İçeriğe geç

KARAHAN

Bölüm 11 · 11 dk okuma

KARAHAN

Bölüm 11

K-11

•

Kapının açılmasıyla camın önünden çekildim. Yavuz her akşam olduğu gibi yine aynı saatte gelmişti.

-"Merhabalar."

-"Hoş geldin."dedim minik bir tebessümle.

Olabildiğince enerjimi yüksek tutmaya uğraşsa bile benim devam etmeye halim yoktu. İkimizde farkındaydık.

-"Nasılsınız bakalım?"

Elindeki anahtarı ve telefonunu masaya bırakıp kendini koltuğa attı. Aslında Yavuz ile bir evde yaşamak planlarım arasında yoktu. Ama buradan çıkamıyordum.

Karahan'ın bulmama ihtimali yoktu.

-"İyiyiz. Sen nasılsın? Yorgun görünüyorsun."

Bir kaç gün boyunca sevdiğim adamla yaşamaya alışınca düzeni bozmak zor gelmişti.

Ancak iki buçuk haftadır bu rutini yaşıyordum.

-"Yoruldum valla ya. Ama evde bekleyenin olunca insanın enerjisi geliyor."

Yüzüme bakarak gülümsediğinde zoraki bir tebessüm ettim. Eskiden de Yavuz'un ilgisini görüyordum. Fakat bu halimde bile devam edeceğini düşünmezdim. Son günlerde bunu hissettirdiği için hiç rahat değildim. İrite oluyordum.

-"Toplantın nasıl geçti?"diyerek konuyu değiştirdim.

Kısa bir sohbet sonrası uykumu bahane ederek kaldığım misafir odasına çekilmiştim. Mecburi olarak bana bir kaç parça kıyafet almıştı ve onları kullanıyordum.

Dışarıda bıraktığım dünyada neler oluyordu bilmiyorum. Telefonum kapalıydı. Ne ben kimseyle konuşuyordum ne de kimse bana ulaşabiliyordu.

Muhtemelen Zeren delirmişti fakat yapabileceğim hiçbir şey yok.

Karahan'ın pek ilgilendiğini düşünmüyorum. Sadece oğlu için endişeleniyordur.

Aradan bir kaç gün daha geçtiğinde korktuğum vakit gelmişti.

Evden çıkacaktım. Hastaneye gidip şu lanet alçıdan kurtulacaktım.

-"Hazır mısın?" Aslında Yavuz'la gitmek istemiyordum. Ancak onu ikna edecek bir bahane bulamamıştım.

-"Bir dakika."

Genel olarak düğmeli pijama takımları aldığı için kendi kendime çok zor da olsa giyiyordum. Bugün neyse ki eve temizliğe gelen kadından yardım isteyebilmiştim.

Beyaz uzun triko elbise giymiştim. Elbisenin kolu alçının üstünde kalmıştı ve biraz canımı yakıyordu.

-"Teşekkür ederim."dedim kadına.

Yerde duran bej rengi süet botları ayağıma giymeme yardım ettikten sonra omuzlarıma uzun bej rengi kabanı bıraktı.

Sabah yine kadının yardımıyla iç çamaşırlarımla bile olsa duş almıştım. O yüzden ferah hissediyordum. Sadece sonrasında hatırladığım anı yüzünden biraz ağlamıştım.

O çok önemli bir detay değil.

-"Ne kadar güzel olmuşsunuz!"

Gülümsedim.

-"Çıkabiliriz."diyerek kapıya adımladım.

Hastaneye giden yol boyunca o kadar tedirgindim ki. Sanki aniden bir araba önümüzü kesecekti ve içinden aşiret adamları dökülecek gibi hissetmiştim.

Fakat olmadı.

Sağsalim kapıdan girdim. Kaza sonrası benimle ilgilenen doktorun kapısına yürürken Yavuz tam yanımdaydı.

Koridoru dönmemle durmam bir oldu.

Tam duvarın dibindeki sandalyelerin ortasında Karahan oturuyordu. Bir ayağı dizinde sabırlı bir bakış attı bana. Daha çok tehditkâr.

Sanki saniyeler öncesinden bu anı bekliyormuş gibi yüzünde soğukkanlı bir ifade vardı.

