Karan Borat
Karan: Emre, görüşünde mi?
Emre: Evet komutanım.
Karan: Ayın, benimle gel. Asil ve Esin, arkayı koruyun.
Saklandığım taşın arkasından çıktım. Ayın hemen arkamdaydı. Evin kapısının önünde durdum. Sırtımı duvara yasladım. Silahımı göğsüme doğru çektim. Ayın kapının diğer tarafında benimle aynı şekilde benden gelecek emiri bekliyordu.
Karan: Durum ne?
Emre: Evin içinde komutanım.
Karan: Anlaşıldı.
Ayınla göz göze geldik. Sırıttı. Kaostan besleniyordu. Geldiğimiz yola baktım. Asil geliyordu. Bakmasam fark edemezdim. Eve daha yakın bir konumdaki ağacın arkasına geçti. Adım seslerimizi kimse duymazdı. Bunun için eğitim görmüştük. Attığımızı vururduk. Boşa mermi harcamak gibi bir merakımız yoktu. Biz kim miydik? Kartal II timi…
Yüzbaşı Karan Borat
Üsteğmen Asil Yıldırımı
Üsteğmen Ayın Kara
Üsteğmen Esin Sarih
Teğmen Emre Ekinci
Esin: Arkanız temiz komutanım.
Emre: Evin bütün ışıkları kapandı.
Karan: Giriyoruz.
Komutu vermemle birlikte Ayın kapıya omuz attı. Kapı menteşelerinden çıktı ve önce duvara, sonra ise yere çarptı. Ses gecenin karanlığında yankılandı. İçeri girdim ve silahımı kaldırdım. Fener, karanlık evi bir nebze olsun aydınlatırken ilk adamı gördüm. Ve tabi arkasından yaklaşan Esini. Kollarını adamın boynuna doladı ve kendine doğru çekerek boğmaya başladı. Adam her ne kadar çırpınsa da yetersiz kalıyordu. En sonunda hareket etmeyi kesti. Bayılmıştı. Diğer odadan bir el silah sesi geldi. Bakışlarımı o yöne doğru çevirdim. Asil oradaki adamı omzundan vurmuştu ve yaralamıştı. Kurşun sadece sıyırdığı için ölmezdi it. Ölse de kimsenin umurunda olmazdı. Bu vatandan bir şerefsiz daha eksilir, toprak biraz daha temizlenirdi. Esin ışıkları açtı. Ayın ise son adamı ensesinden tutup Asilin olduğu odaya fırlattı. Baygın adamın olduğu odaya girdi. Adamın bacağından tuttu. Çuval taşırmış gibi tuttu ve yerde sürükleyerek diğerlerinin olduğu odaya taşıdı. Kamuflajımın önündeki telsize uzandım.
Karan: Kartal II den Hayalete. Üçü de burada. Biri yaralı biri baygın toplam üç kişi.
Hayalet: Anlaşıldı Kartal II. Üç zırhlı taşıma ve bir helikopter bulunduğunuz bölgeye gönderiliyor.
Karan: Anlaşıldı.
Kaskımı çıkardım. Emre herhangi bir tehlikeye karşı hala uzaktan bölgeyi gözetliyordu. Yerdeki üç adama baktım. Ayın gürledi. “Hanginiz Rahaf lan!” Rahaf denen it bu bölgenin başkanıydı. Terör örgütlerine destekte bulunuyordu. Silah, yemek, mühimmat yardımı… Hepsi bu itin başının altından çıkıyordu. Burada olacağının bilgisini aldığımızda hemen göreve gönderilmiştik. “Söylemeyiz!” Yerde yatan adama baktım. Oldukça salaktı. Ayın üstünden geçecekti. “Söylemezsiniz? Dur ben söyletmesini bilirim!” Sesi evi inletti. Yerde yatan adamı ensesinden kavradığı gibi ayağa kaldırdı. Tek eliyle adamı duvara fırlattı ve yüzüne sert bir yumruk geçirdi. Yumruk atmakla yetinmedi ve tam burnuna kafa attı. Adam burnunu tutarken yüzüne okkalı bir tokat daha attı. Adamın burnu kanamaya başlarken ben arkamı döndüm. Umursamamıştım. Ayın yapmasa ben yapacaktım çünkü.
Hayalet: Hayaletten Kartal II ye. Zırhlı araçlar ve helikopter bölgenizde.
Karan: Anlaşıldı.
Ayın: Kalk lan! Daha hayatında dayak yememiş! Düştün elime oğlum! Gece gündüz idman yapacağım senin üzerinde!
Karan: Ayın sen dövdüğün adamı götür, Asil sende baygın olanı zırhlı araca taşı. Bende vurulanın başında bekleyeyim de alsınlar şu iti. Emre sende gelebilirsin artık.
Herkes dediğimi yapmaya başlarken dudaklarım memnuniyetle kıvrıldı. Ayın gayet sakin bir şekilde dövdüğü adamı zırhlı araca götürmeye başladı. Asil ise baygın adamı omzuna attı ve odadan çıktı. Yaralı adamın tepesinde dikilmeye başladım. Yaralı için gelecek askerler onu götürdüğünden operasyon bitmiş sayılırdı. Açık kapıdan üç tane asker girdi. Teker teker selam verip yerdeki adamı almaya koyuldular. Telsizime uzandım.
Karan: Kartal II timi. Geçmiş olsun. Operasyon bitmiştir!
