İçeriğe geç

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 20 · 6 dk okuma

KARANLIĞIN İÇİNDEKİ ŞEYTAN

Bölüm 20

GÖRÜNENDEN ÖTE, OLMAYANDAN SAKLI

mutlu ve huzurlu(!!!) okumalarrrr:))

(bu sahne bazı okuyucular için rahatsız edici olabilir, aile içi şiddet vs barındırmaktadır, okumak istemeyenler aşağı doğru kaydırarak devam edebilir)

YILLAR ÖNCE -Kılıç Taşkın-

Garajdaki odunları kesmeyi bitirdiğimde etrafı toplamadan önce biraz olsun dinlenmek için köşedeki sandalyeye kuruldum. Hava soğuktu fakat aldırış edemeyecek kadar halsizdim, bu yüzden pek takılmadım.

Genelde odun işlerine babam bakardı fakat ara ara ona yardım ederdim. Göz kapaklarım bana savaş açarak kapanmaya başladığında direnmesem teslim oldum ve kendimi sessiz karanlığa bıraktım.

Gözlerimi açtığımda saat henüz altıydı. Babamın tok bağırışlarını duyduğumda kaşlarım çatıldı ve hızlıca doğrularak etrafa baktım.

Neden bağırdığını tahmin edebiliyordum. Bir oda dolusu odunu kesip taşımama rağmen etraf tozluydu. Derin bir nefes alıp ayaklarımı sandalyeden aşağı uzattım.

Her zaman bağıracak bir şeyler bulurdu.

Adımlarımı seri tutarak eve, oradan da oturma odasına yöneldiğimde bakışlarımız kesişti. Annem ise babamın hemen arkasındaki koltukta sessizce bizi izliyordu.

Güçsüz bir kadın değildi, aksine babamla başa çıkabilirdi ama oturup izlemeyi tercih ediyordu.

''Nankör!'' diye hırladı babam bana doğru. ''Kendinden başkasını düşünmeyen köpek!'' Gözlerimi kapattım. Onu göremesem de hala sesini duyabiliyor olmak canımı sıkıyordu.

''Akşama kadar anca siktir olup yatıyorsun! Bir bok yaptığın yok. Anca ye iç yat!'' Sesi şiddetini an be an arttırırken sessizce ezbere bildiğim cümleleri dinlemeye devam ettim.

''Ben olmasam bir saniye bile yaşayamazsınız! Çık dışarı bak bakayım yaşayabiliyor musun?!'' Derin bir nefes ciğerlerime dolarken gözlerimi tekrar açtım ve öfkeden deliye dönen suratını gördüm.

''Sen var ya o kadar nankörsün ki! Her istediğin alındığı için böyle oldun! Ama hata bende. Sana insan gibi davranmak yerine hayvan gibi davransaydım en azından bana saygın olurdu!''

''Şimdi ne saygı biliyorsun ne sevgi biliyorsun! Senden bir bok olmaz!'' Arkamı dönüp odama doğru adım attığımda tekrar bağırdı.

''Anca dön arkanı siktir ol git gözüm görmesin seni! Bütün her şeyin bitti senin, biraz böyle yaşa da aklın başına gelsin!''

Dediklerini duymazdan gelmeye çalışarak odama ilerlediğimde eski model telefonumu ve kulaklığımı alıp evin arkasına açılan pencereden dışarı çıktım.

Bazen bu ev beni boğuyordu. 'Ne yaparsan yap yaranamazsın zaten.' diye geçiştirdim içimden. Söyledikleri halen beynimde yankılanıyordu.

Nankör.

Kendinden başkasını düşünmeyen köpek.

Bi bok yaptığın yok.

Ben olmasam yaşayamazsın.

Anca dön arkanı siktir ol git.

Senden bir bok olmaz.

Gözyaşlarımı akıtmamak için çaba sarf ederken gözlerimi sertçe kolumla sildim. ''Erkek adam ağlamaz.'' Derin bir nefes alıp kenardaki çöpün yanında duran boş kutuyu teklemedim. Kutu birkaç tur takla atarak durduğunda gürleyen gök kaşlarımı çatmama neden oldu.

Adımlarımı ağır ağır tekrardan eve yönelttiğimde kendimi sorgulamaya başladım. Nerede hata yaptım? Yanlış olan ne?

