Ig: beyzanuria
Keyifli ve huzurlu(!) okumalar herkese
Konuştuktan kısa bir süre sonra üstüme kendi kıyafetlerimi giyinip aşağı indim. Arel arabanın yanında ellerini göğsünde bağlamış bir şekilde beni izliyordu. Yanına vardığımda bir süre sessiz kalsa da dayanamamış olacak ki lafa başladı.
''Görüşürüz, barbie kızı. Seninle tanışmak güzeldi.''
''Seninle de öyle.'' Gülümsedim ve arabaya binip kontağı çalıştırdım. Dikiz aynasından son kez göz göze geldiğimizde kafamla teşekkür edip gaza bastım ve kısa bir süre sonra kendimi otobana attım.
Aslında Kılıç'ın evi Arel'e uzak eğildi fakat bir süredir Arel'in kendi evinde değil, Bolu yakınlarındaki yazlığında kalıyorduk.
Kafamdaki düşünceleri yok sayıp kendime geldiğimde hızı arttırdım. Normalde bu otoban sık kullanılırdı fakat bugün yollar boştu.
Fazla boş..
''Siktir!'' Kayan arabanın hakimiyetini kontrol altına almak için direksiyona asıldığımda araba tam tur döndü ve ön cama doğru ateş açılmaya başlandı. Kafamı eğip hızlıca yan aynalardan yola baktım fakat benim dışımda hiçbir araç yoktu.
Tam o sırada şoför koltuğunun baş kısmına saplanan 12,7 mm'lik nişancı mermisiyle bir küfür savurup arabanın önünü tekrar yola çevirdim.
Bir yandan yolu kontrol edip ölmemeye çalışırken bir yandan da torpidodaki silaha uzanmaya çalışıyordum.
Sözde sakin bir yolculuk olacaktı.
Silahı elime alıp mandalını çektim ve keskin nişancının saklanabileceği muhtemel yerlere bir iki el ateş açtım. Tutturmuştum ya da benimle çok pis bir oyun oynuyorlardı ama kaybedecek vaktim yoktu.
Gazı biraz daha köklerken metalik bir klik sesi arabanın içinde yankılandı ve sayacı andıran tik tak sesleri ardından yetişti.
''Hayır,'' diye mırıldandım kendi kendime. ''Hayır hayır hayır, olmaz.'' Gözlerim dikiz aynasından arka koltuğa kaydı fakat koltuk boştu. Bu kez de motorun olduğu ön kaputa dikkat verdim.
Motor ve bombanın olduğu.
Saatli bombanın sayacı an be an azalırken yolu görmekte zorluk çekiyordum. Adrenalin hiç bu kadar hızlı bir şekilde kanıma karışmamıştı.
Derin bir nefes alıp sakinleşmeyi umarak arabayı çayırlara sürmeye çalıştım fakat kilitlenen direksiyon buna izin vermedi.
''Sakin kal,'' diye kendimi telkin ettim. ''Bir şey olmayacak.'' Araba son sürat uçuruma ilerlerken emniyet kemerimi çözüp arabanın kapısı açtım.
Araba yoldan çıkıp düşmeye başladığında zorlukla şoför kapısını açıp kendimi aşağı bıraktım. Soğuk su bedenime nüfus ederken son duyduğum arabanın patlaması ve kopan parçaların benim gibi denize düşmesiydi.
______________
Kılıç Taşkın
Alara'nın Arel'le olması fikri beni deli ederken elimdeki bıçakları duvara fırlattım ve bütün odayı dağıttım.
Siktiğimin öfkesi geçmiyordu.
Ellerim ve kollarım boylu boyunca kan olurken çalan telefonun sesiyle kendime geldim. Başım dönüyordu.
''Söyle.'' Sesim hem nefes nefese hem de sinirli çıkmıştı.
''Siktir, yine mi öfke nöbeti.'' Arkın'ın dediklerini umursamazdan gelip asıl konuya odaklandım.
