İçeriğe geç

Kara balık

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Kara balık

Bölüm 3

kare pencereden ayla'nın yattığı yatağa doğru baktım. Hepimiz onun olduğu odanın başına gelmiştik ama şuan bile hepsi sessizdi.

Uyanıktı ve hafif hafif titriyordu. Kapıdaki küçük kare pencereyi farkettiğinde biE doğru ilerledi.

"Ne olur" dedi ağlarken "Benim kardeşimi kurtarmak aileme bakmam gerek"

Derin bir nefes aldım.

"İlem" dedi bana bakarken "çıkıcaz burdan demiştin lütfen" ağlamaktan sesi kesildi. "Lütfen ilacı bulun beb ölmek istemiyorum"

Cevap veremedim. Vermek istedim bulucaz demek istedim ama bunun mümkün olmadığını hepimiz biliyorduk.

Yere çöktü belkide hayatında ağlamak isteyip de güçlü durmak istediği zamanlar adına da ağlamıştı.

Gözümden yanağıma süzülen yaşlarımı elimin tersiyle sildim eğer oğul'a hak verip o odaya girmeyi kabul etmeseydim belki ayla bu halde olmazdı.

Kurtulacağız diye söz vermiştim, tutamadım ve onun için elimden gelen hiç bişey yok.

Gözlerim daha fazla akarken hıçkırmalarıma engel olamadım, sırtımdı o soğuk duvara yaslayıp en az önüm kadar soğuk olan zemine oturdum.

Gaye yanıma gelirken "ilem" dedi o da yanıma oturup sessizce ağlamaya başladı.

Burak gözlerinin dolduğunu belli etmemeye çalışırken oğulda bir mimik bile oynamıyordu

1 SAAT SONRA

dördümüzde test sandalyelerin oturmultuk yan yanaydık hepimiz. İçerideki doktor hepimizden teker teker kan örneği aldı.

Kalbim hızlı hızlı atmaya başlamıştı asıl korkutan ölüm düşüncesi değilde kendimi kurtaramama duygusuydu.

"Sonuçlarınız 2 saat sonra belli olur" dedi doktor kadın.

Onun cümlesinin ardından hepimiz dışarı çıktık.

"İlem" diyerek bana seslenen tahir başkana doğru döndüm.

Bu adamda sürekli dibimizde bitiyordu.

kafamı yanında duran kadına çevirdim.

Kıpkırmızı bir ruj sürmüştü kadın, kırmızı ruj özgüven belirtisidir.

"Çok güzel bi kızsın, seninle tanıştığıma memnun oldum" dedi gülümseyerek.

Diğerleri bizi izlerken ben cevap vermedim. Çünkü dilim tutulmuş gibi hissediyordum, boğazıma bir yumru oturmuş gibi.

Öz anneme o kadar çok benziyordu ki koşup doya doya sarılabilirdim ama ölülerin dirilmek gibi bi huyu yoktur.

Keşke olsaydı...

"Yağmur hanım" dedi Tahir başkan.

"Yok artık" dedi iç sesim "hem annene çok benziyo hemde isimleri aynı ve o kırmızı ruj."

İnsan insana benzermiş ve hayat böyle tesadüfleri çok severmiş.

"Anladım" dedim bozuntuya vermeden "ama bir dahaki sefere bizi biriyke tanıştırcak olursanız sadece bana seslenmeyin çünkü burda tek ben yokum"

Tahir başkan'ın yüzünde bir gülümseme oluştu.

"Bunu odamda konuşalım"

"Hay hay başkanım" dedim alaylı bi tonla "arkadaşlarımla beraber sizi takip ediyoruz"

Bişey söyleyemedi be ağır adımlarla hepimiz onun odasına doğru ilerledik.

10 YIL ÖNCE

evimizde gezinen ayak sesleri annemin beni uyutup üzerimi örttüğü ve her seferinde tatlı rüyalar gördüğüm yatağımdan uyandırdı.

En sevdiğim oyuncağım minik'i yanıma alıp merdivenlerden aşağı doğru indim.

Merdivenlerinden salona indiğimde gördüğüm şey hayatım boyunca unutamayacağım birşeydi.

Annemin ve babamın kanlar içinde yere serilmiş cesetleri.

Hızlıca yanlarına koştuğumda, ailemi son görüşüm olduğundan habersizdim.

Annem son çıkan sesiyle bana seslendi "ela"

Annem bu sefer adımı ağlayarak söyledi oysa her zaman gülerek söylerdi, mutlulukla söylerdi.

Onun başında oturduğumda "Merak etme" dedi. Babama dopru baktığımda ise onun gözlerinin kapalı olduğunu gördüm annem beni kendine doğru döndürdü.

