"ölüler duygu hissedemez" derler. Ruhları vedenlerinden çekilmiş, akıllarını yitirmiş herkes birer ölüdür.
Soğuk kış gecesinde sokakta ayakları çıplak, hafif siyaha boyanmış çocuğa doğru baktım.
Düşen her bir kar tanesi onu titremeye devam ediyordu ama ona yardım edemezdim. Ellerimi yeşil kabanımın d3rin ceplerine sokup önümde duran yokuşu çıkmaya devam ettim. Tepeye ulaştığımda asıl savaşım başlayacaktı.
"C" 8 ocak 2023
Tekevizyonumun tam karşısında duran kanepeme oturup elime geçen zarfa baktım Latin harfle yazılmış, altın sarısı bir renk ile süslenmiş "c" Harfi vardı.
Zarfın yapışkanlı kısmını yavaşça yırtarak açtım ve elime gelen kağıdı okumaya başladım.
"C" ÖZEL GİZLİ DEVLET TEŞKİLATI
Daha önce halkımızın mücadele ettiği, siri-22 virüsünü yenmede uluslar arası bilgi yarışmasında derece elde eden bel öğrenciye bu belge gitmiştir.
Belge giden tüm öğrencilerin yarın sabah saat 09.00 da kapılarının önünde bekleyen ve üstünde "c" yazan arabaya binmesi rica olunur.
Bu özel düzenlenen bir belgedir, birine söylenmesi yasaktır.
Yine birileri şaka yapıyordu anlaşılan en yakın arkadaşım diye demiyorum ama hem çok şakacı hem de çok yakışıklıdır cem.
✨️✨️✨️
Dışarıdan gelen büyük bir sesle uyuyakaldığım kanepeden sıçradım.
Dış kapımın kırılması sesiyle ayağa kalktım ve orta sehpanın üstünde duran bıçağı eline aldım.
İçeriye kıyafetinin üstünde aynı zarfın üzerindeki gibi süslenmiş "c" harfi yazılı yaklaşık sekiz kişi girdi.
Bu da neydi şimdi? Tamam şakaydı anladık ama bu kadarda fazla.
"İlem korel, lütfen hazırlanın ve size gelen zarfı alıp arabaya gelin."
Bedenim büyük bit telaşa kapılmışken hâla daha bana doğru bakan adamlara baktım.
Yavaşça yutkunup, üst katta kalan odama doğru ilerledim.
Kapıyı kapatıp öylece durdum ve nefes alıp verişini düzenlemeye başladım. Telefonuma uyandığımda ilk tuşladığım numara annemin oldu.
Telefonun açılmasıyla odamın kapısınında açılması bir oldu. Beni pijamalı halimle kolumdan tutup kapının önünde bekleyen arabaya götürdüler.
İçine bindiğim araba son derece modern ve dijitallikle tasarlanmıştı. Tamam modernlik severdikte nereye gidiyorduk biz?
Üç boyutlu gözlükten drone' a kadar yiyecekten, içeceğe kadar herşey vardı. Ama yinede sinirim hâla bozuktu.
Araba sertçe durduğunda, kapım açıldı. Önümde çok ihtişamlı ve büyük hatta baya büyük bir bina vardı.
"C" GİZLİ DEVLET TEŞKİLATI
gerçekmiş, gerçekten böyle bir yer varmış ama böyle bir yer benim gibi bir lise son sınıf öğrencisinden ne isteyebilir ki?
Yanımda duran adamların işaret etmesiyle içeriye doğru ilerledim. İçimden hala daha cem'in bi şakası olmasını ve şaka master yapmış olmasını diliyordum.
İçeri girdiğimizde binanın içindeki Bu manzara o kadar büyüleyiciydiki, yapılan bir sürü deneyler, iskelet parçaları ve daha bir sürü şey. Tam bilim insanı yeri.
İç çektim. İstemiyorum kardeşim ben bilim insanı falan olmak.
"İlem hanım, lütfen beni takip edin Sizi başkanımızın yanına götüreceğim"
Önümde duran adama baktım. "Başkan" diye fısıldadım.
