İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 29 · 7 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 29

GERİ DÖNÜŞ

❗Dikkat bu bölümde çok fazla kan, şiddet, işkence ve tetikleyici unsur vardır. Duygusal açıdan etkilenecekler ve yaşı küçük olanlar lütfen uyarıları dikkate alsınlar❗

Bölüme geçmeden önce Instagram'dan takip etmeyi unutmayın lütfen.

IG: beyzanuria_

Alara Kandemir

Gözlerimi ondan çekerek Barça ve Arkın'a bakmak istedim. Fakat kafama yediğim darbe sağlam bir tekme olacak ki başım dönerken eş zamanlı olarak gözlerim karardı. Tekrardan yere düşmeden önce son gördüğüm şey birinin sert bedeniydi.

''Sen,'' dedi sesin sahibi duyup duyabileceğim en tehditkar tonda. Yerdeydim ve gözlerim yarı kapalıydı bu nedenle olayları görsem bile algılayamıyordum. Beynim sanki çalışmayı bırakmış gibi işlevsizleşmişti.

''benim olana mı vurdun?'' daha çok kendiyle konuşuyor gibiydi. Hafifçe bana döndüğünde yüzü görüş açıma girdi. Aynı zamanda ise nefesim tekledi.

Kılıç.

Adam Kılıç'ın sözleriyle birlikte birkaç adım gerilerken her şey saniyeler içinde oldu. Yarı kapalı gördüğüm tek şey Kılıç'ın adamın yakasına yapışması ve yumruğunu sertçe yüzüne geçirmesiydi.

Ortamdaki ölüm sessizliğini bölen kişi buz mavisi oldu. ''Vaaay!'' derken yaktığı sigarasından bir nefes çekiyordu. ''Şeytan da geldiğine göre,'' yerdeki balyozlardan birini alıp Erez'in mezar taşının yanına geçti. ''eğlence başlasın, öyle değil mi?''

''O mezara dokunduğun an bütün soyunu kuruturum senin.'' Kılıç'ın sözleri buz mavisini etkilememiş olacak ki sırıttı.

''Onu sana yaptığımı sanıyordum.'' Kafasını yana eğerek dudaklarını büzdü. ''Artık eskisi kadar yaratıcı değilsin Taşkın.''

Kılıç yumruk attığı adamdan aldığı silahı saniyeler içinde Buz Mavisine doğrulturken kurşun saniyeler içinde Buz mavisinin elini deldi.

''Siktir.'' Balyozun düşüp mezar taşının kenarını kırmasıyla Buz mavisine yumruklarını geçirmesi bir oldu.

''Barça!'' diye kükredi. Olanları benim gibi yeni yeni algılayan Arkın ve Barça diğer adamları öldürmüş, Kılıç'tan gelecek herhangi bir emiri bekliyordu.

Kılıç, Barça'nın onu dinlediğini fark ederken sözlerine devam etti. ''Ortalığı temizlersiniz.'' Silah'ın kabzasını Buz mavisinin kafasına vurmasıyla Buz mavisinin bayılması bir oldu.

Barça Kılıç'ı onaylarken Kılıç çoktan yanıma gelmişti. ''Alara!''

Yüzümü elleri arasına alırken onu görmekte zorluk çekiyordum. Yüzü daha solgundu, gözlerinin altında mor torbalar vardı ve eskisine nazaran çok daha zayıftı.

''Kılıç.'' dedim hayal meyal. Kılıç'ın bakışları değişti. Çenemdeki elleri sıkılaşırken yüzüne daha önce görmediğim bir sırıtış yerleşti.

''Kılıç.'' diye seslendim bu kez daha yüksek bir şekilde. Elleri biraz daha sıkılaştı.

''Kılıç!'' Artık bağırıyordum ama sesim çıkmıyordu. Çenemdeki elleri anbean daha da sıkılaşırken artık nefes almakta güçlük çekmeye başlamıştım.

''Yalvarırım bırak, canımı yakıyorsun.''

''Ama unuttun mu aptal kız?'' derken her zamankinden daha karanlık bakıyordu. ''Ben öldüm.''

___________________________

Sıçrayarak gözlerimi açtım. Odadaydım, pek fazla ışık yoktu ve kollarım sertçe yukarıda duracak şekilde bağlanmıştı. Ağzımdaki ip konuşmamı engellerken damlayan su sesleri odada yankı yapıyordu. Rutubetliydi.

Bakışlarım el verdiğince odada gezinirken derin bir nefes verdim. Kafamın arkası feci şekilde ağrıyordu.

Ağrıdan dolayı inleyerek dişlerimi sıktığımda ufak bir sesle karşımdaki kapı açıldı. Buz mavisi, üzerinde siyah bir takımla içeri girmişti.