Sonunda o adamı da götürmüşlerdi. Hepsinin arabaya bindiğinden emin olduktan sonra helikoptere bindim. Ben helikoptere binerken ekipler bölgeyi ve evi incelemek için yeni geliyordu. Herkes çoktan helikopterdeki yerini almıştı. Beni bekliyorlardı. Kapıyı kapattım ve kemerimi bağladım. Helikopterin havalandığını çıkan gürültü ve sarsıntıdan anladım. Asil abi konuştu. “Ayın, o adamı niye o kadar dövdün?” Omuz silkti. Ayın bu tür şeyleri umursamazdı. “Merdivenden düşmüş deriz.” Esin güldü ve cevapladı. “Valla ne hikmetse tek katlı evde merdiveni bulmuş ve düşmüş.” Emre konuşmaya atladı. “Esinim çok haklı valla komutanım!” Esin kaşlarını çattı ve bağırdı. “Emre seni boğarım!” Emre ise sırıttı. “Ay çok hoş olur.”
Emre yüzüne Esinin oldukça tahmin edilebilir yumruğunu afiyetle yedi. Her gün yaşanıyordu bu olay. Ne Emre dayak yemekten sıkılıyordu ne de Esin yumruk atmaktan bıkmıştı. Garip olan şey ise Emre’nin yüzünde hiçbir morluk veya şişlik olmamasıydı. Bence Esin bütün gücünü kullanmıyordu. Emre de arada çok fena kaşınıyordu yalnız ne diyeyim.
Asil: Kralsın Esin Başkan!
Emre: Bir tane daha vurur musun dağ çiçeğim?
Karan: Fazla oksijen çarptı herhalde.
Ayın: Galiba öyle oldu. Kıyma buna Esin. Hepsi fazla oksijenden oluyor beyni sulanıyor çocuğun.
Esin: Tövbe diyorum başka bir şey demiyorum.
Emre: Bende Dağ Çiçeğim diyorum?
Dayağı hak etmişti. Esinde hakkı olan yumruğu Emre’ye verdi.
(…)
Yolumuz sonunda bitmişti. Mardin’e iniş yapmış, oradan ise arabayla Hayalet üssüne gelmiştik. Teker teker arabadan indik. Albay Barut bizi bekliyordu. Albayın karşısına dizildik. “Rahat asker. Operasyonu çok iyi yönettiniz.”
Karan: Sağ ol komutanım.
Barut: Bugün ve yarın izinlisiniz.
Albay Barut arkasını döndü ve uzaklaşmaya başladı. Barut onun takma adıydı ve Hayalet üssünde neredeyse kimse onun gerçek ismini bilmezdi. Asil abi bana döndü. “Akşama rakı sofrası?” Uzun süredir rakı sofrası kurmuyorduk. Görevler ardı ardına geliyordu ve kafamı kaşıyacak vakit bulamıyordum. “Esinim gelirse gelirim.” Esin sert bakışlarını Emre’nin üzerine dikti. “Seni boğarım.” Ayın ise omuz silkmekle yetindi. Acaba bütün gün herkese ve her şeye omuz silktiği için omuzları ağrıyor muydu? “Bende gelirim.” Time baktım ve hepsine hitaben konuştum. “Gelmeyeni komutana itaatsizlikten yollarım sürgüne, haberiniz olsun.”
Kartal II timi de böyleydi işte. Gırgır şamata eksik olmazdı.
Asil: Kaçta toplanalım Karan?
Karan: Altı uyar mı?
Asil: Uyar uyar! Her zamanki mekandan yer ayırtırım.
Askeriyeye doğru yürüdüm. Merdivenleri çıktım ve içeriye girdim. Her timin kendine ait bir yatakhanesi oluyordu. Bizimkisi koridorun sonundaydı. Kapının önüne geldim ve cebimden kartımı çıkarttım. Ekrana kartı okutunca kapı açıldı. İçeri girdim ve kapıyı ardımdan kapattım. Kapının tam karşısında üç tane ranza vardı. Hepsi yan yana dizliydi. En sağdaki ranzayı Esin’e vermiştik. Alt katında yatıyordu. Üst katında herhangi birinin yatması yasaktı. Bu yasağı tabi ki de ben koymuştum. Ranzanın açık kalan kısımlarını da ranzanın üst katından çarşaf sarkıtarak kapatmıştı. Tıpkı bir çadıra benziyordu. Böylece kendini daha rahat hissediyordu. Ortadaki ranzada Ayın ve Emre yatıyordu. Ayın üstte Emre ise alt katta yatıyordu. Asil abi ise lojmanda kalıyordu. Evliydi ve bir kızı vardı. Karısı ikinci çocuklarına hamileydi. Neredeyse otuzlarının ortasında olduğu için bütün tim ona abi diyorduk. Bense en soldaki ranzada kalıyordum. Üst katta benim yatağım vardı. Alt kat ise boştu. Evlenmeden önce Asil abi alt katta yatıyordu. Kapı tarafında ise dolaplarımız vardı. Duşlar odamızda değildi. Askeriyenin eksi birinci katındaydı. Dolabımdan havlu ve yedek kıyafet aldım. Görevde giydiğim üniformayı yıkatmalıydım. Siyah üniformam çamurdan ve tozdan kahverengiye dönmüştü. Odadan çıktım ve koridor boyunca yürüdüm. Merdivenleri indim. Ortak duş alanının kapısını açtım. Sağ tarafımda duşlar vardı. Odanın ortasında genişçe bir masa vardı. Sol tarafta ise küçük dolaplar ve raflar vardı. Oda kartımı masanın üzerinde bıraktım. Duşa girdim. Üstümdeki kirli kıyafetlerden bir çırpıda kurtuldum. Sıcak suyu açtım. Ben saçımdaki kurumuş çamur ve kanla uğraşırken birisi kapının önünde durdu. “Komutanım?” Bu saçı kesecektim. Zaten uzamıştı. “Ne var?” Bıkkınlıkla omuz silktim. “Asil komutanım sizi arıyormuş da.” Asil abi beni niye çağırıyordu? “Tamam çık.”