Elini buyurun anlamında uzatıp, kibarca gülümseyince takip etmekten başka seçeneğim kalmadı.
Ya ben ne yapıyorum niye takip ediyorum ki bu adamı. Olduğum yerde durdum.
Durduğum gibi peşimizden gelen adamların silah çıkarması bir oldu.
Ben kesin organ mafyalarının eline düştüm.
"Takip edin" dedi düz bir sesle ardından ilerleyip bir kapının önünde durdu.
Gıcırtıyla açılan büyük demir kapının ardından içeriye girdik ve kapı girer girmez ardımızdan kapandı.
Burası diğer yerin aksine tamamen siyaha boyanmış, iç karartıcı bir yerdi. Duvarı, kapısı masası, sandalyesi ve onun üstünde oturan adamın takım elbisesi dahi.
"Hoşgeldin ilem" dedi içeride duran adam.
"Hiç hoş gelmedim"
Ciddi bir tavır takındı. Başkan bu olmalıydı. Her zaman suratsız her zaman sinirli.
İçeriye biraz daha ilerlediğimde benim yaş grup gruplarında olan dört kişi gördüm. İçlerinden biri daha önce karşılaştığım ve en büyük nefretimi beslediğim kişiydi.
Bu zamana kadar bana yapılan hiç bi ihaneti unutmadım ama onun yaptığı en sevdiğimin beni en sevdiklerimle vurmasından başka bişey değildi.
Üstüne atlayıp, boğazını sıkmak istesemdiekendimi topladım ve bakışlarımı başkanın üzerine diktim.
Suratsız adam.
"Başkan siz olmalısınız, bizi niye buraya topladınız?"
Hafifçe gülümsedi ve hiç samimi olmayan bi kahkaha attı
"Buyrun hepiniz oturun" dedi siyaha bürünmüş oturma grubuna otururken.
İnsan birazcık, çok azcık renkli olur.
"Önce birbirinizi tanımalısınız" parmağını teker teker hepimizin üzerinde gezdirdi.
Oturmadım.
"Lütfen oturun" dedi.
"Sebep?" diye sordum " Şuan bu durum size normal mi geliyo başkan bey" başkan bey'i alaylı ve kinayeli bir şekilde söylemiştim.
"Ayla," dedi beni hiç umursamadan. Birazdan onunda üstğne atlayıp gırtlağını sıkacağım.
" geçen sene hepinizin başarılı olduğu siri-22 virüsünü yenmede uluslar arası bilimmyarışmasında bir aşı icat etti tıpkı sizin gibi"
Ktam karşısında duran deri kaplama siyah koktuğu oturdum.
"Anlatın anlatın"
"Öyle yaptırıyorum zaten" diyip
Parmağı ayla'nın yanında oturan kişiye kaydırdı.
"Oğul, aynı yarışmadaydı"
"Bu kadar mu?" Dedim. Niye sadece benim sesimin çıktığında anlamış değildim.
Parmağı bir sonrakine kaydı.
"Burak"
Sustum. Ankatmasuna izin verdim nasıl olsa burdan gideceğim.
"Burak bu yarışmayı ikincilik ile bitirdi"
Benim ilk aşkım, ondan nefret etmemi sağlayan ilk aşkım. Bana en kötü anıları bırkan ilk aşkım. İkincilik hiç yakışmadı ona birinci olmalıydı çünkü kalpsizler ortaya var yarıl varsa kazanmak için her şeyi yaparlar.
"Gaye" Parmağı aarılın kızın yanında oturan kişiye kaydı "Ayla"
Ve parmağı beni buldu.
"Ve son olarak ilem, çok çenecidir bu çenesine rağmen yarışmada birinxi oldu."
Dalga mı geçti şimdi bu benle? Sinirle başkana baktım.
"Bizi bir açıklama yapmadan buraya topluyorsunuz ve emrivaki yapıyorsunuz öylemi? Ayrıcaven öebeme rağmen birinci olmuşum siz sezaizliğinize rağmen be kazandınız başkan bey"
Hepsinin gözleri beni bulurken balkan denilen adam gülümsedi.
"Adım Tahir ama çoğunluk bana başkanım der"
Kesinlikle boğazına yapıalıyım.
