözleri isimlerdeydi.

Dondurma ve Çikolata.

Bu köpekler Şafak daha dört yaşındayken onunlaydı. Çocuktu Şafak, üşüyordu. Karnı açtı ve uykusu vardı. Yoldan geçen herkes ona ''pis'' gözüyle bakarken bu iki köpek onun yanına gelmişti.

Köpekler de Şafak gibi açtı, uykusuzdu ve üşüyordu. Şafak köpeklerden korkmuştu. Fakat köpekler Şafağa hırlamak şöyle dursun, sanki hissetmiş gibi ona buldukları kuru ekmekleri vermişti.

Şafak yıllarca onların yanında büyüdü. Çöpten yemek yedi, bakkaldan ekmek çaldı. Gelen dondurma arabalarına imrenerek bakarak büyüdü Şafak.

Çikolata paketlerini arayarak geçirdi çocukluğunu. Şafak hiçbir zaman sevilmemişti, 3 yaşında ekmek çaldığında Bakkalın sahibinden dayak yerken de, 5 yaşında bıçaklandığında da, 7 yaşında geneleve satılıp köle gibi kullanılırken de.

Şafak Erguvan, bütün dünyanın dışladığı çocuk olarak büyüdü. Oysaki tek istediği bir kuru ekmek ve başını okşayacak bir eldi.

Şafak Erguvan, lanetli olarak doğdu, katil olarak yaşadı, ve kimsesiz olarak ölecekti. Şafak Erguvan, sadece bir çocuktu.

Bütün dünyanın kendisinden nefret ettiği çocuk.

Bölümü yazmayı 19.37'de bitirdim desem ne derdiniz qpıgegıqgjıqpgjqığ

Ya Şafak üzümle kekim kurban olurum ben sana yaa

Bir sonraki bölüm haftaya cumartesi

Bu arada bu ailevi konularda kafaları karışanlar için IG hesabına st atacağım bununla ilgili. Ig: beyzanuria_

Umarım bölümü okurken çok ağlamışsınızdırrr

;/

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.