Çıkmaz. Zihnimdeki çıkmaz çukura her seferinde yeniden atlıyordum.

Nihayet eve ulaştığımda çıktığım pencereden içeri girdim ve telefonumla kulaklığımı yerine bırakıp yatağa doğru ilerledim. Tam o sırada babamın düz sesi kulaklarıma doldu.

''Kılıç.'' İstemsizce sırıttım. Bu oyunun sonunu biliyordum. Adımlarımı odamdan ayırılıp babamın yanına gittiğimde koltuklardan birine yerleşip televizyondaki filmi izlemeye başladım. Babam filmin her komik sahnesinde kahkaha atıp bir espri yaparken ifadesizce ona bakıyordum.

''Neyin var senin?'' Başlıyoruz.

''Yok bir şeyim.'' Dedim aynı düz sesimle.

''Hiçbir şeyden memnun olmuyorsun, günümüzü mahvetme!'' diye patladığında derin bir nefes verdim.

''Bir şey yapmıyorum, günümüzü mahveden sensin.'' Sakinliğim onu daha da kızdırmıştı.

Günümüzü mahvetme.

Hiçbir şeyden memnun olmuyorsun.

Nankör.

Siktir git gözüm görmesin seni.

Derin bir nefes alıp odama gittim, yorganın içine girdim ve bir kez daha uykunun beni almasına izin verdim.

GÜNÜMÜZ -Alara Kandemir-

Gözlerimi açtığımda Barça'yı sessizce beni izlerken buldum. Sol ayak bileğini dizine atmış bir şekilde yayılmıştı ve gözlerinden az da olsa uyku akıyordu. Dediği gibi dün bütün gece uyumamış, iki saatte bir ilaçlarımı verip bandajımı değiştirmişti.

''Günaydın.'' dedi boğuk bir sesle.

''Uyumalıydın.''

''Gerek yoktu, uyumadan da idare ederim.'' Kaşlarımı çatsam da karşılık vermeden yattığım yerde dikleştim.

''Muhtemelen dün sormam gerekirdi ama neredeyiz? Şehir olarak.''

''Ankara.'' Harika. Bir yandan gözlerimi ovuştururken bir yandan da konuşuyordum.

''Peki beni İstanbul'a bırakabilir misin?''

''İstanbul mu?'' Kafamı aşağı yukarı salladım.

''İstanbullu bir kızın Düzce yakınlarındaki kayalıklarda ne işi var? Ve bu kızın yüzünde neden bir bıçak kesiği var açıklarsan, bırakmayı düşünürüm.'' Ellerim varlığını bile tamamen unuttuğum kesiğe gittiğinde buruşuk deriyi hissettim. Yara kapanalı çok olmuştu ama dikiş izi gibi bir iz kalmıştı.

''Cam.'' dedim bakışlarımı ona sabitlerken. Kaşları çatıldı. ''Bıçak değil, cam kesiği o.''

''Peki neden yüzünde bir 'cam kesiği' var?'' Sorusu da bakışları gibi imalıydı.

''Ufak bir kaza.'' diyerek geçiştirmek istesem de izin vermedi ve yoğun bakışları altında ezilirken istemesem de anlatmak zorunda kaldım.

''Sevdiğim adam yaptı.''

'' 'Sevdiğim adam' lakabı sence de absürt kaçmadı mı? Çünkü bildiğim kadarıyla hiç kimse sevdiği kadının yüzüne derin bir kesik açmaz.''

''Uzun hikaye.'' dedim bakışlarımı kaçırırken. Hatırlamak ya da anlatmak istediğim bir konu değildi.

''İkimizin de yeterince vakti var.'' Ellerini göğsünde birleştirdiğinde anlat dercesine kafa salladı. Derin bir nefes alıp rahatlamaya çalışarak ellerimle oynamaya başladım. Parmaklarım sol avucumun içinde gezinirken hiçbir şey hissetmiyor olmak canımı yakıyordu.

%80 his kaybı. En iyi oranla %30'a iner. Günler, hatta aylar sürecek bir fizyoterapiyle.

Kafamdaki düşüncelerden saklanmak istercesine başımı iki yana salladığımda anlatmaya başladım.