"Bedenen yanında olmasamda yağan her yağmurda yanındayım" dedi ve gülümsedi.

"Adın gibi mi anne?" diye sordum gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken.

Minik'e annemin ellerindeki kan ve onun güzel çiçek bahçesi kokusu bulaşmıştı.

"Adım gibi" dedi. "Sakın korkma sen birsürü çocuğun olduğu yere alacaklar ve gülsüm diye bi abla seni yanına alıp büyütücek"

Bu sözlerinden sonra gözleri kapandı. Polisler gelene kadar annemi ve babamı uyandırmaya çalıştım ama ikiside uyanmadı.

ben bu gece tüm ailemi kaybettim.

Herşey çok kısa bi süre içinde gerçekleşmişti. Dünya kadar insan geldi bana birsürü sorular sordular. Minik hâla daha kollarımın arasındayken bie arabaya bindirdiler ve annemin dediği bir sürü çocuk olan yete götürdüler minnak ile beni.

Duvarda asılı olan takvime baktığımda 3 gündür burda olduğumu farkettim ama ona rağmen birsürü arkadaş edinmiş ve çok güzel oyunlar oynamıştım. Benim gibi bir sürü çocuğun ailesi gözlerini kapatıp bir daha hiç almamışlar. Burası yıkık dökük duvarların arasında geçirilen bir çocukluk olsa da arkadaşlarım olduğu için mutluydum.

Ama uzun sürmedi. Yurdun müdürü odamıza girip bana doğru eğildi.

"İlem" dedi elini bana doğru uzatırken ses tonu yumuşak çıkıyordu. "Gülsüm ablan geldi seni benim odamda bekliyo"

Gülümsedim ve serap ablanın elini tuttum.

Gülsüm abla annemin bana gözlerini kapatmadan önce söylediği kişi olmalıydı.

Odaya girdiğimizde serap abla yerine otururken gülsüm abla koşup baba sarıldı.

"Bundan sonra bu abla sana bakacak" dedi serap abla "artık senin ailen o"

İşte o günden sonra elaya veda ettim ilem ataoğlu oldum.

GÜNÜMÜZ

Tahir başkanın odasına geldiğimizde gözleri tıpkı annemin gözlerine benzeyen kadına baktım yeşil harelere, İsimleride aynıydı.

"Evet" dedi tahir başkan söze girerken.

Bu salak durum daha ne kadar uzayacaktı gerçekten merak ediyordum.

"İlem" dedi bana bakarken "yağmur hanım saba tanıdık geldimi?"

"Hayır, hiç görmediğim biri bana nasıl tanıdık gelebilir?"

Bi sıkıntısı var bu adamın belli.

Ama tanıdık gelmişti, öz anneme benziyordu.

Yağmur hanımın bana olan bakışları kısa bi süreliğine yere kaydı.

Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Derin bi nefes alıp yutkundum.

Şuan niye strese girdiğimi bilmiyorum ama garip bişeyler döndüğü Belliydi.

"Gaye" dedi bu sefer Tahir başkan "Sen yağmur hanımın kim olduğunu biliyomusun?"

Gaye hayır dercesine başını sağa sola sallarken oğul söze girdi.

"Eşiniz" dedi.

"Güzel" dedi Tahir başkan "en azından aranızdan biri biliyo"

"Bundan sonra sizin kişisel her işinizle ben ilgileneceğim" dedi yağmur hanım "Merak etmeyin bende burası için çalışıyorum eş kontenjanından yararlanmıyorum"

Ufak bi kahkaha attı. Müthiş espiriymiş

Yağmur hanım bakışlarını bana doğru çevirdi.

"Pekâla" dedi Tahir başkan "Bundan sonrasını yağmur hanımla konuşursunuz"

Yağmur hanım'ınçm gözleri hâla bana doğru çevrilidi.

Burağın ayağa kalkmasıyla bende kalktım ardından da diğerleri.

"Kolay gelsin" diye bağırdı oğul kapıdan çıkarken neye kolay gelecekse artık.

Kesinlikle bi olay dönüyordu.

Düz ve siyaha boyanmış koridorda sessizce yürürken kolumdan birinin çekmesiyle şaşkınlığa uğradım.

Duvara beni yaslanmış ve eliyle ağzımı kapamış bi şekilde karşımda duruyordu oğul.

Elini ısırmamla büyük bi bağrışla geri çekildi.

"Derdin ne senin?" Diye sorduğumda sertçe bana baktı.

"Ses çıkarma" dedi. "Neler döndüğünü biliyorum"

"Anlamadım" dediğimde "salağa yatma" diye yanıt verdi bana.