''Gecenin bir yarısı beni aradın,'' diye hırladım. ''o telefonu bir taraflarına sokmamam için bana bir neden söyle, gerçekçi olsun.'' Derin nefeslerini duyduğumda sessizce söyleyeceği şeyleri bekledim.
''Seni merak ettim.''
''Yeterince önemli bir sebep değil,'' derken sesime hafif bir keyif eklenmiş, dudaklarım yarım bir şekilde yukarı kıvrılmıştı. ''Son duanı etmek ister misin yoksa onu benim yanıma mı saklıyorsun, çünkü bittin sen.'' Gergin gülüşü kulaklarıma dolduğunda sırıtışım büyüdü.
Piç kurusu benden feci korkuyordu.
''Çok komik,'' dedi rahatlamaya çalışarak ama bu kadar çabuk bırakmayacaktım.
''Şaka değildi.'' Sesime kattığım ciddiyet yutkunmasına neden olurken kahkaha atmamak için dişlerimi sıkıyordum.
''Siktir, sen ciddi misin?'' diye fısıldadı kendi kendine.
''Sen değil misin?'' Kesik solukları ve sık nefesleri kulağımı tırmalıyordu. Sesinde bariz bir korku vardı ve kabul etmeliyim, bu keyfimi yerine getirmişti.
''Geliyorum son anlarının tadını çıkar.'' Arkın'ın konuşmasına fırsat vermeden telefonu kapattığımda içimde tuttuğum kahkaha patladı. Kafamda ufak bir plan tasarlarken evin ve arabamın anahtarını alıp hızlıca yola çıktım.
O piç bugün biraz fazla korkacaktı.
Yaklaşık yarım saat sonra Arkın'ın evine geldiğimde kapıdan girmek yerine şerefsize ufak bir sürpriz yapmak istedim ve arabanın bagajındaki ufak tableti aldım.
Favori oyuncağımdı çünkü akla gelebilecek her türlü elektronik eşyaya ve elektriğe doğrudan bağlanıp kontrol edebiliyordu.
Arabayı çalıların arasına saklayıp evin arkasına doğru ilerledim ve tableti elektrik dalgalarıyla eşleştirip evin sigorta sistemine bağlandım. Evinin son teknoloji olması azıcık işime yarıyor olabilirdi.
Dudaklarımdaki sırıtış büyürken elektriği kesip birkaç saniye arayla tekrar aktif ettim ve bunu birkaç kere tekrarladım. Arkın piçinin yüzündeki dehşeti hayal edebiliyordum.
Işıklar artık tamamen söndüğünde önümdeki pencereyi kırıp hızlıca evin diğer köşesine doğru koştum ve başka bir pencereden içeri girdim.
Tam da tahmin ettiğim gibi Arkın ürkek adımlarla yanıltma amaçlı kırdığım pencereye doğru yürüyordu. Bende ona uydum ve sessizce onu takip ettim.
Bir süre sonra iyice pencereye yaklaştığında adımları durdu, bende hemen arkasında yerimi aldım ve kulağına doğru eğildim.
''Süpriz.'' Sesim kulaklarına dolduğu anda bedeni gerilse de bana doğru dönmedi.
''Beğendin mi?'' Cebimden çıkardığım bıçağı boynunda gezdirip kesik kesik nefes almaya başlamasını ve kalbi eş zamanlı olarak hızlanmasını dinledim.
''Kılıç,'' derken sesi her zamankinden daha kısık çıkmıştı.
''Son duan,'' diye hatırlattım karşılık olarak. ''oku. Şimdi.''
''Bir daha seni ararsam siksinler beni.'' Dudaklarım bir kez daha yukarı kıvrıldı. Bakışlarım ellerine kaydığında az da olsa titrediğini gördüm. Piç kurusu çok korkuyordu.
''Söz mü?'' Keyifli sesim kaşlarını çatmasına sebep oldu ama ''Söz.'' diyerek onayladı.
