İçeriğe geç

Karahan Konağı

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Karahan Konağı

Bölüm 1

TOPRAĞIN SESİ, KONAĞIN GÖLGESİ

Gece yarısı. İstanbul’un lüks restoranlarından birinin önü. Yağmur çiselemektedir. Tarık Karahanlı, şık İtalyan kesim takım elbisesiyle restorandan çıkar. Kafası dağınıktır. Tam arabasına binecekken arkasından koşan asistanı nefes nefese bir zarf uzatır. Zarfın üzerinde Adana postası ve tek bir cümle yazılıdır: "Baban eceliyle ölmedi Tarık, Karahanlı Konağı’na dön." Tarık zarfı sıkar, gözlerini karartır.

Ertesi sabah, üstü açık nostaljik Mercedes araba, Çukurova’nın sarı sıcağına, uçsuz bucaksız pamuk tarlalarının arasındaki tozlu yola giriş yapar. Tarık, doğup büyüdüğü ama yıllardır uzak kaldığı topraklara geri dönmüştür.

Mercedes, üzerinde büyük harflerle "KARAHANLI KONAĞI" yazan devasa demir kapıdan içeri süzülür. Bahçe adeta bir cennet gibidir; her yerde rengarenk begonviller, güller ve devasa bir cam sera vardır. Arabanın sesini duyan konak halkı bahçeye dökülür.

Tarık arabadan iner, ceketinin önünü ilikler. Karşısında ilk beliren kişi, elinde yelpazesiyle merdivenlerden süzülerek inen yengesi Belkıs’tır. Belkıs’ın şık ama sinsi duruşu, gözlerindeki hırsı gizlemeye yetmemektedir.

Belkıs: (Yapay bir gülümsemeyle) Hoş geldin Tarık. Babanın kırkı yeni çıktı, holdingin işlerini Ankara’dan ben idare ediyordum ama... Erken döndün.

Tarık: (Mesafe koyarak) Konak da holding de bana babamın mirası Belkıs Yenge. Erken ya da geç, mülkün sahibi evine her zaman döner.

Belkıs’ın gülümsemesi yüzünde donar. İlk raundu Tarık almıştır.

Tarık, üzerindeki gerginliği atmak için konağın arka bahçesindeki büyük seraya doğru yürür. Seranın içi mis gibi toprak ve portakal çiçeği kokmaktadır. O sırada elindeki çiçek sepetiyle genç bir kadın arkasını döner. Bu, konağın emektar kahyasının kızı Zehra’dır. Yıllar sonra karşı karşıya gelmişlerdir. Zehra’nın üzerinde mütevazı ama çok şık, kareli bir dönem elbisesi vardır. Gözleri buluştuğunda zaman durur.

Zehra: (Heyecanını gizlemeye çalışarak, kekeler) Tarık Bey... Hoş geldiniz. Sizi buralarda görmeyi beklemiyorduk.

Tarık: (Bakışları yumuşar, eski sertliğinden eser kalmaz) Bey deme bana Zehra... Eski günlerdeki gibi Tarık de sadece. Çok büyümüşsün, çok değişmişsin.

Zehra: (Yere bakar) Çok şey değişti Tarık Bey. Zaman durmuyor.

Tam o sırada seranın diğer ucundan, elinde budama makasıyla esmer, kasketli bir genç delikanlı adım atar. Bu, seranın her şeyi olan dürüst ve gururlu Yusuf’tur. Yusuf, Tarık’ın Zehra’ya olan yakın bakışlarından rahatsız olmuştur. Zehra’yı korumak istercesine araya girer, kasketini düzeltir.

Yusuf: Hoş geldiniz Tarık Bey. Ben sera sorumlusu Yusuf. Zehra’nın buralarda işi çok, müsaadenizle tarlalara çiçek yetiştirmemiz gerek.

Tarık, Yusuf’un bu dik ve korumacı duruşunu süzer. İki genç adam arasında sessiz bir güç savaşı başlar. Tarık başıyla selam verip seradan çıkar.

Gece olmuştur. Konakta akşam yemeği yenmiş, herkes odasına çekilmiştir. Tarık, babasının çalışma odasında loş ışıkta oturmaktadır. Masanın çekmecelerini karıştırırken gizli bir bölme fark eder. Bölmenin içinde, babasının ölmeden hemen önce kaleme aldığı yarım kalmış bir vasiyetname ve İstanbul’da aldığı mektuptaki el yazısının aynısıyla yazılmış bir not bulur: "Katil çok yakında, hisselerin peşinde."

Tarık şok içinde notu okurken, Bahçede, karanlığın içinde Belkıs ve kimliği belirsiz bir adam fısıldaşmaktadır.

Aynı dakikalarda, seranın ışığında Yusuf ve Zehra yan yanadır. Zehra’nın aklı ise hala gündüz gördüğü Tarık’tadır. Ancak Zehra ile Yusuf'un da aralarında bilmediği, yıllar sonra hayatlarını darmadağın edecek olan o büyük gerçek konağın karanlık koridorlarında gizlenmektedir.

Tarık elindeki notu sıkar, gözlerini pencereden dışarıdaki karanlığa diker ve kendi kendine mırıldanır: "Bu konaktaki herkes hesabını verecek."

Bölüm sonu

3 yorum