Duştan çıktım ve üzerime yeni üniformamı geçirdim. Hemen yan taraftaki çamaşır odasına girdim. Kirli üniformayı bıraktım. Yeni yıkanmış üniformaları almadan odadan çıktım. Normal şartlarda odalara kadar çıkartılıyordu fakat ben kendim almayı tercih ediyordum. Kırışıklıklardan hoşlanmazdım. Özellikle askeri üniformamda olan kırışıklıktan hiç hoşlanmazdım. Merdivenleri çıktım. Tam karşımda Asil abi duruyordu. “Komutanım?” Salak salak yüzüne baktım. “Çık rütbeden.” Asil abi daha rahatlamış bir şekilde konuşmaya başladı. “Benim hanım doğuruyor da rakı sofrasını…” Bu adam ne anlatıyordu? “Abimsin ama pek de geri zekalısın! Lan koş git kadının yanına Sedefi de alır geliriz biz.” Gülümsedi. “Tamam.” Telaşla arkasını döndü ve uzaklaştı. Sedef Asil abinin tek kızıydı. Leyla abla ise Asil abinin karısıydı. Tam da doğuracak günü seçmişti! Asil abinin koşarak askeriyeden çıktığını gördüm. Bende odaya doğru koşarak gittim. Kapıyı açtım. Kapatmadan dolabımı açtım ve telefonumu aldım. Odadan çıkarken Ayını aradım. “Alo Ayın?”
“Efendim?”
“Ekibi topla hastaneye gidiyoruz. Leyla abla doğuruyormuş.”
“Doğacak günü seçti kerata! Biz daha buna isim beğenmedik?”
“Yolda düşünürüz onu.”
Telefonu kapattım ve kolumdaki saate baktım. Sedefin çıkmasına on beş dakika falan vardı. Askeriyenin kapısında duran askere yaklaştım. “Üniformalarımı al, odama çıkart. Tek bir kırışıklık olmasın.” Kafa salladı. “Emredersiniz komutanım.”
Askeriyenin bahçesine çıktım. Kartal II timi hazır bir şekilde bekliyordu. “Binsenize arabaya.” Emre elini arabaya doğru uzattı. “Önce sen bin Dağ Çiçeğim.” Ayın Emre’nin omzunu sıktı. “Çok feci dayak yiyeceksin ve zevkle izleyeceğim.” Esin gözlerini devirdi ve arabaya binerken konuştu. “Kredi kartıyla çek pas yaptırmak vardı şimdi.”
Herkes sonunda arabaya yerleşebilmişti. Sürücü koltuğunda ben oturuyordum. Esin başkan, evet o başkandı, her zamanki gibi ön koltukta oturuyordu. İlk rotamız okuldu. Önce Sedefi alacak sonrada hastaneye gidip Asil abinin iki numaraya bakacaktık.
Emre: Komutanım?
Ayın: Hangi komutanın?
Emre: Karan komutanım?
Karan: Efendim Emreciğim?
Emre: Saçınız biraz şeetmişte onu diyecektim.
Karan: Ben seni bir şeedecem o zaman görecen sen.
Araba sessizliğe büründü. Okula varmak üzereydik. Arabayı yavaşlattım ve durdurdum. Hızla arabadan indim. Okulun kapısından girdikten sonra etrafa bakındım. ‘Neredeydi lan bu sınıf? 3/C miydi neydi?’ En mantıklı seçenek olan Esin’i aradım.
Karan: Esin, bu Sedefin sınıfı neredeydi?
Esin: İkinci kat koridorun sonundaki sınıf, 3/C komutanım.
Emre: Nasıl da biliyor her şeyi gönlümün efendisi!
Esin: Çıkarır vururum seni! Anladın mı beni!