Zorlukla yutkundum. Günler sonra yüzünü görmek karnıma sancılar saplanmasına neden oldu.

-"Gidelim Helen." Yavuz elini koluma koyup beni çektiğinde hareket edemedim.

Karahan'dan gözlerimi çekemiyordum. Burnunu kırıştırıp işaret parmağıyla alnını kaşıdıktan sonra ayağa kalktı. Önümde bir dağ yükseldi.

Aramızda neredeyse 3 metre vardı ancak ben o sabırsız soluğunu tenimde hissedebiliyordum.

-"Sen önce bir ağır ol."

Bakışları Yavuz'da kilitlendi. Bariton sesi sessiz koridoru doldurmuştu.

-"Ne oldu beni mi döveceksin? Önce git kardeşini döv sonra gelirsin."

Çenesini sıktı. Göğsü havayla dolduğunda aramızdaki mesafeyi bitirmişti. Tek hamlede Yavuz'un yakasına yapışıp yüzünü kendine yaklaştırdı.

Bağıramadım bile.

-"Seni şimdiye dek gebertmediysem Helen üzülmesin diyeydi. Lafını bil. Sonra siktir ol git."

-"Karahan lütfen!" İnsanlar dönüp bakınca kendime gelmiştim.

-"Hastanedeyiz."dedim kısık tonda.

Yavuz'u ittirerek yakasını bıraktıktan sonra bileğimi tuttu. Başını hareket ettirdiği saniyede ise arkasında duran adamlar ışık hızında Yavuz'u gözümün önünden kaybettiler.

Gözlerim irileşti. Elini ittirmeye ve peşlerinden gitmeye çalıştım. Olanaksızdı.

-"Bak bak sakın! Sakın ona bir şey yapma! Karahan beni dinle. Arkadaşım o saçmalama!"

-"Bir şey yapacak olsam çoktan yapmıştım. Doktor seni bekliyor."dedi ve beni güç göstermeden odaya sürükledi.

Kalbim ağzımda atıyordu. Yavuz'u parçalayacak gibi olan bakışları bana dönünce ürkütücü bir durgunluğa bulanıyordu.

Doktor beni bekletmeden alçımdan kurtulmama yardım etti. Tekrar röntgen çekildiğimde her şey yolunda görünüyordu.

Sırada oğlumun kontrolü vardı.

Korku dolu bakışlarımla çaktırmadan Karahan'ı izliyordum. Bir yandan da rahatlamış kolumu hareket ettirmiş oğlumu tutmuştum.

-"Karahan-"

-"Sus Helen. Geç."

Cümlemi kesti attı.

Konuşamadım. Kapısını açtığı odadan içeriye girmemle güler yüzlü doktorum beni karşıladı.

Sedyede önce belime kadar örtü örttü ve paravanın diğer tarafına geçti. Karahan yanımdaydı. Ondan gözlerimi çekemeden dudaklarımı yaladım.

Doğrulup dizlerimin hizasından elbisemi çekmeye çalışırken beni durdurdu. Göğüs altıma kadar elbisemi topladığında bir yandan açıkta kalan bacaklarımı örtmeye girişmişti.

Bu iki buçuk haftada şişkinliği artan karnıma göz gezdirdi. Bakışları yumuşamıştı.

Dudağım istemsizce büküldü. Bende böyle olmasını istemezdim.

Doktorun gelişi ikimizi birbirinden koparttı. Ultrasonda bir hayli belirgin şekilde oğlumu görmemle gözlerimden yaşlar boşaldı.

Gülümseyerek göz altlarımı sildim.

-"Zor bir süreç geçiriyorsunuz. Tam anlamıyla düzeldi diyemem çünkü dinlenmeye devam etmelisiniz. Her şeye rağmen oğlunuz güçlü olduğunu gösterdi. Gayet sağlıklı görünüyor. Ayıyla gelişmesi doğru orantıda devam ediyor. Artık daha fazla hareketlenecek. Daha çok hissedeceksiniz."

Doktor anlattıkça benim hormonlarım artıyordu. Üzüntüm ayrı mutluluğum ayrı yerden vururken şimdilik dudaklarımda gülümseme vardı.

Sedyeden kalkmam yardım eden Karahan doktorun peşinden giderken derin bir nefes aldım ve üstümü düzelttim.