"Bizi buraya niye çağırdığınız, Tahir bey" adını bastırarak söylemiştim.
"Ülkemiz kara balık avı verdiğimiz bir virüs ile baş başa" bu sefer ciddiye aldı.
"Denizden gelen bir vürüs olduğu bilinmekte bunun dışında hiç bir bilgi yok daha önce birbirinizden habersiz bir virüsü durdurmada başarılı oldunuz şimdi birleşerek harikalar yaratabilirsiniz"
Bize büyük bir teklif yapıyordu ama neden bize.
"Virüsün özellikleri ney?" Diye sordu gaye.
Demek konuşabiliyorlarmış.
"Geçtiği kişinin vucudu pullaşıyo, yeşil renge bürünüyo ve 12 saat içinde hayatını kaybediyo"
İğrenç bişeydi bu.
"Yani siz devlet olarak bir çözüm bulamadınız ve bizden yardım istiyosunuz" dedi Burak.
Haklılık işte buna denir, nefret etsem Bile haklının yanında olurum çünkü annem böyle öğretti.
"Bu bilgiyi öğrendiğimiz için bizi burdan salmazsınız, ailelerimize söylemek için bulduğunuz yalan nedir?" Diye sordu ayla.
"tahmin edeyim" diyerek araya girdi oğul "onlara bir yarışma için yurt dışına gitmemiz gerektiğini söylediniz ve bizi evimize gönderip onlar bizi yolcu ettikten sonra buraya getireceksiniz"
O sinir bozucu gülümsemesini yine takındı. Bu çocuk her konuştuğunda halden hale diriyordu bu adam. Ayla gerçekten zeki biri ama oğul'un zekilikten çok bişeyler bildiğinde eminim.
"İşte bu yüzden burdasınız, akıllı çocuklarsınız bu sırrı bildiğiniz için neler olacağınıza bilirsiniz"
Tehdit ediyordu.
"Kabul ediyorum" oğul'un cümlesiyle hepimiz ona baktık.
İşte şimdi eminim bu çocuğun bir sebebi var
'Güzel" dedi Tahir Başkan "Karar vermeniz için sadece 1 saatiniz var"
"Bi dakika" dedim cümlesini bölerek "sadece ortaya bi virüs saçmalığı attırdığı birini ilaç bulması için ikna ettiniz ve kabul etmemiz için bize şart mı koştunuz"
"Aynen öyle" dediğinde ayağa kalktı. Bende kalktım.
"Kabul etmiyorum"
Odadan çıktığında demir kapı sertçe kapandı ve beşimiz burda kaldık gerçi birimiz kabul etmişti.
"Gerçekten" dedim diğerlerine bakarken "bu saçmalığı kabul edicekmisiniz?"
"Benim paraya ihtiyacım var" dedi ayla "Kardeşimin ameliyat olması gerek"
İki kişi kabul etmişti.
Burak ve gayeye döndüm "Siz?" Dedim yanıtlarını beklerken.
"Ben kabul etmiyorum" dedi Burak.
Durum eşitlenmişti bursan çıkmak için son şansımız gaye idi.
"Belki biliyorsunuzdur" dedi gaye "ben zengin ve soylu bir aileden geliyorum"
"Yani?" Dedi oğul.
"Yani" dedi gaye. " bazı şeyler göründüğü gibi değildir annemin öldüğü ve şiddet gördüğümüz o evden kurtuluşumun bir yeri olabilir burası"
Her ne jandarma hallerine üzülsemde asıl üzüldüğüm konu burda kalmak zorunda oluşumdu
Şimdi tek yapmamız gereken şey karar vermekti gerçi teklif çoktan kabul edildi.
Zora koşulan ve her türlü kabul ettirecekleri teklif az önce çoğunluk tarafından onaylandı.
Buraya geldiğimden arabaya binip evime getirildim, canım evim seni nasıl seviyorum bir bilsen.
Heryere tablolar attığımız reprenli bir ev varken o zçsşyahlıpa bürünmüş iç çürüten yere gitmek.
Derin bir nefes aldım.
