Belkıs’ın konağın ortasına fırlattığı borç senetleri tehdidi avluda buz gibi bir hava estirir. Tarık, elindeki şerh belgesine bakarken göz damarları şişmiştir. Yusuf öfkeyle öne fırlayacakken Tarık kolunu tutarak onu durdurur. Fevri bir hareket, işçilerin ekmek kapısı olan atölyenin sonu demektir.
Tarık: (Sesini alçaltır ama tonu bıçak gibidir) O senetlerin arkasına saklandığın adamları da seni de çok iyi biliyorum Belkıs. Bu konakta kalabilirsin... Şimdilik. Ama o odanın sınırını geçtiğin an, hukuk mukuk dinlemem.
Belkıs: (Zafer kazanmış edasıyla merdivenlere yönelir) Akıllıca bir seçim Tarıkcım. Özlemişim odamı. Zehra, bavullarımı yukarı taşıt, üzerine de portakal çiçeği kokusu sıkın, hapishane kokusundan nefret ederim.
Yusuf hırsla yere tükürür. Zehra ise Belkıs’ın gözlerinin içine dik dik bakarak yerinden kımıldamaz. Belkıs yukarı çıkarken, ittifakın omuzlarındaki yük iki katına çıkmıştır.
Ertesi sabah, Tarık ve Yusuf atölyenin küçük ofisinde acil durum toplantısı yapar. Ankara’dan gelen icra tehdidini boşa çıkarmak için acilen nakit akışı bulmaları gerekmektedir. Ancak Adana’daki bankalar Belkıs’ın ve Ankara’daki güçlerin korkusundan holdinge kredi musluklarını kapatmıştır.
Yusuf: Bankalar yüzümüze kapıyı kapatıyor Tarık Bey. İşçinin bu ayki maaşı, pamuğun parası... Hepsi o senetlere bağlı. Sıkıştık.
Tarık: (Haritayı masaya serer) Resmi kanallar kapalıysa biz de gayriresmi kanallardan gideriz Yusuf. Reşat’ın limanda el koyduğumuz ama henüz devlet hazinesine geçmeyen gizli bir zula deposu vardı. Seyfettin’in ifadesinde geçiyordu. Orada piyasaya sürülmemiş tonlarca kaliteli pamuk ve nakit var. Onu alacağız.
Yusuf: (Kasketini düzeltir) Yani ağanın malını, ağadan çalıp işçiye mi vereceğiz? Severim bu işleri. Ben adamları topluyorum.
Konakta ise Zehra, Belkıs’ın geri dönüşüyle sarsılan dengeleri korumaya çalışmaktadır. Belkıs, üst kattaki odasından konaktaki hizmetlileri kışkırtmakta ve Sefer Efendi’yi aşağılamaktadır. Zehra, elinde temiz çamaşırlarla Belkıs’ın odasına girer. Belkıs yelpazesini sallayarak aynadan Zehra’ya bakar.
Belkıs: Bakıyorum da kurşun yarasından sonra sesin soluğun kesilmiş Zehra. Tarık’ın arkasına saklanmak seni kurtarmaz. O çocuk buralardan çekip gittiğinde yine benim elime kalacaksın.
Zehra: (Çamaşırları sertçe masaya bırakır) Ben artık o eski, korkan küçük kız değilim Belkıs Hanım. Göğsümdeki kurşun yarası bana korkmayı değil, sizin gibi zalimlere karşı dimdik durmayı öğretti. Bu konaktan giden Tarık Bey değil, senin kirli geçmişin olacak.
Belkıs, Zehra’nın bu dik duruşu karşısında şaşırır, yüzündeki gülüş hırsa dönüşür.
Gece yarısı. Seyhan Nehri’nin kenarında, sazlıkların arasına gizlenmiş eski bir depo. Tarık, Yusuf ve güvendiği birkaç işçi, Reşat’ın gizli zulasını patlatmak için deponun paslı kapısını levyelerle açarlar. İçeride gerçekten de saklanmış büyük bir nakit rezervi ve tescilsiz pamuklar vardır. Atölyeyi kurtaracak para ellerindedir.
Tam paraları çuvallara doldururken deponun etrafında birden onlarca lüks aracın farları yanar. Deponun içi gündüz gibi aydınlanır. İçeridekiler silahlarını çeker.
Araçların arasından Belkıs’ın yeni sağ kolu Mithat ve elinde ağır makinalı silahlarla Reşat Bey’in eski tetikçileri çıkar. Ancak asıl şok, Mithat’ın arkasından yürüyerek gelen kişidir: Atölyede Yusuf’un en güvendiği, su kanallarını açarken yanında duran emektar işçilerden biri olan Ali’dir! Ali, paranın yerini Belkıs’a sızdırmıştır.
Mithat: (Silahını Tarık’a doğrultur) Yolun sonu Karahanlı. Belkıs Hanım’ın selamı var. Parayı da pamuğu da canınızı da burada bırakıyorsunuz.
Yusuf: (Ali’ye bakarak, gözleri dolar) Ulan Ali... Ekmeğimizi paylaştık lan seninle! Kardeş dedik sana!
Deponun içinde kurşunlar havada uçuşmaya başlar. Yusuf bir işçiyi korumak için yere atlarken, Tarık Mithat’a doğru ateş eder. namlulardan çıkan ateş çılgınlığına ve nehir kenarında yankılanan silah seslerine odaklanarak kararır. İttifak, içeriden gelen ihanetle en büyük darbesini almıştır.