Emre asla boş durmuyordu. Onları kendi hallerine bıraktım ve telefonu kapattım. İkinci kata çıkmak için merdivenlere yöneldim. Merdivenleri üçer beşer çıktım. Ben koridorun sonuna geldiğimde zil çalmıştı. Bütün sınıf kapıları zille beraber açıldı. ‘Kapıda mı bekliyor bunlar?’ Onlarca koşuşturan çocuğun arasından Sedefin sınıfına dalmak suretiyle giriş yaptım. Evet! Sedef henüz çıkmamıştı ve eşyalarını topluyordu. “Sedef?”
“Karan abi!”
Kucağıma atlayan miniğe şefkatle gülümsedim. “Neyi oluyorsunuz Sedefin?” Öğretmen olduğunu düşündüğüm kadına döndüm. “Babasının komutanıyım. Almamı rica etti.”
“Ceylin ben. Sedefin öğretmeniyim.”
Karan: Karan bende. Sedef! Bil bakalım nereye gideceğiz?
Sedef: Nereye?
Karan: Kardeşini görmeye akıllım!
Sedefi kucağıma aldım. Kapıya doğru adımladım.
Karan: İyi akşamlar öğretmen hanım.
Ceylin: İyi akşamlar komutan bey.
Gülümseyerek sınıftan ayrıldım. Her ne kadar taş kalpli olsam da konu Sedef olunca yumuşuyordum. Kucağımda olan Sedefi omzuma aldım. Merdivenleri indik ve okuldan çıktık. Arabanın arka kapısını açtım ve Sedefi Ayına verdim. Bir gün Sedef gibi bir kızım olmasını çok isterdim. Arabanın etrafından dolandım ve sürücü kapısını açtım. Ben arabayı çalıştırırken Sedef ve Ayın konuşuyordu.
Sedef: Ayın abi!
Ayın: Ne isticem kız?
Sedef: Matematik ödevim var da yardım eder misin?
Ayın: Böbreğimi isteyeceksin sandım. Olur ederiz.
Sedef: Yaşasıın!
Sedef çantasını karıştırmaya başladı ve bir kitap çıkardı. Kitabı Ayının kucağına bıraktı. “Sayfa 32.” Ayın sayfaları karıştırdı ve ödevin olduğu sayfayı buldu. “Bu ne lan böyle? Ben hatırlamıyorum bunları! Ne işareti bu?”
“Bölme.”
“O ne?” Ayının yüzündeki ifadesizliği gören Esin olaya müdahale etti. “Ver Allah’ın zekisi ver!” Emre yeniden olaya dahil oldum. “Esinim nasılda çözecek şimdi izleyin!” Esin bağırdı. “Arabayı durdurun inecek var!” Emre gerçek ve saf bir merakla Esine döndü. “Nereye Dağ Çiçeğim?” Esin olabilecekmiş gibi daha çok sinirlendi. “Cehennemin dibine!” Ayın ve ben gülerken Esin delici bakışlarını üstümüze çevirdi. “Tamam sustuk.” Ayın yeniden sessizliğine gömülürken bende yola odaklandım.
(…)
Kavga dövüş hastaneye girdik. Gördüğüm tanıdık yüzle gülümsedim. “Komitan!” El sıkıştık. Şivesi oldukça komikti. “Asil ve karısı hangi odada acaba?” Elimi bıraktı ve koridorda yürümeye başladı. “Hemen götürem.” Devran Ağa hastanede çalışıyordu. Herkes ona Devran Ağa dediği için bende ona öyle sesleniyordum. İyi biriydi. Bize zararı yoktu. Hatta tam tersine yararı vardı. “Devran Ağa benimle kız istemeye gelir misin? Esinim sana hayır diyemez!”
Esin: Ameliyathane ne tarafta? Kendimi keseceğim artık!
Devran Ağa ve Emre sırıtırken Esin ikisine de gözleriyle ateş ediyordu. Kapının önünde durduk. “Burasıdır komitanım. Girersiniz.” Kapıyı çalmaya tenezzül bile etmeden içeriye daldım. Asil ayağa kalktı.
Asil: Komutanım.
Karan: Kız mı erkek mi?
Asil: Erkek komutanım.
Karan: Tamam şimdi rütbeden çıkabiliriz.