Salağa yatıyorum evet çünkü dönen olayların içinde sende varsın. Boşuna dememişler yalancının mumu yatsıya kadar diye.

Söylediği söz karşısında duraksayıp büyük bir kahkaha attım.

"Bi olay döndüğünü bende farkındayım oğul ama bunu konuşmanın ne yeri nede zamanı"

Kapıya yöneldiğimde kolumdan tuttu.

"Ya sana kanıtlarsam?"

gülmeye devam ettim. En azından eğlenebildceğim bir konu çıkmıştı.

"Ne?" Diye sorduğumda "ya sana kanıtlarsam" diyerek yeniledi lafını.

Gülüşüm kesildi.

"Olur" dedim "lütfen en kısa zamanda kanıtla"

kapıyı açıp dışarı çıktım. Oğul arkamdan gelirken ben diğerlerinin yanına doğru ilerledim.

İçeriye girdiğimde Burağın ve gayenin bişeyler konuştuğunu gördüm önlerinde bazı dosyalar vardı.

Boşta kalan sandalyeye oturduğumda "Bunlar ne?" Diye sordum.

"Siri- 22 için ürettiğimiz ilacın değerleri" dedi gaye "benzer özellikler olup olmadığını kontrol ediyoruz.

"İyi fikir" dedim "hepimizin yaptığı ilaç değerlerinde inceleyim belki içinden bişey çıkar"

"Evet" dedi Burak beni onaylarcasına "böylelikle bişey gelişterebiliriz"

Gülümsedim ayla için, herkes için bi umut doğmuştu.

Erdem hoca'nın panikle içeri girmesiyle içimize doğan umutun yerini korku aldı

"Ayla" dedi erdem hoca "ölmek üzere"

Gözlerimi kapattım derince yutkunurken. Bunu duymaya hazır değildim, onun katili virüs değildi bizdik.

Hepimiz onun kilitli olduğu odaya doğru koştuk ama gözlerini kapatmış hiç hareket etmiyordu.

Gaye olduğu yere çömelip ağlarken kıyafetlerini giymiş iki adam odanın içine girdi.

Erdem hoca onlara baktığında "ölmüş" diye fısıldadılar.

Ölmüş söylemesi ne basitti. Peki ya şimdi bunun sorumluluğunu kim alacaktı?, ailesine kim bakacaksın?, kardeşini kim ameliyat ettiricekti.

"O adaya girmemeliydik" diye fısıldadım gaye'nin yanına otururken. "Kabul etmemeliydim, aptal kafam aptal"

Elimin tersiyle ıslanan yanaklarımı sildim.

Koruyabilirdik, kurtarabilirdik ama yapamadık.

1 HAFTA SONRA

Pencereden dışarıya baktığımda dışarıda kar yağdını gördüm.

Yalan söyleyemem en çok kendi evimi, annemi, Cem'i hatta burakla tanıştığım o parkta dahi oturmayı özlemiştim ayla'nın ölümü hepimizi derinden sarssa da çalışmayı bırakmadık yine de elimizde hiç bi gelişme yoktu.

Saatlerce pencerenin önünde oturup yağan karı seyrettim.

Karlı bi havada gerçek ailemi kaybetsemde yine bu havada yeni annemi kazanmıştım ve sn sevdiğim mevsim buydu benden çok şey alsa da çok şey kazandırdı.

Kapımın çalışmasıyla oraya doğru döndüm

"İlem" diyerek bana doğru yaklaştı Burak. "Hepimizi aşağıda bekliyorlar sonuçlarımız çıkmış"

Bide bu vardı dimi, bize de bulaşık bulaşmadığını öğrenmek.

Burak odadan çıkarken onu takip ettim

"Biliyorum üzgünsün" dedi yanımda yürürken " bizde üzgünüz ama başka şansımız yok" duraksadı.

Uzun zaman sonra yüzümde bi gülümseme oluştu. Ne kadar nefret etsemde bana iyi geldiği anlar vardı şerefsizin.

Aşağıya indiğimizde boş kalan yerlere oturduk.

"Evet" dedi yağmur hanım "hepimiz burda olduğuna göre güzel haberi verebilirim"

Şov yapmadan açıklasana be kadın

"Hepiniz sonuçları temiz"

"O zaman" dedi Burak ayağa kalkarken "kartopu oynayarak daha fazla neşelenmeye ne dersiniz?"

Bahçeye çıktığımızda gözlerime inanamadım. Çok güzeldi. Her bir parçası ayrı tane tane yağıyordu kar

"Teşekkür ederim" dedim burak'a dönüp "Yaşadığımız şeylere rağmen yanımda olduğun için"

Yere doğru baktım. Onun bana yaptıklarını benimde ona yaptıklarımı ikimizinde unutması zordu.

