Çığlık sesinin geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Çünkü ses çok tanıdıktı bu ses Qidi'ye aitti.
Oraya ulaştığımda kanlar içerisinde olan Qidi'yi gördüm başında muhafızım Elqen vardı.
"Ne oluyor burada Elqen Qidi'ye ne oldu böyle neden bu halde?"
"Prensesim çığlık sesi duyunca koridora doğru koştum, yerde leydi Qidi'yi gördüm üstünde siyah renkli bir duman vardı. Ona doğru gelince gitti bende leydi Qidi ile ilgileniyordumki siz geldiniz."
Korkuyordu kendimi bildim bileli ikiside birbiribe aşıktı birbirlerini okadar delicesine seviyorlardı ki, sırf ayrılmasınlar diye muhafızı yanımda bu okula getirmiştim.
"Siyah duman mı?"
Hemen Qidi'yi kucağıma aldım. Biz elfler oldukça güçlü bir vücuda sahibiz, bu yüzden onu kaldırırken zorlanmadım, ama o gün gördüğüm şey sanırım gerçekti. Elqen Qidi'ye zarar verecek son kişiydi ve gördükleri benim gece ormanda gördüğüm şeye oldukça benziyordu.
"Hey Errel o ölmek üzere ve acı çekiyor acısına son vermeye ne dersin?"
"Ne dedin"
Vampir prens yanımdaydı ve ona sormuştum bu soruyu oda anlamamış bir suratla bana bakıp
"Ne? Ben birşey demedim!"
Dedi peki bu ses nerden geldiki? Nasıl sadece ben duydum?
Alt kata indiğimizde
"Şifacıları çağırın çabuk!"
Diye bağırdım Qidi benim için çok değerliydi onsuz yapamazdım hayatımın her anında yanımdaydı bir hizmetkardan çok bir abla gibiydi benim için ve onu bırakmak istemiyordum. Hayatımda ilkkez acı isimli duyguyu hissettim.
Onu şifacılara teslim ederken korkuyordum, Elqen de en az benim kadar üzülmüştü ama şu an üzülme zamanı değildi. Kim Qidi'ye saldırdı onu bulmalıydım.
Şifane'nin önünden ayrıldım, artık melek Errel bana yardım edemezdi sıra şeytanı ortaya çıkarmaktı öfkenin tüm damarlarımdan akmasına izin verdim.
Yazar'dan
Errel içindeki asi ve karanlık ruhuçıkardı. İçerde yatan kişi ablasından farksızdı onun için, o asi ruhu ortaya çıkardı.
Prenses oldukça öfkeliydi vampir prens arkasından geldi ama ona fazlada yaklaşamıyor du oldukça öfkeliydi, prenses soluğu odasında aldı odasındaki hancerini aldı ve saldırının olduğu koridora doğru gitti gözlerinde öfke dışında başka bir duygu yoktu intikam istiyordu ölüm istiyordu uzun bir aradan sonra tekrar kan istiyordu kana olan susuzluğunu gidermek istiyordu.
"Kimsin yada nesin bilmiyorum ama Qidi'ye yaptığının bedelini ödeyeceksin!"
Bağırmıştı oldukça sinirliydi aklında intikam dışı bir düşünce yoktu
"Beni göremezsin prenses ben istemediğim sürece duyamazsın bile"
Yankı içerisinde bir ses duyuyordu, vampir prens onu salonun köşesinde görünmeyecek şekilde, gizlenmiş halde onu dinliyordu ne olduğunu anlamamıştı. Elf prenses kendi kendine konuşuyor havaya bağırıyordu. Ayrıca melek halinden eser kalmamıştı. Prenses kendi kendine bağırıyor du bu durum kayne'nin kafasını karıştırmıştı neden bağırıyor du yada, kime bağırıyor du?
Prenses arkasından ona yaklaşan bir şey hissetti, elindeki hanceri sıkı sıkı tutup etrafında bir daire çizdi. Hançeri şimdi karşısındaki kişinin boğazındaydı. Boyu ondan uzun olduğu için gözlerini yukarı kaldırarak ona baktı, ona şaşkınlıkla bakan vampir prensi gördü.
"Ne o prenses beni öldürmek için bukadar heyecanlı olduğunu bilmiyordum." Yine her zamanki gibi kibirliydi vampir prens
"Kişisel bir mesele değil, lütfen yanlış anlamayın lordum."