Sakin ol ilem dedim içimden birinin paraya ihtiyacı var, biri şiddet gördüğümüz yerden kurtulmak istiyo, birinin bizden sakladığı bir sır var.
Kapının öalmasıyla annem masanın üstüne koyduğu şeyleri kaldırdı.
Kapıya açar açmaz cem'in bana sarılması bir oldu.
"Yarışmaya gidiyomuşsun" dedi salona doğru geçerken.
Kanepeye oturduğunda gözleri beni buldu.
"Bize veda etmicekmiydin minik"
Taktığı üzerine fırlattım.
"Bu saate kadar neredeydiniz cem bey?"diye sordum.
Her zaman ya geç kalır yada şaka yapar ama en değerli varlıklarımdan biri.
Kapı bir kez daha çaldığında bu sefer o sekiz adamın ta kendisi kapıdayı ve yine tamamen dijitale bürünmüş o arabanın bir tok büyük hâli.
Aptallar.
Valizimi alıp Anneme ve Cem'e son bir kez daha sarıldım. Gerçi bu ayrılık kısa sürecekti ama daha önce annemden hiç ayrılmamıştım. Cemrenin de öyle, onun şakaları ve onlar olamadım geçirelim bir vakit ne kadar olduğunu bile bilmiyorum belki 1 yıl belki 1 ay.
Gelen servise bindiğimde herkes çoktan yerini almıştı.
İsmimin yazdığı koltuğa oturduğumda ailelerimize konuşmamamız için bize verilen dinleme cihazını aldılar ve demir kpaıların, iğrenç iç çürüten siyahlığın olduğu yere doğru yolculuk başladı.
İğrenç geçecek olan bir yolculuk.
✨️✨️✨️
Yürüdüğümüz demir kapıların ardından bir bahçeye çıktık.
Hem büyük hemde gerçek çimenler vardı ama etraftan hiç bişey gözükmüyordu. Ne bir ev ne bir köprü nede bir canlı.
Tahir başkan yanına gelen adamla bişeyler fısıldaştıktan sonra bize doğru ilerlediler.
"Merhaba, ben Ekrem" dedi. Tahir başkan'ın yanındaki adam. "öncelikle bu teklifi kabul ettiğiniz ve devlete yardım ettiğiniz için teşekkür ederiz şuanda virüsü kapmış 10 kişi var teyit etmemiz biraz zor oldu"
Eliyle yanda duran kapıyı işaret etti.
"Şuan verdiğimiz ilaç sayesinde derin bi uykudalar size verdiğimiz kıyafetleri giyip onları göreceksiniz ancak hiç bi yere dokunmamanız lazım"
Ne yani onların arasına mı sokacaklar bizi?
"Ben girmem" diye bağıran ayla'ya ilişti gözümüz.
"Onları görmeden ilaç üretemeyi beklemiyorsunuz herhalde" diye çıkıştı oğul.
Açıkçası bu çocuğun niye bu kadar istekli olduğunu anlayamamıştım ama haklıydı onları görmeden hiç bişey yapamazdım en azından nasıl bişey olduğunu öğrenmeliydik.
"Ben de varım" dedim bi adım öne çıkarken.
"Bende" dedi Burak. Benim yaptıklarımı yapmasa ölürdü zaten.
"Pekala, çoğunluk sağlandığına göre giyinme odasına gidebilirsiniz"
✨️✨️✨️
Hepimiz giyindikten sonra kapının önünde durmuştuk. Erdem bey'in kapının kilidini sökmesini bekliyoduk hepimiz.
Ancak ayla bunu beklemiyodu, içinde büyük bi tedirginlik olduğunu hissedebiliyordum.
Hafif sersemleyip başı döndüğünde bana tutundu.
"Ayla" dedim ona bakarken "Merak etme bu uzun sürmeyecek"
"Nasıl" dedi gözleri dolmuşken. Kıyafetten zar zor ayırt ediliyordu ama yinede anlaşılıyordu gözlerinin dolduğu yada korkusu ağır basıyordu.
Kapı açıldı. İçerden seyyar tezgahlarda satılan balık kokusu geliyordu buram buram.