Bakışları ilk önce bana, ardından bağlı olan ellerime, en son ise kafamın arkasına kaydı. Yüzünde yine aynı gülümsemesi vardı ama bu kez gözlerindeki saf nefret belli oluyordu.

"Buz mavisi?" dedim yarım yamalak. Bozuk çıkan kelimelerimi duyduğunda güldü.

"Söyle bakalım, Taşkın güzeli." Gözlerimi açmakta zorlanırken kafamı yana doğru eğmeye çalıştım.

"Kılıç," diye mırıldandığımda ellerini ceplerine koydu.

"Kılıç değil, Şafak." Kaşlarımı çattığımda devam etti. "Şafak Erguvan. Senin için ise aptal kız, sadece Buz mavisi."

"Şafak." diye mırıldandım kendi kendime. Duyduğum her ses beynimde yankı yapıyordu adeta.

"Buz, Şafak, mavi." Anlamsızca mırıldanmaya devam ederken Şafak küçük bir sandalyeyi önüne çekerek kollarını yaslanma yerine dayadı ve ters bir şekilde oturdu.

"Şafak, Kılıç, işkence, ölüm." diye devam ettirdi beni.

"Kılıç."

"Hm hmm, Sevgili şeytancığın. Hani şu seni öldürmek isteyen ama aşık olan aptal." Gözlerim dolarken yavaş yavaş hatırlamaya başladım.

"Arkın? Barça?" Ben yarı açık gözlerle etrafa bakmaya çalışırken Şafak tekrar güldü.

"İyi hatırlattın Taşkın Güzeli." Işıklar geldi. Karşımda Arkın ve Barça vardı. İkisi de benim gibi bağlanmıştı, ikisinin de yüzü kan ve morluktu.

Ben sessizce Şafağı izlerken o, odanın köşesinde duran bidondaki suyu Arkın ve Barça'nın kafasından aşağı boşalttı.

İkisi de sıçrayarak uyanırken bakışları Şafak'taydı. ''Sikerler.'' diye mırıldandı Barça dişlerini sıkarak.

''Seni de olmayan şerefini de.'' diye devam ettirdi Arkın. O da Barça gibi bakışlarını Şafak'a kilitlemişti.

''Beyler, beyler lütfen ama kadın var burada.'' Şafak bir eliyle beni işaret ederken bir yandan da ayıplarcasına Barça ve Arkın'a bakıyordu.

''Biraz daha kibar olalım. Size bir soru.'' diyerek devam etti Şafak. ''İçinizden hanginiz Taşkın'ın çocukluk arkadaşı?'' Arkın'a doğru eğildi.

''Sen mi sarı çocuk?'' Arkın'dan uzaklaşıp bu kez de Barça'ya döndü. ''Ya sen koca oğlan?'' Bakışları en son beni buldu.

''Kusura bakma prenses, yarışma şartları gereği seni oyuna dahil edemiyorum.'' Dudağını yalandan büzerken tekrardan Arkın ve Barça'ya döndü.

İkisi de sessizce birbirine bakarken sanki gözleriyle anlaşıyor gibiydiler.

''Evet beyler cevap alalım, sen misin?'' Barça'ya döndü. ''Yoksa sen mi?''

''Ben.'' diye atıldı Barça.

Arkın'ın Kılıç'la çok daha yakın olduğunu biliyordu. Biliyordu ve kendini feda ediyordu.

''Dıııt. Yanlış cevap koca oğlan, elendin.'' Şafak onlardan uzaklaşarak odanın karşısında bulunan tezgaha doğru ilerledi.

''Yalancı insanları sevmem. Normalde arkadaşının canını bu kadar yakmayacaktım. Ama dediğim gibi, yalancı insanları sevmem, ve Koca oğlan, sen bir yalancısın.''

Elinde ıslak bir sopayla Arkın'a yaklaşırken çırpınmaya başladım. ''Yapma. Şafak yalvarırım yapma!''

Şafağın gözleri kısa bir an bana kaysa da sırıtarak ilerlemeye devam etti. ''İnsanların omurgası,'' derken ıslak sopayı eline vuruyordu. ''C1'den T12'ye kadar olan omurlar, üst gövdeyi kaplar.''

Sopayı Arkın'ın sırtında gezdirmeye başladı. ''Bütün omurları kırılırsa ne olur biliyor musun?''

''Sikerim senin yalanını da ecdadını da puşt herif!'' diye yükseldi Barça. Ben ise korkuyla olacakları bekliyordum.

''Sakin ol koca oğlan, sana da sıra gelecek elbet.'' Şafak Arkın'ın sırtına sertçe vurduğunda Arkın sendelese de ses etmedi. Direniyor, susuyor ve bekliyordu. Herhangi bir ses çıkarmamış, tepki vermemişti.