Errel oldukça sakindi, ilkkez hancerini birinin boğazına saplamadan durdu.
"Hımmm peki bu hançeri neden hala boğazımda tutuyorsunuz leydim?" Dedi soru sorar bir şekilde.
"Belkide biraz daha konuşursanız boğazında saplayabilirim diye." Alaycı bir ses tonu vardı prensesin.
"Hani beni öldürmeyecektiniz?" İkiside birbirine karşı alaycıydı.
"Fikrim her an değişebilir lordum" artık olay biraz sakinleşmeye başladı hatta öyleki ayak üstü flört etmeye başladılar.
"Bukadar güzel bir prensese silah yakışmıyor leydim. Sizin şu an eş seçmeniz gerekirdi. Boğazıma hançer dayamanız değil." Flörtöz bir ses tonuyla.
"Sizce ben evlenme meraklısı birinemi benziyorum lordum?" Sesi soğudu birden prensesin.
"Haklısınız leydim evlenmek size göre değil. Siz şiddet seviyorsunuz değilmi?" Sorusu espiri, ima ve birazda alay içeriyordu.
"Prens Kayne, kibriniz birgün başınıza büyük belalar açacak. Hükümdar olmak istiyorsanız önce kibrinizden kurtulun." Bilmiş bilmiş konuştu prenses.
"Konu nasıl benim tahtıma geldi leydim?" Prens hala flört ediyordu.
"Biz buraya taht için gelmedikmi?"
Anlamamış numarası yapmaya devam ediyordu, Errel.
"Haklısınız ama eş seçimi içinde geldik." Prens niyetini açıkça belli etmeye çalışıyordu, ama prenses hala umursamıyordu.
"Aahhh malesef bu diyarda bana uygun bir eş adayı olduğunu sanmıyorum. Neden hakkım olan tahtı sırf eşim diye başkasıyla paylaşayım ki?" Prense uğraşmak onunda hoşuna gidiyordu.
"Bu diyarda size uygun bir eş adayı yokmu sizce. Birde bana kibirli dersiniz. Sanki burda kibirli taraf siz oluyorsunuz gibime geldi." Alaycı bir ses tonu vardı yine ve yeniden.
"Haklısınız kibir herkeste olan bir duygudur ama yerinde iyidir her dakika kibirli olmak farklı yerinde kibirli olmak farklı." Prenses hazır cevaptı, bu onu çok iyi bir laf ustası yapıyordu.
"Yani kibirli olduğunuzu kabul ediyorsunuz."
"Öyle kibir herkeste olan bir duygudur dediğim gibi."
"Peki hanceri boğazımdan ne zaman çekiçeksiniz?"
Prenses yavaşça ve dikkatlice hançeri indirdi.
"Şimdi oldumu? Rahatladınızmı prensim?" İma dolu sesi prensi oldukça etkiliyordu ama ikisinde aşk denen duygudan bihaber'di.
"Bir kuş kadar hafifledim. Leydim."
Tam errel birşey diyecektiki, koridordaki ayak seslerini duydular. İkiside hemen odanın köşesine saklandılar, ikisininde saldırı olan bir yerde bulunması, oldukça şüpheli olurdu.
Kapı yavaşça açıldı, vampir prens bir plan düşündü buradan çıkmak için.
"Hey prenses şimdi burdan çıkmamız gerek, bana yardımcı olman gerek ama."
"Tamam ne gibi bir yardım?"
İkiside duvara yaşlanmıştı, kayne ile errel birbirlerine oldukça yakınlardı. Aralarında boy farkı olmasa, neredeyse yanakları biribirine değecekti.
"Seni kucağıma almam gerek." Dedi vampir prens, errel şok olmuş bir suratla prense baktı.
"Ne saçmalama hayatta olmaz." Sesi birden değişmişti
"Neden yakalanmakmı istiyorsun?" Diye sordu prens.
"Elbette hayır ama kucağına alsan Ne yapacaksın? Onu anlamış değilim." Prenses oldukça inatçıydı.
"Ben bir neyim prenses?" Diye aşağılayan ve sinirli gözlerle baktı.
"Vampiiir haaaa anladım, beni kucağına alacaksın ve kapıdan geçireceksin. Ama kapıdan nasıl geçireceksin? Sesleri duymuyormusun? Geliyorlar." Prenses oldukça inatçı olmaya devam ediyordu.