''Sevdiğim adam,'' dediğimde ifadesi sertleşti ve sözlerimi düzelttim. ''Kılıç, ismi Kılıç. Başta beni öldürmek istiyordu.'' Kaşlarım çatıldı. ''Belki hala istiyor bilmiyorum. Doğum günümde evime girip bana bir not ve mesaj bıraktı, sonra da beni kaçırdı.''

Sanki komik bir şey anlatıyormuş gibi sırıttığımda Barça sessizce beni dinliyordu.

''Beni kaçırdı. Bana işkence etti, sonra bana çok iyi davrandı. Sonra beni uçurumdan attı, peşimden atlayıp kurtardı. Bacağım ağrıdığı için ağrı kesici iğne yaptı, içine zehir koydu. Eve kadar beni kucağında taşıdı, sonra bacağıma panzehir uyguladı.''

Ellerimi saçlarıma daldırdım. ''Sırf ona çakıl taşı attım diye zorla bana Rus Ruleti oynattı. Kıskandığı için yaptığım kardan adamı kurşunladı.''

''Güzelim alınma ama buna enayilik derler. Bütün bunlar oluyorken sen ne yapıyordun? Ellerin armut toplamışa benziyor.'' Gözlerim sırıtışının açtığı çukurda takılı kalırken kafamı belli belirsiz salladım.

''Stockholm sendromu.'' diye mırıldandım. ''Başka bir deyişle celladına aşık olma.'' Söze başladığında bu kez kaşları çatılan bendim. Bu konuyu bildiği bilmiyordum.

''Bireylerin kendisini zor durumda bırakan ve hatta yıpratan durumlara boyun eğmesi, bu durumu savunması, görmezden gelmesi, mağdur edilmesine rağmen ezenin yanında olması, hatta ezen kişiye karşı olumlu duygu beslemesi.'' Umursamazca omuz silkti.

''Benim için tanımıysa, kısaca enayilik.''

''Öyle ya da değil.'' diyerek devam ettim. ''Sonuç olarak çok şey yaşandı.''

''Peki neden seni öldürmek istiyor?'' Siktir, bu konuyu açmasını ummuyordum.

''Öz abimi öldürdüm.'' Kaşları bir kez daha çatıldı. Bu kez yüzünde bariz bir şaşkınlık vardı.

''Sebebi bu muydu?''

''7 yaşındaydım ve damarında iğne kırdım.'' Umursamazca omuz silkti.

''12 yaşında bütün ailemi öldürdüm. Annem, babam, ablam, abilerim. Pişman değilim, bir daha olsa gözümü kırpmadan yine yaparım.'' Sorgulamadım, altından neler çıkacağını bilmiyordum.

''Şimdi beni İstanbul'a götürecek misin?''

''Hayır.'' Öfkeyle ayağa kalktığımda dengemi kaybedip tekrar koltuğa oturdum.

''Sana olanları anlatırsam beni götüreceğini söylemiştin.'' diye hırladım dişlerimin arasından.

''Söylemedim, bakarız dedim. Ayrıca arabam burada değil, buraya kafa dinlemeye geldim Alara, ve şuan senin benden daha çok kafa dinlemeye ihtiyacın varmış gibi görünüyor.'' Söylediklerinde haklı olsa da bunu kabul etmeyecektim.

''İki ya da üç hafta sonra buradan gideceğim, birkaç hafta kadar benimle kal. Ondan sonra seni istediğin yere bırakırım.''

''Tamam.'' dedim düşünceli bir şekilde. Yaralarım iyileşmiş olurdu en azından.

''Acıktığını varsayıyorum. Özellikle yemek istediğin bir şey var mı?'' O söyleyene kadar midemin kazındığını bile fark etmemiştim.

''Patates kızartması.'' Kafasıyla onaylayıp mutfağa yöneldiğinde gidişini izleyip derin bir nefes aldım ve kafamı koltuğun kenarına yaslayıp gözlerimi kapattım.

Kafam karman çormandı. Ve bu karmaşanın nedeni şeytanım olsa da çözümüm de şeytanımdı.

Benim şeytanım.

Vee bölüm sonu

Alara'nın kafasını dinlemesi lazım (supheli)

Barça kalp Alara.......... tamam şaka (supheli 2)

Hemen diceksiniz ki Kılıç olsun Kılıç olsun ya aman ne Kılıç'mış bee pehh

Ig: beyzanuria

;)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.