Keyifli okumalarrr.
~Hayata karşı son umudununda tükenmesi ~
Sanki ellerini bağlamış denize atmışlar seni, şimdide "hadi kurtul" diyorlar.
Sanki bir kelebeğin kanatlarını koparmış şimdide "uçsana" diyorlar.
Sanki ayakların parangalanmış şimdide "özgürce dolaş" diyorlar.
Yani tek kelimeyle hepsi birlikte seni öldürmüş, şimdide "neden yaşamıyor?" diye soruyorlar.
Zaten tüm bu olanların sebebi onlariken sizce bu onların umrundamı?hayır tabiki.
Karşıma baktığımda solmuş bir beden yatıyordu.Az daha kaybediyordum onu.Ruhen kaybetmiş olsam bile fizikkende kaybetmeye dayanırmıydı bu yürek bilmiyorum.
Siyah uzun saçları çarşafın üzerine dağılmış, koyu kahverengi gözleri kapalı öylece yatıyordu.Solmuş beyaz teni, kurumuş soluk dudakları ile sanki ölüden farksızdı.Bir eli göğsünün üzerinde, diğer eli ise yatağın üzerinde öylece duruyordu.
Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen dışardan bakıldığında sanki bir ressamın öylesine yaptığı ama sonda beklenmeyecek kadar, tüm tablolara zıt ama hepsinden daha güzel o toblodan farksızdı bu manzara.
Tüm bu tablolar arasında kendi ruhunu anımsatan ve bir kelimeyle seni anlatan o tabloyu görmek senin elindedir.Işte o tablo tüm tablolar arasında en güzelidir.Nasılki kendi ruhunun güzelliğini görmüş o kişi hayatında da en çok değer verilen o kişi olacaktır.
Şöyle bir deyim vardır: bir kelimeyle kendi değerimizi kendimiz berirleriz.
Ona doğru yaklaşıp yatağın boşta kalan kısmına oturdum.Ona daha dikkatli baktığımda alnında hafif hafif ter damlalarının olduğunu fark ettim. Elimin tersini alnına koyup ateşni ölçtüm.Ateş içinde yanıyordu resmen.Hızla ayağa kalkıp Doğukanı aradım.Kendisi doktordu.Hastaneye gidemediğimizden o buraya gelmişti.
"Evet"
"Doğukan Erdanın ateşi çıkmış."
"Çağıl bunun olucağını zaten sana söylemiştim.Bu 24 saat onun için çok önemli.Çok kan kaybetmişti bu yüzden kendine gelmesi uzun sürecektir."
"Öylece beklememi istiyorsun yani?" sinirle çıkıştım.
"Hayır.Böyle olcağını bildiğimden sana verdiğim reçetede yazdığım ateş düşürücülerinden kullansın.Durduğu zaman ağrısı olacaktır reçetedeki ilaçları kulana bilir."
Ama o ağırı kesicileri kesinlikle kulandırmayacağını biliyordu.Kurşunu omzundan çıkardığında bile ilaç kullanmasına izin vermemişti.Neyseki kız bayqındı ve kurşun da çok derine girmemişti.Bunu ilk defa kendine dediğinde delirdiğini zanetmişti hatta.Neden böyle yaptığını gerçekten merak ediyordu.
"Tamam " deyip yüzüne kapatım.
Tabiki de Ervanın o ilaçları kulanmasına izin vermiyecektim.Ne kadar az ilaç bir o kadarda yaşam demekti Erva için .Ervaya söz verdirdiğimde öylesine yaptırmamıştım bunu.
Reçeteni komidinin üzerinden alıp odadan çıktım.Evden çıkıp hızla arabaya bindim.En yakın Eczaneye girip ilaçlarıda aldıktan sonra vakit kaybetmeden arabayı eve doğru sürdüm.O baş belası biraz daha evde yalnız olursa hasta olmasını umursamadan ya kendine bir şey yapardı yada evi başına yıkardı.Her iki türdede kendine zarar vermiş olurdu muhtemelen.
Çok vakit geçmişti ve artık durmuş olmalıydı.Zaten her şey sekteye uğramıştı ve yine bir şey öğrenememiştik.Ben zaten ona boşa kürek çektiğimizi söylemiştim.Böyle insanlar kötü işlerini ulu orta yerde yapmazlar değilmi?
Ama Erva her seferinde " Bu işlerde ne kadar profesyonel olursa olsalar bile hepsi ayrı ayrılıkta bir açık verecektir değilmi?İşte tüm bu açıkların hepsi birlikte bize istediğimizi verecektir." söylüyordu her zaman.
Belkide doğruydu bilmiyorum? Hepsi ayrılıkta hiç bir şeye yaramamış olsalar bile hep birlikte bize bir ipucu verirlerdi belki kim bilir.
Kaldırımdaki bir çocuk ve kızın şakalaşarak tartıştığını gördüğümde
gözümün önüne gelen anıyla az kala kahkaha atacaktım.Gelecekteki çocuklarımın katili olucaktı resmen.
Ah deli bu kız...
(İlahi bakış açısı)
Genç kız okuldan çıkıp yürümeğe başladı.Bu gün eve otobüsle gitmek istemiyordu.Sanırım biraz yalnız kalmaya ihtiyacı vardı hepsi bu.
Herkesten uzak~ yalnızca kendisi...
Nedense bu gün kötü hisediyordu. Sanki biri kalbini sıkıp bırakıyordu.
Rüzgar esiyor siyah uzun saçlarını yüzüne vuruyordu.Eteğinin yukarı kalkmasını umursamadan öylece hissiz bir şekilde yürüyordu.