Kabanımı giyinip kenardan odaya geçtim. Ultrason görüntüsüyle odadan çıktığımızda ne yapacağımı bilmiyordum.

Korktuğum başıma gelmişti. Yakalanmıştım. Ve ya hiç kaçamamıştım.

-"Yavuz nerede?"diye sormamla nefes alışverişi değişti.

-"Siktirtme bana Yavuz'u delirtme beni Helen. En son ki derdin bu olsun."

Yanaklarım küfürlüyle kızardı. Hastanenin asansöründe karşı karşıya kaldığımızda düzensiz nefeslerle göğsünü izliyordum.

Otoparka çıktığımız sırada yine etrafa bakıyordum. Karahan kolumu tutana kadar Yavuz'u görme umudu taşımıştım.

-"Gelmeyeceğim. Bırak."

-"Bin şu arabaya. Beni bağırtma."

Kaşlarım çatıldı. İlk defa bu sert tavrını görüyorum.

Kolumu elinden kurtardım.

-"Gelmeyeceğim dedim! İstemiyorum!"

Ağzının içinden sabır çekerek arabanın kapısını açmıştı.

-"Helen canını yakmayacağımı biliyorsun. Ama binmezsen seni bindirmesini biliyorum."

Dişlerini sıkarak yüzüme eğilmiş öyle konuşmuştu.

-"Neden zorluyorsun? Seninle gelmek konuşmak istemiyorum!"diye sesimi yükselttim.

Deli gibi özleyen tarafım şu an o kadar haksızdı ki ona kulak asmıyordum.

-"Bak benimde bir sabrım var. Bin şu arabaya sakince konuşacağız." Kolumu hafifçe sıktığında kaşlarım iyice çatıldı.

Kaçışım yoktu.

Uzatmadan arka koltuğa oturdum. Yanıma oturduğunda şoför koltuğuna bir adam geçmişti.

Tanıdık yolda araba akıp gitti. Hatta sanki saniyeler sürdü.

Sessizlikle geçen yolculuğun sonu evimde bittiğinde önden yürüyordum. Hava buz gibiydi. Etrafta kar kalıntıları vardı ve ben donuyordum.

Günlerdir girmediğim evin kapısını bize Fatma açınca şaşırdım. Ne yani hep burada mıydı?

Özlemiştim. Evimi.

Üstümdeki kabanı çıkartıp vestiyere bıraktıktan sonra salona geçtim. Her yer tertemizdi. İlk önce banyoda elimi yıkadım ve ardından azrail gibi dikilen adama ilerledim.

Ayakta duruyordu. Salonu adımlarıyla arşınlarken yorgunlukla koltuğa oturdum yaslandım.

Yavuz'un evinde rahat hissedemediğim için gecelerim uykusuz gündüzlerim bitkin geçmişti.

-"Benden kaçmanı gerektirecek ne yaptım anlat? Başla. Bekliyorum!"

Aniden sesini yükseltince hafifçe sıçrayıp karnımı tuttum.

-"Senden değil ailenden kaçıyorum."

Elini saçlarının arasından geçirdi. Bir kaç saniye gözlerini kapatmış derin soluklar alarak yanıma oturmuştu.

-"Ben sana her şeyi halledeceğim dedim. Sakin ol dedim. Senin tek çaren o piçin evinde kalmak mıydı? İstesem seni aynı gecenin sabahında o evden çıkartırdım Helen. Zor bir dönem geçiriyorsun. Oğlumun iyi olması için stresten sıkıntıdan uzak durman gerekiyor diye gelmedim bekledim. Sen hala kaçmak istiyorsun."

Dilimi ısırmayıp bırakıp dudaklarımı araladım. Hala benim niye böyle yaptığımı anlayamıyordu.

Neden bu hale geldiğimi bilmiyordu.

-"Çünkü seni hayatımda istemiyorum."dedim içim kanaya kanaya.

Güldü. Basbaya güldü.

-"Hadi ya bak sen şu işe! Kızım sen benimle alay mı ediyorsun? Ben sana en başından benden gidemezsin dedim. Oğlumu benden uzaklaştıramazsın dedim. Sen ne yaptın?!"