Herkes burnunu takarken yavaşça içeriye doğru girdik.
Mükemmeldi ya çoğunluk kabul ettiği için bizde burda olmak xoeundaydık mükemmel.
"Yaşamak için son 5 saatleri kaldı" dedi erdem bey "maalesef onları kurtaramayacağız"
Derince bir nefes aldım gözümüzün önünde insanlar ölecekti ve onları bize gösteriyolardı.
Yavaş yavaş ilerken ilk vakayı gördük, vücutları balıklar gibi pul pul renkleride yeşile dönmüştü. Burak yanıma geldiğinde kokudan bayılmak 0zereysim ama her iki durumda aldırış etmeyip ilerlemeye devam ettim.
Gelen öğürme sesiyle hepimiz ayla'ya döndük.
Gözleri yavaş yavaş kapanırken bir anda yere düştü.
Biley olursa sorumluluğunu nasıl alacaklardı acaba?
Ben ona doğru koşarken erdem bey beni durdurdu.
"Herkes dışarı" İşte asıl olay tamda şimdi başlıyordu.
Biz ağır ağır dışarıya çıkarken, içeriye giren iki adam erdem bey ile beraber, ayla'yı dışarı çıkardı. ancak onu göremedik. Çünkü başka bir demir kapının ardına kilitlendi, hiç bir şey söylenmeden.
✨️✨️✨️
Ayla yanımıza gelene kadar dördümüz kalmıştık. Kantinin bi masasında oturup yemek yiyorduk aramızda derin sessizliği ilk bozan kişi gaye oldu.
"Madem burdayız ve çıkış yolumuz yok o zaman arkadaş olmalıyız en azından tanışalım"
"Buraya gelmek isteyen sendin gaye hatırlarsan teklifi kabul ettin"
Şimdi neden çıkış yolumuz yok dediğini anlayamıyordum.
"Ben Burak" dedi elini gayeye uzatırken. "İlemi yakından tanırım"
Konuştu boş boğaz
"Tanıyodu" diye düzelttim onu.
"Nerden" diye sordu oğul. Soğuk bi tipti ama anlaşılan bu konu ilgilisine çekmişti yada sırtını gizlemek için bizimle iletişim kuruyoruz gibi yapıyordu. Amacı her neyse bu çocuktan hiç haz etmedim.
"Kendimizi tanıtıyoduk" dedim rahatsız olduğumu bildiren ses tonuyla geçmişimizi değil"
"Eski sevgilim, annesinin bir restorantı var yemekleri muhteşem burdan çıkınca kesinlikle oraya gitmeliyiz"
Yine konuştu boş boğaz.
"Kimlik numaramdan ver istersen burak" dememle hepsi bana baktı. "E anlatıyosun ya benim özelimi belki nüfusları alırlar beni"
Yüzünde mors olmuş bi ifade vardı ve bu ifade benim çok hoşuma gidiyordu.
"Vayy" dedi gaye "tekrardan böyle bi ortamda karşılaşacağınız kimin aklına gelirdi"
Haklıydı, kimsenin aklına gelmezdi. Böyle bi boşboğazla aynı ortamda bulunmak kimse istemezdim ama olan oldu bir kere.
"Belki yeniden olursunuz"
Ne dedin ne dedin?
"Asla" dedim keskin bir ses tonuyla ama Burak lafımı kesti.
"Kim bilir"
Ben bu çocuğa nasıl tahammül edeceğim,
Burak, patavatsızlığı ve hayal dünyası çok yaratıcıydı gerçekten. Her zaman kendine olan güveni hoşuma gitmişti ilk başlarda ama uzun sürmedi şimdi koca bi nefrete dönüştü içimdeki sevgi.
"Şu durum bitmeden kurtulsam senden" diye yanıtladım onu.
"Ama kalbimi kırıyorsun" dedi dudaklarını büzerken.
Bence yapış gırtlağına gitsin. İç sesimi susturup derin bi nefes aldım ama tek kelime daha ederse bunu yapmam an meselesi olacaktı orası ayrı.
"Sahi siz nasıl tanıştınız?" Bunun oğulu ne kadar ilgilendirdiğinden emin değildim. Var bu çocukta bişeyler.