Başına inen sancıyla yerinde sendeledi.Durup baş dönmesinin geçmesini bekledi.Duvardan destek alıp yavaş bir şekilde üzerinin kirlenmesini umursamadan kaldırımda oturdu.Sanki evren bu sessiz anlaşmayı kabulenmiş gibi gibi ətrafda hiçbir ses ve bir kaç keçip giden insandan başka sokakta hiç kimse yoktu.
Boş bakan harelerini karşı kaldırıma dikti.
Bir şeyler eksikti işte...
Çocukluğunun bir kısmı yoktu anılarında.
Boşa yaşıyormuş gibi hisediyordu.
Bir insan yarım bırakılırmıydı?
Peki bir insan kayıp olabilirmiydi bu hayata?
Genç adam duvarın arkasında gizlenmiş kaldırmda oturmuş kızı izliyordu.Elini kaldırıp rüzgardan dağılmış sarı saçlarını geriye doğru attı.Böylesi daha iyiydi yoksa saçlarından dolayı kızı iyi göremiyordu .Bu defa her şeye rağmen kızın karşısına çıkacaktı.Sanırım onu bulmuştular ve geç olmadan onunla konuşmalıydı.Bu defa da kayıp edemezdi onu.
Dikkatini kıza verdiğinde hala karşı kaldırıma baktığını gördü.Baktığı şeye baktığında küçük bir yaprağın rüzgardan dolayı bir köşeden diğer köşeye savrulduğunu gördü.
Eee ne vardı ki şurada böyle saatlerce bakılacak?
Bu küçük kızın gördüğü ama onun orada göremediği şeyi gerçekten merak ediyordu.Çok derin bakıyordu.Sanki karşısında biri varmışta veya bir olay oluyormuşta hiç bişey yapmadan öylece seyrediyor gibiydi.
Bir süre kız karşı kaldırımı izlerken oda kızı izledi.
Kız her şeyden arınmış bir şekilde ayağa kalkarken yürümeğe başladı.Böyle sessizce bir şeyleri izlemek ona hep İyi gelirdi.
Hep mutlu görünmek kolay görünsede hayattın en zor kuralıydı işte.Üzgünsün ama mutlu olmağa kendini zorlarsın, daha doğrusu mutlu görünmeye.
Gerçek duygularımızı bile yansıtmak yasaken yaşanılırmıydı bu hayatta ha?
Artık eve gitmeliydi bu yüzden yürümeğe başladı.Karşısına çıkan iki sokaktan sol taraftakine doğru yürüdü.
Genç çocuk kızın ayağa kalkıp yürüdüğünü gördüğünde yine farkettirmemeğe çalışarak onu takip etmeğe devam etdi.Eğer her şey yolunda giderse karşısına çıkacaktı.
2 yıldı görmüyordu ve çok özlemişti.
Kız izlendiği hissine kapılırken kalbi hızlı atmağa başladı.Bu zamanlar sanki her yerde izleniliyor gibi hissediyordu ve hatta uyduğunda bile.
Belkide artık paranormal olmuş gitmişti diye düşündü.Adımlarını arkadaki kişiye çaktırmadan hızlandırırken arkaya bakmamaya çalıştı.
Karşına çıkan yola doğru dönerken duvarın arkasındaki büyüklü küçüklü çöp kutularının arkasına gizlendi.
Sessiz bir şekilde gizlenip olacakları bekledi.
Karşısındaki kız kayb olurken addımlarını hızlandırdı.
Yine nereye gitti bu kız?
Karşısına çıkan iki yolun tam ortasında dururken hangi tarafa gidebileceğini düşündü.
Arkasında bir hareketlilik hissederken hızla arkasını döndü.Vakit kaybetmeden yüzüne gelen şeyi tuttuğunda ne olduğunu anlamaya çalıştı.
Hala aklı olanları kavramazken elinde tuttuğu şeyi kendine çekip kenara attı.Attığı şeye baktığında küçük çöp kutusu olduğunu anladı.
Karşısına baktığında Ervanın donmuş bir şekilde kendine baktığını gördü.
Çöp kutusu o kadarda ağır değildi.
Filimlerde işte arkanda biri olurya taş ve ya sopayla seni bayıltmak ister.Bizim kız onu çöp kutusuyla bayıltmak istiyordu.
"Tam bir fiyosko.Benim gibi birine en son seçenek bile olmazdı bu."diye düşündü Çağıl.
Karşısındaki kız kendine gelmiş olmalı ki kaçmak için arkasını dönmüştiki bileğinden tutup onu kendime çekti.Kızın saçları yüzüne savrulurken şok olmuş gözleriyle ne olduğunu hala idrak edememişti.
Elini çekmeye çalışırken "Sakin ol" dedi Çağıl ve korkmasın diye bileğinin üzerindeki ellini gevşeti.Bunu beklemiş olmalıki elini çekip malum yerine dizini geçirdiğinde acıyla inledi.
"Aptal" diye bağırken yere diz çökmüştü Çağıl.
Onun korkutuğunu anlayan çocuk, kaçmadan arkasından"Erva?" diye seslendiğinde kız duraksadı.
Yüzünü ona döndüğünde ismini nerden öğrendiğini düşünüyordu.
"Saat kaç? "
Kız onunla dalga geçtiğini düşünürken karşısındaki çocuğun dediklerile gözleri büyüdü.
Eşitiklerine inanmazken artık bu olanlara anlam veremiyordu.
"11:11"
"Bu olamazdı