"Bende teşekkür ederim" dedi gözlerimin içine bakarken "Sana yaptığım onca şeye rağmen bana gülümsediğin için"

Yutkundum. Sevmek, kaybetme korkusu birazdan da bu yüzdendi saatlerce camdan dışarısını izlemem nefret ediyorum desemde hâla seviyordum onu.

Dibine kadar eğlenip kartopu oynadıktan sonra yine kantindeki yerimizi aldık.

Sıcak bi çorba içmek hepimize iyi gelmişti.

"Eee" dedi oğul "Benim gibi içine kapanık birini bile konuşturmayı başarmışken şimdi konuşmamak size yakışıyomu?"

"Evet ya" dedi burak "mesela senin gayeye olan bakışlarını konuşalım"

Sırıttım.

"Baksana" dedim burağın kolunu dürterken. Gaye'nin kızarmış yüzünü işaret ettim.

"Nasılda kızardı ama"

"Sözlesek mi bunları" dedi Burak kahkaha atarken.

"Bana uyar" dedim ona katılırken.

Şimdi ilişkiyi konuşma sırası bize gelmişti.

Oğul'un "Bence sizi sözleyelim" demesiyle ikimizinde kahkahası kesildi ve aynı anda sandalyelerimizi çektik. Birbirimizden uzaklaşsakda bakışlarımı uzaklaşamadı birbirimizden.

"Baksana" dedi gaye " çorba zevkleri bile aynı"

Burak tek hamlede oğul'un tabağında kendi tabağını değiştirdi.

Oğul boş boş ona bakarken afiyet olsun kardeşim" diyip çorbayı içmeye başladı. Gerçekten deliydi bu çocuk.

Hepimiz burak'a bakarken o oğuldan aldığı çorbayı içmeye devam etti.

"gerçekten delisin dimi?" Diye sordu gaye. "İlem haklıymış"

Sırıttım.

"Sonud da anladılar" dedim suyumu içerken.

Burağın gergin bakışları beni bulduğunda dudaklarımı birbirine bastırdım.

Birazdan kahkaha atacağım.

"Hiçde bile her dalda birinciliği olan biriyle bidaha asla tanışamazsınız"

"Neyde kardeşim" dedi oğul "çorba çalma dalında birincilik mi?"

Kahkahamızı içimizde tutmaya çalışmıştık ama becerememiştik.

Gerçekten deli olan bir çocuğu seviyordum aynı zamandada nefret ediyordum.

✨️✨️✨️

Gün doğumunu izlerken gözlerimizi bu eşsiz manzaradan ayıramıyorduk.

"Açıkçası" dedi gaye "bir daha asla gündoğumunu izleyemeyecek insanlar için üzülüyorum"

Sorunda buydu ya zaten.

"onların hayatlarının 5 lise öğrencisine bağlı olması benide üzüyo" diye yanıt verdiğimde sırada oğul lafa girdi

"4" diyerek beni düzeltti.

"Doğru ya" dedi gaye "4 lise öğrencisi"

Tahir başkanın son dediğine göre bu virüs 2500 kişiye çoktan bulaşmıştı bile.

"Bir haftada" dedi Burak "bir haftada 2500 kişiye bulaştı"

1 haftadır çalışsakta elimizde hiç bişey yoktu. Bu siri-22'den daha farklıydı. En azından o virüsü başkaları araştırıyordu ve biz verilere göre hareket etmiştik.

Gün tamamen doğduğunda hepimiz ayaklandık.

Odalarımızda doğru ilerlerken konuyu dağıtacak türden şeyler konuşuyorduk mesela gaye'nin nasıl ağaçtan düştüğünü, burağın sakatlıklarını, oğul'un sürekli ders çalışmak zorunda kalması gibi.

Hepsinin hikayesi birbirinden efsaneydi ama favorim gaye'nin hikayesi.

"Eğer" dedim alayla karışık tehdit edici bi ses tonuyla "bana ağaca binmeyi öğretmezsen sana küserim"

"Ayıpsın" dedi gaye "Ne zaman istersen"

Ufak bi kahkaha attık hepimiz. Ardından hepimiz odalarımızda dağıldık.Bugün sevginin gücünü iliklerime kadar hissettim.

Her ne yaşanırsa yaşansın arkadaşlığın hatta kardeşliğin ne kadar güzel bişey olduğu ve mutluluk getirdiğini anladım.

Eğer gerçek sevgi varsa içinizdeki nefret dahi silinebilirmiş.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.