"Oğul" dedim tamamen ona odaklanmışken "şu teklifi sen niye kabul ettin?"
"Bu seni ne ilgilendirir?" Dedi arkasına dopru yaslanırken
"Evet" dedim "ilgikendirmez tıpkı benim özelimin seni ilgilendirmediği gibi"
Her ne kadar hatırlamak istemesemde oluşan sessizlik beni yeniden o zamana götürdü.
4 YIL ÖNCE "ASLAN PARKI"
nefes almaya ve sigara tüttürmeye ihtiyacım vardı ve ayaklarım beni buraya getirdi aslan parkı.
Adını "bir küçücük aslancık varmış"' şarkısından almış siri-22 yüzünden ölen küçük bir çocuğun anısına yapışmış bir park.
Jiç birimiz o zamanlar bunun nasıl bişey olduğunu bilmiyorduk. Aslan'ın ölümünden donra öğrenildi herşey ve ülke büyük bir yasa boğuldu.
İçeriye girip bir bank'a oturdum ve bir sigara yaktım.
Düşünmek bazen tek yapmak istediğim şey buydu ve en güzel manzara bu parka aitti.
Öz ailemin ölüm yol dönümünü bende böyle anıyordum işte.
Arkamdan omzuma dokunan el ile irkildim.
"Çakmağınızı kullanabilirmiym?" Diye sordu yakışıklı bir çocuk yanıma otururken.
Yani kullanırsında başka bank mı kalmadı arkadaş niye yanıma oturuyosun
Çakmağı uzattım. O da bir sigara tüttürdü.
"Teşekkür ederim" dedi çakmağı bana geri uzatırken.
"Sen niye buradasın?" Belliydi kendine güveni olan bir çocuktu ayrıca birazda konuşkan.
Elimdeki sigarayı gösterdim "annem bilmiyo"
Biliyodu sadece korkuyordu çünkü her haliyle beni ne kadar sevip düşündüğünü belli ediyordu.
Gülümsedi. "Benimkilerde" dedi sigarasını gösterirken.
Sigaram bittiğinde banktan yavaşça kalkarken kolumu tuttu.
"En azından ismini söyle, ben burak"
"İlem" dedim kolumu çekerken, ismimi söyledikten sonra ordan uzaklaştım ama yüzümde kulaklarıma kadar varan salakça bir gülümseme oluşmuştu, tatlıydı.
Ve diğer tüm gecelerde, aynı saatte ayaklarım beni hep bu park'a getirdi.
GÜNÜMÜZ
"Konuyu kapatalım artık" diye sertçe çıkıştım hepsine.
"Niye?" Diye sordu Burak.
"Biliyomusun eski sevgilim" dedim eski kelimesini bastırırken. "Şuan ağzının ortasına çarpmamak için kendimi çok zor tutuyorum"
Gaye anlamaz gözlerle bize bakarken Burak ayağa kalktı ve yemek tepkisini alıp çöpe attıktan sonra gözden kayboldu.
Sinirlerimi bozulmuştu paşamın.
Burak gözden kaybolurken Tahir başkan belirdi.
Az önce Burak'ın oturduğu sandalyeye oturdu yani benim yanıma.
"Size Ayla ile ilgili bi haberim var" dedi.
hepimiz yemeklerinizi bırakıp Tahir başkan'a döndük.
"Ayla kara balık virüsüne yakalandı ve sadece 12 saati var"
Kafasını öne eğdi. "Düşerken sizlerden birine dokunup dokunmadığın anlamamız için bir testten geçmeniz gerekiyor"
Doğru tahmin etmişim, şimdi bu kızı nasıl yaşıtacaklardı.
"Nasıl?" Diye sorduğumda yüzünde en ufak bi pişmanlık hissi dahi yoktu.
İğrenç adam.
"Nasıl yaşayacaksınız onu" diye sordum sesim haddinden fazla çıkarken. Ama hu ses az bile gelirdi onlara.
İçimizden biri canıyla cebelleşirken diğerleri hâla daha susuyordu.
Delirmek üzereyim, biri ölmek üzere ve herkes sessiz.