''Güzel,'' dedim geriye çekilip. ''Yemek var mı? Ben çok açım.''
Ondan ayrıldığımı gördüğünde tuttuğu nefesini verdi. Kalbinin sesini hala duyabiliyordum ve saatte 60 attığına iddiaya girerdim.
''Sen ne çeşit bir ruh hastasısın amına koyayım.'' Mutfağa doğru ilerleyip tezgahtaki elmalardan birini ısırdığımda ''Aç olanlarından.'' diye karşılık verdim. Elmayı beğenmemiştim, bu yüzden onu yerine bırakıp bu kez buzdolabına yöneldim ve içini açıp yiyebileceğim bir şeyler var mı diye kurcalamaya başladım.
Görünürde pek bir şey yoktu ama arka raflardaki tencerelerin birinde makarna vardı. Omuz silkip makarnayı aldım ve ocağa koyup altını açtım.
İdare ederdi.
Ben bunlarla uğraşırken Arkın sessizce beni izliyordu. Bu hali beni güldürse de kendimi tutarak ona döndüm.
''Konuşsana oğlum dilini mi yuttun? Korkma yemem seni, insan etini tercih etmiyorum.'' Gözlerim haylazca parladı. ''Bazı istisnalar dışında.'' yaptığım imayı anlamış gibi kaşlarını çattığında bu kez kendimi tutmayıp güldüm.
Bir süre sonra ısınan makarnayı alıp tabağa döktüm ve içecek bir şeyler var mı diye tekrardan buzdolabına yöneldim. Sanırım en iyi ihtimal gazı kaçmış kolaydı.
Burun kıvırsam da içeceksiz yiyemeyeceğimden kolayı alıp bardağa doldurdum. Ben yemek yemeye başlarken Arkın ağır adımlarla gelip karşıma yerleşmiş, beni izliyordu.
''Arkın alınma ama yemek yerken beni izlemesini hayal ettiğim kişi sen değilsin, başka tarafa bak amına koyayım.'' Derin bir nefes verip bakışlarını benden çektiğinde somurttu.
''Sanki ben seni izlemeye çok meraklıyım.'' Gözlerim bir kez daha parladı.
''Biliyorum, öylesin.'' diyerek sataştığımda cevap vermek yerine gözlerini devirdi ve telefonuyla oynamaya başladı. Ben de önüme dönüp yemeğimi bitirmeye devam ettim.
Alara Kandemir
Etrafta boğuk bir gürültü vardı fakat net bir şey çıkaramıyordum. Kafamı kurcalayıp son olanları hatırlamaya çalıştım. Arabada bomba olduğunu anlamamı, direksiyonun kilitlenmesini ve uçurumdan aşağı yuvarlanırken arabanın patlayıp parçalarının benim gibi denize düşmesini..
Bir süre kendime gelmeyi beklediğimde sesler netleşti. Bir adam vardı, belki birden fazla. Tam kestiremiyordum ama bir konu hakkında tartıştıklarını anlayabiliyordum. Kelimeleri seçemesem de ortam gergin gibiydi.
Gücümü toplayıp gözlerimi açmaya çalıştığımda ortamdaki beyaz ışık gözlerimi almıştı. Benim hareketlendiğimi gördüklerinde ikisi de sustu. Gözlerim aydınlığa alıştığında kafamı sağa sola hareket ettirmeye çalıştım ama boynumdaki boyun koruyucu buna izin vermedi.
Zaten canım da yanmıştı. Acıyla inlediğim sırada görüş açıma iki tane adam girdi. Biri ellilerinin ortasında ve hafif kelleşmişti, diğeri ise ona nazaran çok daha genç ama yapılıydı.
Adamlar bir süre beni izledi ve tekrar kendi aralarında konuşmaya başladılar. Kulaklarım hala çınlıyordu o yüzden pek bir şey anlamıyordum fakat genç olanın benim durumumu sorduğunu yakalamıştım.