Şafak bir kez daha sırtına vurduğunda bu kez acı bir inilti döküldü ağzından. ''Sikerim lan yapacağın işi orospu çocuğu! Bana yapsana aynısını!'' Barça ardı ardına küfürler savursa da Şafak onu pek dinliyor gibi görünmüyordu.

Bir vuruş, sesler susmuş.

Bir vuruş, bir can kurtulmuş.

Bir vuruş, geri dönüş.

Son vuruş, artık yok oluş.

''Yapma!'' Çığlıklarım odayı dolduruyordu. Her bir vuruşta Arkın biraz daha kötüleşirken artık ayakta duramayacak hale gelişti.

Bedeni halsizce savrulurken ağzından kan geliyordu. ''Ölecek! Dur, yalvarırım dur!''

Durmadı.

Dakikalar sonra Arkın bayılacak raddeye geldiğinde tavana bağlı olan sürgü yardımıyla onu odanın sol köşesine, büyük bıçakların olduğu yöne doğru itti.

''Bu fikir aklıma nasıl geldi biliyor musunuz?'' derken bir eliyle bıçakları gösteriyordu.

''Çok sevdiğim bir arabam vardı, Mercedes G63 gümüş rengi. Malum adam öldürüyoruz, onun gömmesi var, yer bulması var derken araba tabi çamurdan geçilmiyor.'' Arkın'ı ayakları yerden kesilinceye kadar zincirler yardımıyla yukarı kaldırdı.

''Dönüş yolunda bir benzinlikte durdum. Sözde arabayı hani şu büyük dönen makineler var ya, adını hep unutuyorum onlara soktum. Arabayı boydan boya çizdi, ayriyeten yan aynaları kırdı.''

Arkın ağır ağır bağlı olduğu platformda ilerlemeye başlarken Şafak bir düğmeye bastı ve büyük bıçaklar son sürat dönmeye başladı.

''Dur! Dur dur sakın yalvarırım sakın! Şafak nolur!'' Ben çaresizce yalvarırken Barça ardı ardına küfürler savurdu.

''Benim arabamın mahvolmasına sebep olan benzinlik müdürüne ne yaptım biliyor musun?'' Her geçen saniye Arkın bıçaklara biraz daha yaklaşıyordu.

''Bedenini bu bıçaklarda parçaladım.'' Her şey saniyeler içinde oldu.

Arkın'ın bedeninden sıçrayan kanlar etrafa saçılırken gözlerimi kapattım. Bıçağın sesi odada yankılanıyordu.

''Hayır, hayır hayır hayır hayır. Olmadı bir şey olmadı. Ölmedi. Geçti geçti geçti.'' Bacaklarım beni taşımakta zorlanırken kulaklarım uğuldamaya başladı.

''Olmadı, bir şey olmadı. Yalan söylüyor, bakma bakma bakma.'' Gözümün önüne gelen Erez bana el salladı. ''Kan var, her yer kan. Korkuyorum, ölecek mi? Sen de gitme.''

Bedenim benden izinsiz bir şekilde titrerken durmadan sayıklıyordum.

''Rüya rüya rüya. Geçmiyor kesik izi. Bakma bakma bakma.'' Başımın döndüğünü hissederken zaten boş olan midemde ne varsa çıkarmaya çalıştım. Sanki ruhum boğuluyor gibiydi. Etraftaki kan kokusu burnuma dolarken öğürerek midemi tekrar boşattım.

Ciğerlerim nefes almakta güçlük çekiyor, ellerim bileklerimi tırmalıyordu.

''Düşünme düşünme düşünme. Kurt geliyor, kuzu saklansın. Kurt geliyor. Anne kurt kuzuyu yiyecek. Kuzu kaç, kurt geliyor. Kurt geliyor, kuzu saklansın. Kurt geliyor. Anne kurt kuzuyu yiyecek. Kuzu kaç, kurt geliyor.''

''Alara!'' Her şey karardı, nefesim yok. Anne ölecek miyim?

''Alara bana bak!'' Kalbimin sesi kulaklarımı parçalıyor. Anne ölecek miyim?

''Gözlerini aç! Yalvarırım aç gözlerini!'' Tanıdıklık hissini gördüm. Anne sen misin?

''Duy beni yalvarırım.'' Korkuyorum, anne öldür beni. Zihnim beni terk ediyor, anne sende mi gideceksin?

bölüm sonu..

bne Arkın'ı cok seviodum ama ya off triplendim suan

IG: beyzanuria takipçi okunmaya göre çok az, lütfen okuyan herkes takip edebilir mi?

;/

Bölüm sonu

1 yorum