Reyyan o gece geç uyudu.
Gözlerini kapattığında bile o adamın sesi aklındaydı.
“Bugün eve erken dön.”
Basit bir cümleydi ama zihnine takılı kalmıştı.
Sabah uyandığında kendine kızdı.
“Abartıyorsun,” dedi aynaya bakarak.
Ama içindeki huzursuzluk gitmemişti.
Okula giderken aynı sokaktan geçmedi.
Uzun yolu seçti.
Ama hiçbir şey değişmedi.
Sanki sorun sokakta değilmiş gibi… onunla birlikteymiş gibi.
Gün normal geçti.
En azından öyle görünüyordu.
Ama çıkışta, kapıdan adımını attığı an durdu.
Bir an.
Sonra tekrar yürüdü.
Ama his değişmemişti.
Biri onu izliyordu.
Telefonunu eline aldı, etrafına bakındı.
Kimse yoktu.
“Saçmalama,” dedi kendi kendine.
Ama hızını artırdı.
Sokaklara girdi, yön değiştirdi.
Yine de o his gitmedi.
En sonunda durdu.
Bir köşeye yaslandı.
Derin nefes aldı.
“Tamam… bu kadar yeter.”
Tam o anda, karşı kaldırımda bir hareket gördü.
Bir anlığına.
Bir adam.
Siyah giyinmişti.
Ama Reyyan başını çevirdiğinde orada kimse yoktu.
Boştu.
Reyyan gözlerini kıstı.
“Yeter artık…”
Hızlı adımlarla yürümeye başladı.
Eve vardığında kapıyı kapattı ve arkasına yaslandı.
Sessizlik.
Ama bu kez sessizlik rahatlatmıyordu.
Rahatsız ediyordu.
Telefonunu açtı.
Mesaj yoktu.
Arama yoktu.
Hiçbir şey yoktu.
Ama tam o anda ekran bir saniye titredi.
Bilinmeyen bir numara.
Sadece bir mesaj:
“Eve ulaştın mı?”
Reyyan’ın eli dondu.
Mesaja baktı.
Kalbi hızlandı.
“Kim bu?”
Cevap yazmadı.
Telefonu masaya bıraktı.
Ama gözünü de ondan ayıramadı.
Çünkü artık netti.
Bu bir tesadüf değildi.
Ve biri gerçekten onun hayatının içine girmişti.