O sinir bozucu manzaradan sonra evde uzun uzun oturamadık. Kendimizi dışarı atmaya karar verdik; o gün Zeynep adeta dünyadan silinmiş gibi davranacak, varlığını tamamen yok sayacaktık. Ceren ve Deniz'le birlikte evden çıkıp mahalleyi turlamaya başladık. Annelerimizden harçlıklarımızı alıp önce markete, ardından bakkala uğradık. Canımızın çektiği ne varsa aldık; ellerimiz çikolatalarla, cipslerle ve hatta bakkaldan aldığımız taze havuç paketleriyle doluydu. Sokakta yürürken kafamız tamamen rahattı, kendi aramızda kahkahalar atarak eğleniyorduk.
Tam o sırada köşeden Zeynep belirdi. Bizi elimizdeki havuçlarla ve cipslerle görünce hemen yanımıza koktu, yüzünde o her zamanki meraklı ve yapmacık ifadesi vardı:
— Ooo kızlar neler almışsınız öyle? Ne var ne yok? Birlikte mi takılıyorsunuz? diye sordu.
Biz bilerek hiçbir şey olmamış gibi davrandık. Ne bağırıp çağırdık ne de yüzüne öfkeyle baktık; sadece o kadar soğuk ve umursamaz bir tavır takındık ki, adeta duvara konuşuyormuş gibi hissetti. Ceren hemen mesafeli bir sesle, "Öyle takılıyoruz işte," dedi.
Zeynep elimizdeki havuç paketine gözünü dikip, "Yiyebilir miyim bir tane?" diye uzandı. Tam o an Ceren tam ağzını açıp ters bir şey söyleyecekken, hızla araya girdim. Ceren ile Deniz’in kulağına doğru eğilip, "Kızlar, iki dakika şuradan uzaklaşalım, özel bir şey konuşmamız lazım," dedim. Sonra Zeynep’e dönüp, "Zeynep, biraz bekler misin şurada? Kızlarla grubumuzla ilgili özel bir şey konuşmam gerekiyor da hemen döneceğiz," dedim. Zeynep biraz bozulsada, "Şey... Tamam, beklerim," demek zorunda kaldı.
Birkaç adım öteye, duvarın dibine çekildiğimizde Ceren’le Deniz merakla sordu:
— Ne oldu Yağmur? Neden uzaklaştırdın bizi o kızdan?
Ciddiyetle onlara bakıp planımı anlattım:
— Kızlar, düz kavga edip yüz göz olursak bu işin zevki çıkmaz. Önce bunun tam anlamıyla güvenini kazanalım. Can atıp girmek istediği o Aylinlerin grubuna, sanki aramızda hiçbir sorun yokmuş gibi her sırrımızı, her şeyimizi biliyormuş gibi anlatalım. Onların arasına tamamen girmeye, o popüler havaya kapılmaya hazırlanırken... Zınk diye aramıza dağlar kadar mesafe koyalım, ortada öylece bocalayıp kalsın!
Ceren ile Deniz önce şaşırsalar da, planın ne kadar kusursuz ve haince olduğunu anlayınca sırıtmaya başladılar. Ancak Ceren’in içine yine de tam olarak sinmemişti:
— Bilmiyorum ki kızım, ya yine bizi ters köşeye yatırırsa?
Deniz de kafasını sallayarak onayladı:
— Evet ya, çok yüz veriyoruz sanki.
Tam o sırada gözüm karşıdaki eski binanın çatısına takıldı. Dün akşamdan beri bizi takip eden o duman tüylü kara kedi, yine dikilmiş oradan bizi izliyordu. Gözleri parıl parıl parlıyordu. Dayanamayıp adımlarımı o tarafa yönelttim, kedinin yanına gidip başını okşadım. Ben dokunur dokunmaz kedi sanki anlarmış gibi Zeynep’in olduğu yöne doğru dönüp sertçe miyavladı.
Deniz arkamdan gelip kahkahayı bastı:
— Bak, kedi bile anladı bu kızın ne mal olduğunu! Hayvan bile katlanamıyor tipine.
Kedinin bu Hareketi hepimizi güldürdü. Dönüp kızlara kararlı bir şekilde göz kırptım:
— Tamamdır, stratejiyi değiştiriyoruz. Artık ona karşı aşırı dengesizleşeceğiz; bir an çok iyi davranıp kafasını karıştıracağız, sonra birden buz keseceğiz.
Zeynep’in yanına geri döndüğümüzde yüzüme anında o en tatlı, en yalancı gülümsememi yerleştirdim. Zeynep bizi görünce şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı; çünkü az önceki o buz gibi tavrımızden eser kalmamıştı. Ona sanki dünyadaki en yakın arkadaşıymış gibi sıcacık, pırıl pırıl bir ses tonuyla seslendim:
— Ay canım benim, kusura bakma beklettin seni de! Al bakalım, havuçtan da ye, cips de al, çekinme hiç!
Zeynep şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez halde elimizdeki paketlere baktı. Bizim bu ani değişimimiz karşısında nutku tutulmuştu; gözlerinde "Bunlara yine ne oldu?" sorusu okunuyordu ama sesini çıkaramadı. İçimizden kıs kıs gülerek bu oyunun ilk perdesini resmen başlatmış olduk.