El kol hareketiyle bağırarak konuşmaya devam ederse hormonlarım sonucu ağlamaya başlayacağım.

-"Ne yapacaktım? Söyle ne yapacaktım?!" Al işte.

Gözlerimden yaşlar fışkırırken ayağa kalkıp ona baktım.

-"Kardeşin burada üstüme yürürken sen neredeydin?! Ailen kardeşini üstüme salarken neredeydin Karahan?! Ben burada tek başımayım. Oğlumu da kendimi de korumak zorundayım! Kimse onu benden alamaz. Ve ben kimseyi kandırmıyorum!"

Olan sesimle bağırırken refleks olarak elimle karnımı tutuyordum çünkü sancım kendini hissettirmişti.

-"Bundan haberim olsa sence izin verir miydim? Sana zarar vermesine göz yumar mıydım Helen?" Sesini düşürerek karşıma dikildi.

Yanaklarımı sildikten sonra iç çektim.

-"Umrumda değil. Sana benden uzak durmanı söyledim. Ailene bulaşmak istemiyorum dedim. Neden bana bunu yapıyorsun? Beni bırak git kendi kendime yaşayayım!" Saçlarımı savurup cama doğru döndüm.

Karnımı okşarken nefesini saçlarımda hissettim.

-"O siktiğimin herifi karşına çıktığına pişman oldu. Sana hiç kimsenin zarar vermesine izin vermem. Ama kendini benden kaçırma Helen."

-"Oğlunu düşünüyorsun diye ben kendimi heba etmeyeceğim."dedim sertçe.

Camla arama girdi. Keskin koyu bakışları gözlerimle buluştuğunda yüzüm yaşlarla ıslaktı.

-"Hayır sadece seni düşünüyorum. Sana hassas ve iyi davranmaya çalışıyorum. İnan bana hiç olmadığım kadar bu ben değilim. Ama sabrımı çok zorluyorsun. Yirmi gündür o herifin yanında kalmana müsaade ettim. Beni çekip vursan belki daha kolay geçerdi."dedi. Öyle anlamlı bakıyordu ki ağlamam burnumun ucundaydı.

Niye böyle bakıyor bana bu adam?

-"Uçak yolculuğu yapabilseydim tozumu bile bulamazdın."dedim burnumu nazikçe çekerek.

-"Dünyanın öbür ucuna bile gitsen peşindeydim."diye karşılık verdi.

Başımı kaldırıp bakmaktan boynum ağrımıştı. Göğsüne bakmayı sürdürdüğüm esnada iki eliyle yüzümü kavradı.

-"Her şey o kadar karışık ki. Ama oğlumu görünce bütün derdimi tasamı unuttum."

Öyledir tabi.

-"Derdin zaten ben değilim."dedim bir anda sinirle.

Ben sadece sevilmek istiyorum!

Burnundan nefesini üfleyip yanaklarıma parmağını bastırdı. Usulca okşadığını hissettiğimde gözlerim yaşardı.

-"Derdim değilsin evet. Bütün dünyam siz ikiniz oldunuz. Ve sen buna rağmen beni kapının dışına itiyorsun."dedi etkileyici kısık mırıltısıyla.

Yutkunup ellerini ittim. Hayır kapılma Helen.

Yüreğim küt küt yerinden çıkacakken saçımı düzelttim ve derin bir nefes aldım.

-"Aynı şeyleri tekrar etmeyeceğim. Ben o konağa-"

-"Boşadım. Naze'yi hayatımdan attım. Kalsa bile bu bir evlilik değildi. Kuma saçmalığı olmazdın."

Şaşkınlıkla olduğum yerde durdum. Yüz hatlarım ifadesizleşmişti. Tepki veremedim.

Nasıl?

Nasıl yani bitmiş miydi?

-"Annen?"diyebildim sadece.

Bana doğru geldi.

-"Boşver. Şu an tek sorun konakta kalmaya devam edecek olması. Hayatımdan çıkarttım ama konaktan çıkartamadım. En azından şimdilik."

Göğsümde biriken havayı üfleyip koltuğa çöktüm. Her şey bir anda üst üste gelince ayakta durmaya mecalim kalmamıştı.

-"Ama seni götürmem gerekiyor."