Bir süre daha konuşup tartıştıktan sonra yaşlı adam genç olana bir reçete ve birkaç ilaç uzatıp gittiğinde odada yalnızca ikimiz kalmıştık.
Ellerimle destek alıp yattığım yerde doğrulmaya çalıştım fakat bedenimdeki acı buna izin vermedi. Acıdan inlememek için dişlerimi sıktım fakat yine de ağzımdan ufak bir ses kaçtı.
''Bekle.'' Adam beni belimden tutup yattığım koltukta dikleştirip arkama büyük bir yastık koydu.
''Beni duyabiliyor musun?'' Konuşamasam da kafamı hafifçe aşağı yukarı salladım. ''Güzel, peki görüşün iyi mi?'' Bir kez daha onu onayladığımda rahat bir nefes verdi.
''Boyun korucusunu açacağım, tamam mı? Daha rahat edeceksin.'' Bir şey söylemeden beklemeye başladım. Yavaşça boyunluğu çıkardığında canım yansa da dediği gibi daha rahattım.
''Neredeyim?'' dedim konuşacak gücü kendimde bulduğumda.
''Evimde.''
''Siz erkeklerin genel huyu herhalde yaralı birini görünce hastaneye götürmek yerine evinize atmak.'' Söylediklerim onu güldürmüş olacak ki dudağının kenarı kıvrıldı.
''Sayılır.'' Zorlukla da olsa ayaklarımı yere indirmeyi başardığımda ellerimi açıp kapattım. Fakat sol elimde bir sıkıntı vardı. Aynı hareketi tekrar ettim fakat herhangi bir his yoktu.
Panik vücudumu ele geçirirken sol elimdeki bandaja tırnaklarımı geçirdim.
Bir his belirtisi yoktu.
''Siktir.'' Tırnaklarımı ardı ardına bandajlı deriye geçirmeye başladığımda nefeslerimin hızı artmıştı.
Adamın ellerimi tutmasıyla dolan gözlerimi ona çevirdim. ''Bir şey söyleyeceğim ama sakin olacaksın tamam mı?''
Kafamı aşağı yukarı sallasam da sakin kalamayacağımı biliyordum. ''Seni bulduğumda çok kötü durumdaydın, en azından elin. Bütün deri parçalanmış ve büyük metal bir plaka eline saplanmıştı. Parçayı çıkardık fakat sinire denk gelmiş.'' Derin bir nefes alıp devam etti.
''Bu da hislerini parçalamış, sol elinde %80 his kaybı oluşmuş.'' Kaşlarım çatılırken söylediklerini inkar edercesine kafamı iki yana salladım. ''Fizyoterapiyle his kaybı %30'a kadar inebilirmiş.''
Nefes almak için kendimi zorladım. Odadaki oksijen yetersiz geliyordu. O da bu durumu fark etmiş olacak ki başımı ellerinin arasına alıp yüzüme doğru üfledi. ''Bana bak,'' bakışlarımı ona çevirmek için kendimi zorladım.
''Sakinsin, yok bir şey.'' Birkaç kez derin derin nefes aldıktan sonra az da olsa sakinleşmiştim.
''Kimsin sen?'' Hafifçe geriye çekildi.
''Bilmem, kimim ben?'' diyerek sataştığında kaşlarımı çattığımda ''Kim olmamı isterdin?'' diyerek devam etti.
''Kurtarıcım olmadığın kesin.'' diyerek takıldım ben de. ''Beni nasıl buldun?''
''Birkaç ufak,'' derken bakışlarını kaçırdı. ''işim vardı. İşlerimi hallettikten sonra seni gördüm. Kayalıkların orada bilinçsizce yatıyordun. Dediğim gibi, elinde büyük metal bir plaka vardı. Sadece o da değil, denizin birçok yerinde araba parçaları vardı. Söylesene ne oldu?''
''Arabada bomba vardı ve direksiyon kitlenmişti. Uçurumdan yuvarlandım ve kendimi dışarı attığımda araba patladı. Büyük ihtimalle o sırada parçalardan biri elime isabet etti.'' Daha çok kendimle konuşuyordum.