"Evet ama kapı kapanmadan geçebiliriz." Diye bir öneride bulundu vampir prens
"Bak yakalanırsak fena olur."
"Ya dediğimi yap yeter, ejder ateşi ."
"Ejder ateşimi?"
"Evet o kadar sinirlisinki, sana yakışan isim bu. Amaaaan uzatmada tüyelim burdan."
"Tüymekmi aaaw hayır, daha farklı bir şey var kafamda."
"Ne gibi?"
"Sen bizi çıkartta, gerisini bana bırak."
Dedi Errel elini prensin boynuna doladı, prens prensesi yavaşça havaya kaldırdı.
Kapıdan önce müdire geldi, yanında eşi müdür de gelmişti ikiside farklı ıralardandı, müdüre bir cadı, müdür ise sirenlerdendi. Arkalarından yaklaşık on tane muhafız geldi, hepsi kapıdan geçti tam kapı kapanacakken
Prens Kayne kapıdan geçti. Errel onun kucağındaydı kapıdan çıktıktan sonra yandaki resim odasına gitti.
"Beni indirirmisin? Yoksa böyle durmak mı istiyorsun?" Prenses alayla söylemişti bunları.
"Aslında ben halimden memnunum, ama madem böyle dediniz... sizi indirmiycem."
"Saçmalama indir beni ölümsüz!"
"Demek ölümsüz bu adımı layık gördün bana?"
"Dalga geçemiyorum beni indirmezsen prens senin o çok sevdiğin canını alırım!"
"Tamam sakin ol! Benimle yakın olmak zor biliyorum. Yakışıklılığımdan etkilendin sende haklısın." Saçlarını savurup yüzünü iyice açtı
"Ne saçmalıyorsun be indir beni çabuk!" Sesi otoriter ve soğuktu, prens o bunu yaptıkça dahada uğraşıyordu onunla.
"Tamam tamam indiriyorum." Bir yandanda gülümsüyordu prensesi yavaşça aşağı indirdi prenses onu öldürecek gibi bakıyordu.
"Neyse hadi bakalım düş peşime, daha işimiz bitmedi, madem buradasın bana yardımcı olacaksın."dedi bir yandan eteğini düzeltiyordu.
"Tabii leydim nasıl isterseniz. Ama unutmayın! Yaşça büyük olan benim bana emir veremezsiniz."
"Hayır en fazla kaç yaşındasın ki? Ayrıca emir vermiyorum madem buradasın beraber halledelim diyorum."
"Öncelikle emir verdiğin konusunda oldukça eminim. Ayrıca ben yüz on yedi yaşındayım. Yani sen doğduğunda bile ben,bir asırı bitirmiştim."
"Aman neyse uğraşamam şu an hadi uzatmada gel!"
Errel Kayne 'nin bileğinden tutup resim odasından çıkardı. Ve saldırının olduğu salona gittiler tekrar prens ara sıra elini tutan prensese bakıyordu isteksizce gözleri kayıyordu.
Prenses kapının önüne geldiğinde prensin elini bıraktı, üstünü başını düzeltti ve salona daldı.
"Leydi Errel böyle hareketler yapıp saldırı olan bir yere giremezsiniz!"
"Kurallar umrumda değil ben burda olan ne ise onu öğrenmek istiyorum."
"Neyi öğrenmek istiyorsunuz ki?"
"Mesela hizmetkarım Qidi'ye ne olduğunu? Ona saldıranın kim yada ne? Olduğunu olabilir."
"Ona birşeyin saldırdığını nerden çıkarıyorsunuz belkide muhafızınız yapmıştır olamazmı?"
"Olmaz öyle şey hizmetkarıma saldıran şey şu an bu okulun içinde dolanıyor benim muhafızım Elqen asla böyle bir şey yapmaz ayrıca yapsa bile olmaz Qidi'nin nerdeyse tüm kemikleri kırılmış bunu bir muhafız yapamaz. Ve o bahsettiğiniz şey bir yaratık onu daha öncede gördüm."
"Ne zaman gördünüz? Nerde gördünüz?"
"Ormanda geldiğim gece siyah bir duman vardı ve kırmızı ile mor tonlarının karışık olduğu bir göz rengi vardı."
Eveeeeet bir bölümün daha sonuna geldik umarım okurken eğlenirsiniz sizi seviyorum ALLAH'A EMANET (💜)