Emre: Esinim bizimde…
Esin: Ağzını kırarım bak! Sakın o cümlenin devamını getirme!
Ayın: İsmi ne olacak bunun?
Asil: Bu falan ayıp oluyor.
Sedef: Baba!
Asil: He kızım.
Sedef: Bu ne?
Asil: Kardeşin?
Sedef: E küçük bu?
Karan: Yiğit olsun mu?
Asil: Siz ne derseniz o komutanım.
Karan: Senin oğlun lan o. Olur mu olmaz mı?
Leyla: Asil, oğlumuzun adı Yiğit olsun. Çok güzel, ben sevdim.
Asil: Olsun.
Leyla, Asilin karısı, bizimse ablamızdı. Sedefin annesiydi. Sedef koyu kahve saçlarını annesinden almıştı. Yiğit daha çok Asil abiye benziyordu. Saçları daha açık kahveydi. Leyla ablaya yaklaştım ve Yiğit’e daha yakından baktım. Küçücüktü. Geri çekildim. “Hasta ziyaretinin kısası makbuldür. Biz yavaştan kalkalım.” Odanın kapısını açtım. “Hadisenize lan!” İlk önce Esin odadan çıktı. Peşinden Emre gitti. Ayın çıkarken konuştu. “Allah analı babalı büyütsün.” En son ben çıktım ve kapıyı kapattım.
(…)
Hastaneden dönmüştük. Gece saat ikiye yaklaşıyordu. Yatakhane sessizdi. Emre çoktan uyumuştu. Asil abi hastanede, Leyla ablanın yanında, kalmıştı. Esini göremiyordum ama Ayın uyanıktı. “Ayın?” Bana doğru döndü. “Efendim?” Fısıldıyorduk. “Çıkalım mı?” Yatakta doğruldu. “Olur.” Yataktan aşağıya atladım. Yatağın başına astığım ceketimi aldım. Ben ceketi giyerken o da postallarını bağlıyordu. Kapıyı açtım. Ayın benim peşimden odadan çıktı. Sessiz koridorda birlikte yürümeye başladık. Binanın kapısından çıktık ve arka bahçeye geçtik. Bahçe karanlık ve sessizdi. Bu saatte atış talimi yapamazdık fakat ağırlık çalışabilirdik. Ayın cebinden paketini ve çakmağını çıkardı. Sigarayı dudaklarının arasına yerleştirdi. Paketi bana doğru uzattı. “İster misin?”
“Bırakmaya çalışıyorum.” Omuz silkti. Paketi cebine sokuşturdu ve sigarasının ucunu ateşledi. Sigarasından bir nefes çekti ve dumanı üfledi. Banklardan birine oturdu. “Ağırlık çalışalım.” Bakışları beni buldu. “Olur.” Yerdeki barlardan birini aldım ve onun yanına götürdüm. Bahçenin diğer ucuna kadar yürüdüm. Ortalık biraz dağınıktı. Bahçenin köşesindeki iki ağırlığı iplerinden çözdüm. Parkurdaki ipleri sabitlemek için bağlanmış olmalıydı. Onları yerine taşıdım. Tekrardan iplerin yanına gittim ve ipleri sarmaya başladım. Tekini omzuma geçirdim. Diğerini ise kolumun altına sıkıştırdım. Diğer elime yerdeki lastiklerden birisini almıştım. Lastiği yol üstünde diğer lastiklerin arasına fırlattım. İpleri ise ağırlıkların olduğu dolabın kenarına astım. Diğer lastikleri de alıp yığının üstüne fırlattım. Yerdeki fileyi ucundan tuttum ve onu sabitleyen çubuklardan çıkardım. Fileyi Ayının oturduğu bankın yanındaki askıya astım. Tekrardan çubuklara döndüm. Her birini tek tek topraktan çıkardım ve filenin yanına bıraktım. Artık bahçe temizdi. Kullanıma hazırdı. En azından yarın kullanmak istediğimde tekrar beklemeyecektim.