O da sanki bu konuyu konuşmak istemiyormuş gibi üstelemedi. ''Aç mısın?'' Kafamı aşağı yukarı salladım.
''Adın ne?''
''Kadınlar adımı pek önemsemez. Genelde onlar için önemli olan şey ağzımdır.'' Dudakları ukala bir tavırla kıvrıldığında gözlerimi devirdim.
''Emin ol şu anda uğraşabileceğim en son kişi sapık bir piç.'' Kaşları çatılırken dudaklarını büzdü.
''Pezevenk demeni tercih ederdim.'' Şakası ikimizi de güldürmüştü. ''Ama madem çok merak ettin, Barça. Adım Barça Demir.''
''Alara.'' dedim kendimi tanıtma ihtiyacı hissederek. Bir şey söylemese de gülümsedi.
''Pizza yer misin?''
''Yani sen şimdi hasta ve yaralı birine çorba yerine pizza mı sipariş edeceksin?'' Omuz silkti.
''Çorba yapmayı bilmiyorum, ayrıca sevmem. Ama emin ol, herkes pizza sever.'' Aslında haklıydı. Çorbanın yanında pizza çok cazip kaçmıştı.
''Kabul, ama mantara alerjim var.''
''Sıkıntı değil.'' telefondan bir restoranı arayıp sipariş verdi. Dakikalar sonra iki kutu karışık pizzayı alıp geldiğinde gözlerim hevesle parladı.
''Aşırı güzel kokuyor.'' Acımı umursamadan ayağa kalkıp kutulardan birini aldığımda sırıttı. ''Telefonumu kurtarmış olma ihtimalin yok değil mi?''
''Seni bulduğumda telefonun yanındaydı,'' dediğinde ufak bir umut içimi sardı. ''Yaklaşık 200 parçaya bölünmüş bir halde.'' Omuzlarım yenilgiyle çöktü.
''Eğer istediğin bir telefonsa, yarın bir tane alırım.''
''Sağ ol.'' Gülümsemesi tatlıydı fakat bir kadını on saniye içinde yatağa atabilecek kadar da şeytaniydi.
''Geç oldu, dinlensen iyi olur. Doktor iki saatte bir ilaçlarını yenilememi istedi. Ayrıca elindeki bandaj da yenilenecek.'' Kafamı anladım dercesine aşağı yukarı salladığımda ikimizde pizzalarımızı bitirmiştik.
Ben tekrardan koltuktaki yatağıma geçerken Barça da peşimden gelip karşımdaki iki koltuğa oturdu.
''Burada mı uyuyacaksın?''
''Uyumayacağım.''
''Ne? Neden?''
''İlaçların Alara, onların yenilenmesi lazım. Ayrıca gece her ihtimale karşı buradayım. Uyumayacağım.'' Kaşlarımı çatsam da kararlı bakışları itiraz edemezsin dercesine üzerimde geziniyordu.
''Peki.'' diyebildim ona karşılık. Gözleriyle yatağı işaret etti.
''Uyu hadi, bugün fazla yoruldun.'' Dediğini ikiletmeyip yatağa geçtiğimde gözlerimi kapattım ve karanlığın beni esir almasına izin verdim.
Peki hepinizin Alara'yla Kılıç'ın birleşmesini beklemesi qlpfksğvkqğfkasğfa
Tamam tamam zorlamayacağım, yani henüz :d
Kılıç, Arkın, Arel, Barça... Olduk dört, Ama tabii ki siz yine Kılıç'ı seçersiniz qowfjqıofjıfjaıfj
Bölü hakkındaki yorumları böyle alabilirim->>
IG: spyke_light
Hem buradan hem ınstagram'dan taip ederseniz kitap çok daha hızlı büyür ve daha fazla okuyucuya ulaşır
Bir sonraki bölümde görüşürüz
;)