Başımı hızla kaldırdım.

-"Ne?"

Alnını sıvazlayıp yanıma geldi yakınıma oturdu.

-"Bizim orada verilmiş bir söz namus gibidir Helen. Babamı kaybettiğimizde annem için Naze babamdan kalan en değerli emanet oldu. Çünkü babam onu çok severdi. Bizde babamı çok severdik biliyorsundur."

Başımla onayladım.

-"Yani sıyırıp atamadığım bir kabuktu Naze. Ama senin hamile olduğunu...neyse o piç yüzünden öğrendiklerinde her şey değişti. Burada bu şekilde bir hayat yaşamayacaksın Helen. Oğlumuza düzgün bir yuva kuracağız."

-"Karahan."dedim duraksadım. Stresten kuruyan dudaklarımı ıslatıp devam ettim.

-"İnanmayacaklar. Yani seni kandırdığımı düşünüyorlar. En azından Kadem öyle söyledi ve diğerleri de öyle düşünecek. Çocuğun olmadığına inanıyorlar."dememle ağza alınmayacak bir küfür etti.

Ardından hemen kendini topladı ve kucağımda duran elimi avucunun içine aldı.

-"O ağzını yüzünü siktiğimin puştunu bir daha görmeyeceksin. Ve kimse de böyle düşünmüyor. Bana bunu söyleyen ibneyi bulup o meseleyi de hallettim."

Şaşkınlıkla yutkundum. Karahan'dan bütün bunları beklemiyordum. Kardeşine ne yapmıştı? Nasıl her şeyin üstesinden gelebilmişti?

-"Bir daha benden kaçmak istersen sonraki hamlem bütün bu şehri yakmak olacak. Eğer bunu düşünüyorsan."

Sesiyle irkilip gözlerimi kırpıştırdım. Elimi elinden çekerek arkaya yaslandım. Tüm bu olanlara inanmakta güçlük çekiyorum.

-"Senden kaçmadım."dedim.

Yorgun bir solukla şakaklarımı ovuşturdum.

-"Ben..sakin bir hayat istiyorum. Huzurlu mutlu."

-"Elimden geleni yapacağım."

Neden mutlu olacağıma dair inancım yoktu?

Karahan'ın bütün çabasının oğlu için olduğunu biliyorum. Kötü bir baba olacağını da düşünmüyorum. Ben sadece belki bencilce olacak ama kendimi düşünüyorum.

Sevgisiz mutsuz bir hayata mı mahkum olacağım?

Yoksa yıllardır aşık olduğum adama kavuştum diye mi sevineceğim?

Tek taraflı nereye kadar mutlu olunur?

-"Yolculuk için doktorunla görüşeceğim."

Düşüncelerimden sıyrılıp dudaklarımda dilimi gezdirdim. Ve dikkatlice ayağa kalktım.

-"Bana biraz zaman ver. Dinlenmek istiyorum."dedikten sonra kendimi banyoya attım.

Rahatlamak için nihayet güzel bir duş alacaktım.

Duştan çıkana kadar düşündüm. Tekrar tekrar düşündüm durdum.

Boşandılar.

Beni götürmek istiyor.

Ama beni sevmiyor.

Çok karışığım. Kendimi mi düşünmeliyim oğlumu mu?

-"Helen? İyi misin?"

Banyonun kapısı çalınınca kendime geldim. Suyu kapatıp bornozuma sarıldım ve dikkatlice kaymadan kabinden çıktım.

-"İyiyim."diye seslendim.

Saçlarımın suyunu havluyla alırken buhardan arınmak için banyonun kapısını açmıştım. Karahan ortalıkta görünmüyordu.

Odamda ilk önce saçlarımı kurutup fön çektim. Kendi kendime yetebilmek büyük bir şükür sebebiydi.

Üstümü giyinmeden telefonuma bakındım. Göremedim.

Kabanımın cebinde kalmış olmalıydı.

Karahan koltuğa boylu boyunca uzanmış kolu yüzünde gözlerini kapatarak yatıyordu.

Çıplak ayaklarımla sessiz şekilde kabanımın cebinden telefonumu aldım. Kalbim küt küt atıyordu.

Yemin ederim ki elimde değil. Mantığım tamamen doğrudan yana olsa bile kalbim ruhum o kadar özlem ve hasretle dolu ki. Otursam sabaha kadar izlerdim.

Hayır.

Hemen gözlerimin dolmasından nefret ediyorum. Bu hamilelik ne zormuş.

-"Sakın o adamı aramak gibi bir hata yapma."

Arkamı dönmüştüm ki sesiyle sıçradım. Yok artık!

-"Sana mı soracağım?"

Yan dönüp kaşlarımı çattım. İstifini bozmadan yatıyordu.

-"Evet."dedi direkt.

Sinirlenmeyeyim diyorum tahrik ediyor.

-"Oldu başka?"

-"Helen beni tanımıyorsun. O yüzden soru sorma. Birini arayacaksın arkadaşını ara yeterince meraklı ve üzgün."diyince yüzüm düştü.

Zeren'i de çok özlemiştim.

Sessizliğimi koruyup odama geçtim. Altıma külot geçirdikten sonra geceliklerimden birini aldım. İnce askılı dantel yakalı siyah geceliğim üstüme bol geldiğinden karnımı sıkmadı. Sadece biraz kısalmıştı.

Ardından odamın dağınıklığını toparlayıp telefonumu elime aldım. Aslında Yavuz'u arayacaktım. Ancak Zeren'e olan zaafım daha ağır bastı ve görüntülü aradım.

Aynı anda mutfağa geçiyordum. Aspiratör ışığını açıp buzdolabına yöneldim. Telefonumu tezgaha yaslamıştım.

Daha ikinci çalışta hemen açtı. Çığlık eşliğinde bir açış oldu.

-"Helen! Ya...of.."

Konuşması titrek sesiyle kesildiğinde dudağım büküldü.

Telefonun karşısında burnumu çektim. Karşımda gözlerini siliyordu.

-"Neden yaptın demiyorum. Bana neden yaptın diyorum. Delireceğimi düşünmedin mi? Yavuz'la konuşmasam ben ne halde olacaktım? Hiç mi düşünmedin?"

Karahan'ın uyuduğunu düşünerek sessiz bir tonda Zeren'le konuştuk. Isıttığım sütümü içerken ona yaşadığım o akşamı anlatmıştım. O da bana konakta geçenleri kısaca anlattı.

-"Annem hala kendini toparlamış değil. Ama torunu olacağını duymak galiba biraz iyileştirdi."

-"Zeren ben oraya gelmek istemiyorum."diye mırıldandım yüzümü avuçlayıp.

-"Biliyorum. Gelmen gerektiğini de biliyorum. En azından herkes neyin ne olduğunu görsün. Siz artık kendinize bir yol çizin."

Saçlarımı geriye atıp dirseğimi masaya yasladım.

-"Ne yolu? Aynı yolda yürümüyoruz."dedim kırgınlıkla.

Başını salladı.

-"Hayır sen sadece belirli bir şeye odaklandın. Hayatın değişeceğine inanmıyorsun. İnsanlar değişir duygular değişir. Bu kadar katı olma. Şans ver."

Fısıldayarak kameraya yaklaşıp konuştuğunda gözüm kapıyı kolluyordu.

Yine kalbim hızlanmıştı.

-"Üzülmekten korkuyorum."dedim mırıltıyla.

-"Öncesinde mutlu muydun?"

Benim her günüm Karahan'ı dilemekle geçti. Her gecem rüyamda görme dileğimle geçti.

Şimdi çok yakın. Fakat hiç hayalimdeki gibi değil. Gözlerinin içine bakıp kaybolamıyorum. Kokusunu sarılıp koklayamıyorum.

Karnımda çocuğu var uzanıp elini tutamıyorum.

-"Yeğenimin mutlu büyümesini çok istiyorum. Ama sen ona hem anne hem baba olursun. Sevgin fazla fazla yeter inanıyorum. Benim önceliğim senin mutlu olman. Engel kalmadı abim boşandı. Sadece bir şans ver. Olmaz mı?"

Olur mu?

•

Merhabaa iyi geceler ❤️

Bölümü beğendiniz mi? Tamamen spontane ilerliyorum nasıl oldu hiçbir fikrim yok.

Yorumlarınızı bekliyorummm

Bölüm sonu

8 yorum